Özel Arama

28 Şubat 2010 Pazar

Yensen de Yenilsen de Taraftarın Senle mi?

Ankara'ya yaptığım iş gezisi dolayısıyla aranızdan biraz uzak kaldım ama Yağcı sağolsun eksikliğimi hissettirmedi en az diğer yazarlarımız kadar!!! Neyse bu laf sokma kısmını geçip başka bir laf sokma kısmına geçmek istiyorum. İş gezim dolayısıyla maçı Ankara'da izleme şansı buldum. Evde tanımadığım bir kişi daha vardı oda Galatasaray'lıymış meğersem. Oturduk maçı beraber izliyoruz almış gelmiş elinde bira, biliyorsunuz o gün de kandil dakika bir gol bir oldu zaten. Tutmadı gözüm çocuğu, dakikalar geçtikçe de haksız olmadığımı anladım. Her kaçan gol de küfürler hakeme saymalar hatta Caner'e fenerli değil mi ...... çocuğu demelere kadar varan küfürler bunlar. O an içimden geçti ulan sen bu takıma ne verdin de Caner'in verdiklerine laf ediyorsun diye ama misafir misafiri sevmez, ev sahibi ikisini de sevmez konumuna düşmek istemedim:) Neyse arkadaşlar ben takımıma kızmıyorum elde ki kadroyla parayla bu kadardan fazlası olması biraz hayal oda 2000 senede bir olur. Diyoruz 25 milyon taraftarımız var diye ama nüfusu bizim taraftardan az olan Yunanistan bile daha fazla yıldız oyuncuya sahip ülkemizden. 25 milyon insandan kaçı takıma her sene para katkısında bulunuyor da yenilince ana avrat küfretme hakkını kendin de buluyor anlamak mümkün değil. Çevrem de bile koyu Galatasaray'lıyım diyen arkadaşlar ve hatta hepsi üniversite mezunu arkadaşlar takıma destek olmazken 25 milyon taraftardan destek beklemekte hayalperestlik olur.



Son verilere göre Gsbonus 60 bin Gsmobile 150 bin civarında üyeye sahip. Kaçımız kredi kartı kullanmıyoruz da Gsbonus almıyoruz. Kaçımız da Avea hat yokta her avantajı aynı olan Gsmobile'a 150 kontör harcayıp geçemiyoruz. Bu kafayla 2000 sene daha bekleriz Avrupa'da başarıyı... Transfer sezonunda elini cebini atmayıpta yıldız transferi bekleyen taraftarlara da yazımın sonunda selam yollamak boynumun borcudur...

26 Şubat 2010 Cuma

Yine Hüsran 1-2



Bu yazı sıcağı sıcağına yazılan fazlasıyla duygusal bir yazıdır.O yüzden yanlışım varsa mazur görün.Televizyondan tekrar izleme imkanımız olmadığından da yorumlarımız 50 metrelik bir hata payı içerebilir...

Michael Platini üstadımız bazı tartışılan kararların NBA'de olduğu gibi tekrar izlenerek değiştirilebilmesine ısrarla karşı çıkıyor.Öte yandan bu sene UEFA'da hakem sayısının 2 arttırılarak sahanın hakeme boğulmasını destekliyor.Bu ekstra ikiliden oyuna hakeme yardımcı bir karar görsek eyvallah,ancak koca bir maça 2-3 korner pozisyonu hariç hiçbir katkıları yok...

Sadece Galatasaray'ın maçlarında da verilmeyen 2.penaltı bu...Penaltı pozisyonunda YARDIMCI sıfatıyla 2 metre ileride duran hakemin göremeyebileceğini,masum olabileceğini söylemek şerefsizlik olur,eve gelip pozisyonu gördüğümde gözlerime inanamadım. Stadda bulunduğumuz konum itibariyle zaten görme imkanımız yoktu,ancak bazı pozisyonlar vardır,oyuncunun hakeme gidişinden,çaresizliğinden birşeyler olduğunu anlarsınız.Aynen öyle bir andı bizim için,filmin koptuğu andı da denebilir.Herşeyin o pozisyonla başladığını,takımın 2 dakikada dağıldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Rakibinizin ayağından söküp aldığınız faul bile olmayan pozisyonlarda birer birer kart görüyorsanız,takım kaptanınınız hakemle konuştuğu anda kart görüyorsa ve bu esnada rakibe tam tersi bir serbestlik tanınıyorsa(hakemler için sarı kart vermesi en açık durum olan arkadan çekme dahil) dünyanın en profosyonel cool futbolcusu bile olsanız sinirleriniz yıpranır.Bütün bunlar Caner'in yaptığı en hafif tabiriyle sorumsuzluğun sebebi değil elbette..

Öyle ya da böyle bir kez daha ellerimizin arasından uçtu gitti tur..An itibariyle de Sporting Everton'u madara etmiş durumda.Kewell'ın ve Baros'un sağlıklı olduğu ileri ki turlarda neler yapabilirdik,bunları düşünmek acı veriyor insana..Bu saatten sonra elde kalmış tek şey lig ise bu taraftarı şampiyonluktan başka şey de kesmez..



Taraftarıysa daha önce hiç bu kadar akıllı,oyunu yaşarken görmemiştim.Maç bittiğinde biz de birer maç yapmış kadar yorgunduk,ancak desibel manyaklığından değildi bu yorgunluk..Onlarla birlikte savunma yapmanın,onlarla birlikte hücuma çıkmanın yorgunluğuydu...Yapılan koreografi çalışması ve pankartlarsa bir tebessüm oluşturan hatıralar olarak kalacak bu geceden bize...

Maçın teknik analizini dediğim gibi şu anda pek sağlıklı düşünemediğimden yapmam mümkün değil,ancak aklıma takılan tek bir şey var.Devre arası Barış maça girecek gibi ısınırken eşofmanlarını bile çıkarmışken,Emre Çolak ve Dos Santos'la (öylesine)ısınan Ayhan oyuna neden girdi...Tek mantıklı sebep Barış'ın son anda bir sakatlık yaşamış olabileceği,aklıma başka bir şey gelmiyor.Mustafa Sarp'da bu kadar etkisizken 0-0 giden bir maçta Barış daha mantıklı bir tercih olabilirdi sanki...

Tüm Galatasaraylılara geçmiş olsun...

25 Şubat 2010 Perşembe

Round of 16



Şampiyonlar Ligi'nde oynanan ilk maçlar sonucunda turu geçmeye çok yakın gözüken tek takımın Bordeaux olması ne kadar zevkli rövanşların bizleri beklediğinin habercisi. Barcelona'da bu listeye dahil edilebilir belki ancak Stuttgart karşısında özellikle ilk yarıda oynadıkları çok kötü futbol düşündürücü.Stuttgart'ın ilk yarıda verilmeyen 2 penaltı pozisyonunu da hesaba katarsak maçı çok ucuz atlattıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.Koskoca takım PES'de ezberden oynayan veletler gibi topu Messi'ye verip izler hale gelmiş...

Lyon yine şaşırtmayarak geleneği sürdürdü,turu geçmeleri sürpriz olmaz.İşte o zaman Madrid'de neler olur,düşünmek bile ürkütücü..Arsenal-Porto,Fiorentina-Bayern ve Man.United-Milan maçları herhalde en zevkli rövanş maçları olacak.Gönlüm Bayern ve ManU'nun sağlam birer tokat yemesini istiyor.Hele Manchester'in bu sene şampiyonlar liginde çekirgenin 5-6 kez sıçrayabildiğini ispatlayan balı artık bıkkınlık verdi.Çok zor belki ama şöyle Ronaldinho şovla Milan turu atlasa, Arsenal-Porto maçı da topun bir orda bir burda olduğu deli fişek birşeyler olsa tadından yenmez..

Chelsea-Inter rövanşında da çok çok büyük bir aksilik olmazsa 2-1'in dezavantajına rağmen Chelsea turu geçer,hatta zorlanmadan geçer.Bu sene hele Barcelona'nın istikrarsızlığını da görünce Chelsea şampiyon olacak gibi bir his var içimde...

Buyrun sizlerin tahminlerini de alalım rövanşlarla ilgili...

23 Şubat 2010 Salı

Ali Sami Yen'e küfretmek



Bazı yazılmamış kuralları vardır spor kültürünün,taraftarlığın.Her ne kadar karşılıklı küfürler edilse,dalga geçilse de hep bir sınır çizilmiştir.Ne yazık ki son iki Beşiktaş maçında bizleri kahreden,bahsettiğimiz kültürü ayaklar altına alan gelişmeler yaşanıyor.Çaresizlikten midir yoksa ne yaptığının farkında olmamaktan mıdır bilinmez ısrarla,inatla toplu şekilde Ali Sami Yen'e yani kulüp tarihimizin en önemli ismine toplu şekilde küfür ediliyor.Sezonun ilk yarısında Ali Sami Yen stadyumunda duyduğumuzda kulaklarımıza inanmak istemesek de bu hafta sonu olayın tekrarlanmasıyla yine yaralandık.



Neyse ki biz bu satırları yazarken Forzabeşiktaş.com'dan beklediğimiz açıklama geldi de en azından böylesi bir olayın bir daha gerçekleşmeyeceğinin taahütünü aldık diyebiliriz..Ölmüş insanın arkasından edilen küfür herşeyden çok üzüyor insanı..Beşiktaşlılık duruşundan bahseden ve sürekli bununla övünen insanların çok daha duyarlı olması gerekir heralde bu tip durumlara..

22 Şubat 2010 Pazartesi

İnönü'nün ardından



Maçın üzerinden en azından bir gece geçip de düşününce insan,daha sağlıklı yorumlar ortaya koyabiliyor.Sıcağı sıcağına kızdığımız,üzüldüğümüz ya da tedirgin olduğumuz şeylerin şu anda aslında o kadar da önemli olmadığını görebiliyoruz.Dünkü maçı da bu anlamda sakin kafayla kendimizce analiz etmeye çalışalım...

Maç hakkında herhalde ilk söylenecek şey,Galatasaray açısından bu derbinin kesinlikle diğer iki A.Madrid maçından bağımsız olarak düşünülemeyeceğidir.3 gün önce Madrid'de alınan avantajlı skor ve daha önce de bahsettiğimiz gibi orada istenilenlerin aşağı yukarı gerçekleştirilmiş olması bu maç öncesi takımın güveni açısından çok olumlu bir gelişmeydi.Maç beklentilerin ötesinde kornerler eşliğinde hızlı başlasa da bu kadar çok kornerden bir etkili pozisyon bile çıkmaması enteresandı.Kalan bölümde de Barış'ın profosyonel bir futbolcuya yakışmayacak becerisizlikte kafa vuruşu ve Nobre'nin pozisyonlarından gol çıkmayınca ilk yarı tüm Galatasaraylıların canına minnet bir şekilde 0-0 bitti. Holosko'nun yakaladığı pozisyonda da Leo Franco'nun toplara uçmuyor oluşu belki de ilk kez işe yaradı ve müthiş refleksiyle topu tek eliyle tutmayı başardı.



İlk yarıda Galatasaray örneğin Barış'ın kafa vuruşuyla golü bulmuş olsa büyük ihtimalle bu oyununu olumlu değil,olumsuz anlamda etkileyecekti.Daha 40.dakikadan Madrid maçı akıllarda yer etmeye başlayacak,nasılsa öne geçmiş olmanın rahatlığıyla skor koruma yoluna gidilecekti.

2.yarıda biz takımda yorgunluğun baş göstermesi ve oyundan düşmemizi beklerken tam aksine gole kadar Galatasaray’ın üstünlüğüyle geçildi ve bir deplasman takımı için belki de en ideal dakikada gol geldi. Ancak skor koruyamama hastalığımız bir kez daha devreye girince izleyeni kahredecek kadar enteresan bir golle tekrar eşitlik geldi. Arda ve Elano’nun tam işe yarayacakları dakikalarda oyundan çıkmak zorunda kalmaları bu sene üzerimizde dolaşan kara bulutların zirve yaptığı anlar olarak hafızalara kazınacaktır herhalde. Neyse ki uyuyan Beşiktaş’tan o gazla 2.bir gol daha gelmedi ve yine önemli sayılabilecek 1 puanla takım Madrid maçına huzurlu şekilde hazırlanacak.

Maçtan bireysel anlamda akılda kalacak performanslar Neill, Emre Güngör ve Elano’dan geldi. Maç öncesi Emre Güngör’e hala güvenemediğimiz için yüzümüzde kızardı açıkcası. Uğur ise takımın belki de tek zayıf halkasıydı. Ekrem Dağ’a bile karşı koyamaması Avrupa yolunda Galatasaray için tehlike çanlarının çalması demek. Çok tutuk ve korkak futbol oynuyor, ayağa çok sayıda pas yaparak oyuna hakim olmanın gerektiği böylesi maçlarda da bu performans kabul edilemez. Arda özellikle ilk yarıda yine ayağında gereğinden fazla top tutunca bulunan fırsatlar pozisyona bile dönüşemeden heba oldu. Bu konuda ciddi olarak uyarılması gerekiyor.

Sonuç olarak G.Antep,Kayseri,A.Madrid,Beşiktaş fikstüründen yara almadan çıkıldığı söylenebilir. Olaya lig açısından bakarsak Trabzonspor maçına kadar ki Kasımpaşa,Eskişehirspor(D) ve A.Gücü maçlarından 9 puanla çıkıldığı takdirde Trabzon deplasmanıda en az Beşiktaş maçı kadar rahat geçecektir ve beraberlik lüksümüz olacaktır aksi takdirde arka arkaya önce Trabzon’u sonra da Fenerbahçe’yi yenmemiz gerekir ki zaten bunu gerçekleştirirsek %80 şampiyonuz demektir.

Hep Bizle Kal Be Hocam

Yeri geldi sevindirdin bizi, yeri geldi şaşkına çevirdin ama hep dedim vardır bir bildiği. Gün geçtikçe kıymetin daha iyi anlaşıldı kimileri seni ihanetle suçladı kimileri saçmalamakla. Bugün herkese gerekli cevabı verdin sen. Gerçi futbolu bilip bilmeyenleride açığa çıkardın bugün. Kimileri maçtan sonra seni överken kimileri anadolu kulubü antrenörü yaftası yapıştırdı. Kimse de çıkıp demedi ki hocam bu takım forvetsiz bu zor maçları nasıl atlatıyor diye. Neyse kıymetini bilen milyonlarca taraftar ve yönetimimiz var da kafamız rahat.



Senin futbolculuğuna yetişemedik be hocam ama eminim ki Elano'dan tek farkın cengaver fiziğindi. Bu futbol bilginle benim futbola bakış açıma çağ atlattın hocam. Atlayamayanlar hala tvlerde bangır bangır seni eleştirmekte. Bizim halkımızın aradığı bir değişiklik yapsın oyuncular ordan oraya değişsin tüm oyun şablonu değişsin maçın kaderi dönsün. Senin oyunda sistem içinde sistem değişiklikleri yaptığını kaç kişi görebiliyor da sana sallıyorlar be hocam. Biz alışık değiliz ki sistem oyununa mühim olan günü kurtarmaktır hocam.



Ben senin sahadaki duruşunu sevdim, futbol zekanı sevdim be hocam. Geleceğimiz parlaktır senle hocam çünkü hangi Türk takımı bu kadar eksikle bu kritik dönemlerden geçebilirdi farkındayım. Bir oyuncu sakatlanınca eyvahlar çeken takımlarında farkındayım hocam. Yenilgileri eksiklere, sahaya, maç temposuna atan takımlarında farkındayım. Bu kritik dönemi böyle akıllı oyunlarla atlattırdın da futbol dersi verdin ya hep bizimle kal be hocam. Biliyorum bir gün futbol cahillerinin baskısına dayanamayıp bizi bırakıp gideceksin ama sen artık unutulmazsın burlarda hocam. Bıraktığın mirasta bizi başarılardan başarılara koşturacak hocam eminim. Başarılar gelir geçer asaletin bize yeter...

Yorum Farkı

Maçta herkesin tartıştığı bir pozisyon vardı Holosko'nun kafa vuruşunda top çizgiyi geçti mi geçmedi mi? Bende maçı izlerken tekrarlarda terettüte düştüm ama gol değil gibi gelmişti. Önce antu forumundan fizik kurallarını hiçe sayan bu kadarda taraflı yorum olmaz dedirten bir resim koymak istiyorum.



Gülüp geçiyorum ve oh be dedirten piero sonuçlarını koyuyorum.(Aksi halde şampiyon olduğumuzda bile bu gol kafamıza kakılacaktı verilmeyen penaltımıza bakılmadan)

21 Şubat 2010 Pazar

Derbi Öncesi

Maç öncesi herkes haftalardır yerden yere vurulan BJK'yi favori ilan etmiş durumda. Hemde oranlar %70 civarlarında şaşılmayacak gibi değil. Acaba Beşiktaş benim göremediğim neyi iyi yapıyor da favori gösteriliyor anlamak mümkün değil. İzliyoruz haftalardır dağınık bir futbol savruk oyuncularla buraya kadar geldiler ama gün yarıştan kopma günleridir. Sene başından beri kimse tarafından beğeni görmeyen BJK'nin bu maçı alması bana koyar. Son haftalarda lehlerine verilen hakem kararları da beni korkutmuyor değil. Bu maç Madrid maçında ki gibi oynarsak çok rahat kazanırız. Ne Bjk duran toptan gol atabilir ne de Rüştü imkansızları çıkarabilir. Pozisyona girmekte zorlanan girince de atmakta zorlanan, defansı takım halinde yapmalarına rağmen bu kadar gol yiyen Bjk'nin acaba yarım yamalak destek veren taraftardan başka ne avantajı var?(yarım yamalak derken bağırıyorlar ama boş bağırıyorlar haklarını yemeyeyim:)) Benim tahminim büyük ihtimal maçı alırız belki bir beraberlik koparta bilirler. Ancak balla falan bir kaç gol bulurlarsa yenebilirler. Bir tane de kırmızı görürler. Sizin tahminleriniz?

19 Şubat 2010 Cuma

Takas çılgınlığı



Takasların son gününde bombalar bir bir patlamış.Hangi birine bakacağımı yorum yapacağımı şaşırdım,çoğu bekleniyordu zaten de bana sürpriz olan dumura uğratan bir kaç şeye de değinmeden geçmek olmaz...Liste şöyle;

New York: Tracy McGrady (HOU), Sergio Rodriguez (SAC)
Sacramento: Carl Landry, Joey Dorsey (HOU), Larry Hughes (NYK)
Houston: Kevin Martin, Hilton Armstrong (SAC), Jordan Hill, Jared Jeffries (NYK)

Boston: Nate Robinson, Marcus Landry (NYK)
New York: Eddie House, J.R. Giddens, Bill Walker (BOS)

Charlotte: Tyrus Thomas (CHI)
Chicago: Ronald Murray, Acie Law (CHA)

Milwaukee: John Salmons (CHI)
Chicago: Hakim Warrick, Joe Alexander (MIL)

Sacramento: Dominic McGuire (WAS)
Washington: 2010 2'inci Tur Draft Hakkı (SAC)

Charlotte: Theo Ratliff (SAS)
San Antonio: 2016 2'inci Tur Draft Hakkı (CHA)

Utah: Gelecekteki 1'inci Tur Draft Hakkı (MEM)
Memphis: Ronnie Brewer (UTA)

Milwaukee: Primoz Brezec, Royal Ivey, 2010 2'inci Tur Draft Hakkı (PHI)
Philadelphia: Francisco Elson, Jodie Meeks (MIL)

Cleveland: Antawn Jamison (WAS), Sebastian Telfair (LAC)
Washington: Zydrunas Ilgauskas, Emir Preldzic, 2010 1'inci Tur Draft Hakkı (CLE), Al Thornton (LAC)
LA Clippers: Drew Gooden (WAS)

New York: Brian Cardinal (MIN)
Minnesota: Darko Milicic (NYK)

Portland: Marcus Camby (LAC)
LA Clippers: Travis Outlaw, Steve Blake (POR)

Washington: Josh Howard, James Singleton, Quinton Ross, Drew Gooden (DAL)
Dallas: Caron Butler, Brendan Haywood, DeShawn Stevenson (WAS)

Takasları sadece isimler açısından değerlendirmek yanlıştır,işin maddi boyutunu da düşünmek gerekir.Zaten ikisini birden iyi yapabildiyseniz takaslarda karlı taraf olarak anılırsınız. New York elindeki şişkin kontratları birer birer postalayarak sene sonu için kendisine inanılmaz bir rahatlama sağlamış.Her oyuncunun burada oynama hayali kurduğu sözlerini dikkate alırsak bu haliyle New York'un bu yaz önüne gelene sulanabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.(özellikle Lebron'a)

Washington bu satırlarda da daha önce bahsettiğimiz malum olayların ardından kadroyu tamamen dağıtarak geri dönülmez bir yola girdi.Bundan faydalanansa Cleveland ve Dalas oldu.Cleveland Antawn Jamison'u kadrosuna kattı.Bu sene de şampiyon olamazsa Lebron'u artık rüyalarında görürler büyük ihtimalle.Boston'da Garnett,Pierce,Allen,Glen Davis,Rajon Rondo'lu sempatik kadrosuna Rasheed Wallace'dan sonra Nate Robinson'uda katarak bu sempatiyi bir anda antipatiye döndürmeyi başardı.

Dallas ise Washington sömürüsünden Caron Butler,Brendan Haywood ve DeShawn Stevenson'u kadrosuna kattı ve inanılmaz geniş bir kadroya shipler.Bu takaslar onları da bir anda potaya sokabilir.

Houston'da Kevin Martin uğruna Carl Landry'yi Sacramento'ya göndererek şaşırttı.NBA'in amaçsız takımlarından olmaya devam edecekler herhalde...Bir diğer ilginç nokta da belki de takas döneminde adı diğer takımlarla en çok anılan isim olan Amare'nin takımda kalmış olması.İyi bir teklif alamamış olmaları muhtemel ve hala değerini korurken ucuza kaptırmak istememeleri mantıksız değil...

Tüm bu takasların ardından bu yaz neler olabileceğini düşünmek bile heyecan verici.Son takasların da gerçekleşmesiyle daha önce de favorim olan Cleveland'ın bu kez şampiyon olacağını şimdiden buraya yazmış olayım...

Hellcome



Ujfalusi, ''Türkler, çok ateşliler ve İstanbul'da sert bir karşılaşma olacak. Ama kazanmak istiyoruz. Amacımız İstanbul'a gidip turu geçmek, 2-2'de bize yarar. Avrupa Ligi'ni bir kenara atamayız çünkü çok iyi bir turnuva''

Salvio, ''Rövanş maçı her iki takım için de çok zor olacak, 90 dakikada çok şeyler olabilir. Cehennem olur mu olmaz mı bilmem ama iyi bir maç çıkartıp turu geçmek istiyoruz''

Sabırla,geçen seneden ders alarak,maçı yaşayarak ne olursa olsun bu turu geçeceğiz.Artık görev bizde...

At.Madrid-Galatasaray 1-1 Az ve öz



Gittik,istediğimizi aldık,dönüyoruz...Uzun uzadıya tartışmanın pek anlamı yok aslında.Yorgun ve sakatlarla dolu bir kadro Madrid'de bundan iyisini skor olarak da oyun olarak da alamazdı.

Oyun kontrolünü hiçbir zaman rakibe vermeden mümkün olduğunca kısa ve çok pas yapacaktık aynen geçen sene tüm deplasman maçlarında yaptığımız gibi.M.Topal,M.Sarp ve Uğur'un bu konudaki beceriksizliklerinin yanına bir de Keita'nın isteksizliği eklenince ilk yarı çok sıkıntı çektik,orta sahayı geçen her top aynen ceza sahamıza döndü bir ara.



Caner'in bir hatayla hemen kenara alındığını söylemek insafsızlık olacaktır,belli ki önceden düşünülen,konuşulan pek çok şeyi gerçekleştiremiyordu ki fizik olarak bu maç için çok yetersiz olan Gio'yu herşeyi göze alarak oyuna sürdü Rijikard.Neyse ki oyunun kopma noktalarında hiç pes etmedik,hatta çok net fırsatlarda yakaladık,ancak Mustafa Sarp'ın ve Keita'nın anlamsız hareketleriyle bu fırsatları teptik, hem de golü atıp devre arasına girecekken.Neyse ki çok anlamlı olan golü sonunda bulduk ve iyi savunma ile İstanbul'a avantajlı skorla dönüyoruz.

Neill herhalde kimse itiraz etmeyecektir sahanın yıldızıydı.Yeni Hagi bulamadık 10 senedir ancak yeni Popescu'muz kesinlikle Neill..Maçı kahvede izlediğimizden bu yargılara varmak ve gözlem yapmak için fırsatımızda oluyor..Neill topu ayağına aldığında yeri ve dakikası ne olursa olsun rahatlama alıyor herkesi,vardır bir bildiği diyor insanlar...



Elano ve Arda'da dün özellikle takımın kötü oynadığı dakikalarda bile ayakta kalan isimler olarak göze çarptılar.Elano'nun Mustafa Sarp'tan daha fazla defansif oynaması Rijikard'ın isteği olsa gerek.Keita ilk yarıda saç baş yoldurup "cool" takılırken, ikinci yarıda kim olduğunu hatırladı ve sazı eline aldı. Tabi ki bunda bulduğu daha geniş alan ve rakibin yorgunluğuda bir faktör olsa da, 2.yarıdaki futbolunu oynarsa bize kazandıramayacağı maç yok diye düşünüyorum..

Keita'nın futbolu ve attığı gol Erman Toroğlu ve İlker Yasin'e armağan olsun.Sergen Yalçın ve Mustafa Doğan sizlerden de Türk futboluna sizin yaşattığınız büyük başarıları yaşatamadığımız,sizin kazandırdığınız Şampiyonlar Ligi kupalarını,Dünya şampiyonluklarını bir türlü kazanamadığımız için özür dileriz(!)

17 Şubat 2010 Çarşamba

Nayır Nadnan(Öztürk) Nolamaz!!!!


Adnan Polat yönetimi sportif başarı hariç her alanda iyi giderken karşısına bir rakip çıktı. Rekabet herkese yarar ancak böyle bir yönetimin karşısına çıkmak bana göre ayıptır. Özhan Canaydın karşısına bile çıkmaktan vazgeçen Adnan Öztürk şu an herkesin beğenisini toplayan yönetimimize rakip olarak seçime katılma kararı aldı. Hemde olası bir yönetim değişimiyle taraftarın ne kadar tepki göstereceğini hiçe sayarak. Seçim vaatlerini hepimiz bir yerlerden okumuşuzdur.Gerçekten siyasetçi edasıyla içi boş laflar etti bana göre. Lafla peynir gemisi yürümez Nadnan, Nayır başkan Nolamazsın!!!

16 Şubat 2010 Salı

H.O.R.S.E



NBA All-Star hafta sonunun geçen sene ortaya çıkmış ve güme giden yarışmasıdır HORSE...Tutması halinde cumartesi programına dahil edileceği söylense de;yine izleme şansına sahip olamadık.İnşallah bu seneki felaket cumartesinin ardından seneye bu yarışmayı canlı canlı izleme imkanına kavuşacağız.

Yarışmanın kurallarına göre ilk oyuncu sahanın istediği bir yerinden istediği şekilde bir basket atmaya çalışır.Diğer oyuncularda bu basketin aynısını atmak zorundadır.Atamadığı takdirde bir harfle cezalandırılır.H.O.R.S.E harflerini ilk tamamlayan oyuncu elenir. Karpuzlama diye tabir ettiğimiz atışlardan,eksi açılı atışlara pek çok değişik atış yaparak rakibinizi zorda bırakabiliyorsunuz.Ümit ediyoruz ileriki yıllarda katılımcı sayısı arttırılarak, smaç yarışmalarında ulaşılan doygunluk ve sıradanlık bu yarışma ile giderilebilir...

15 Şubat 2010 Pazartesi

All-Star 2010-2 108.713



108.713 kişi… Birisi anlatsa 100 bin kişinin basketbol maçı izleyebileceği bir salonun olabileceğini gülüp geçerdik herhalde… Ancak dün gece Dallas’da bu inanılmaz olay gerçekleşti. Adamlar yapmış abi sözü de en çok buna yaraşır. Dallas'ın Amerikan Futbolu takımı için 1milyar 200 milyon dolar harcanarak yapılan stadyum All-Star için özel olarak bir arenaya dönüştürülerek organizasyon anlamında tarihin en başarılı All-Star’ı gerçekleştirildi.

Sahadaki resme bakarsak da;maç öncesi yapılan yorumlar ile maçın birebir örtüştüğü söylenebilir. Batının yok artık dedirten oyun kurucu bolluğu (Nash,Kidd,Billups,Deron Williams)fark yaratan unsurdu. Bu oyun kurucuların yanına zaten biz girsek NBA’de 20-30 galibiyet alabiliriz herhalde.Batı kazanırsa Carmelo; doğu kazanırsa da Lebron ya da Wade MVP olur deniyordu daha maç başlamadan.Maçta bu isimlerin etrafında döndü. Geçmiş yılların aksine eğlenceden çok maç havası hakimdi.Shaq'ın olmayışı bunun birinci sebebi olsa gerek. Howard'dan başka eğlenmek isteyen yok gibiydi.Bosh ve Randolph da mücadeleyi abartanlar olarak göze çarptı.

Lebron James;daha yeni yeni hafızalardan 2008 All-Star'ını silmişken son 5dk yine saçmaladı.Doğu maçı kazansa MVP'nin Wade olacağı gün gibi ortadayken aldığı her topla potaya gitmesi,saçmasapan atışlar kullanması ile az daha maçı batıya veriyordu.Bu ne ödül sevdasıdır,nasıl bir egodur çözemedim doğrusu...

All-Star 2010-1 Nate “the hate” Robinson



Her sene yinelenen anlamsız bir heyecanla oturuyoruz televizyon karşısına.Sanki yarı uykulu yatarken bizi yerimizden sıçratacak bir şeyler olacak, ya da gülmekten yerlere yatıracak bir şov,eğlence göreceğiz.Ama yok; her sene aynı terane,sıktı artık diyeceğim de zorla tutan yok ki zaten..Uyuyup diğer gün reklam falan beklemeden özetlerini izlesek hiçbirşey kaybetmeyiz,çünkü ben bunu canlı izlemiştim diyerek övünülecek bir durumda yok ortada...



"Shooting Stars" ve "Skills Challenge" eğlence açısından başarılı ve sevimli yarışmalar..Zaten yıldızlar da bu yarışmalara katılmaktan çekinmiyorlar,haliyle tatlı bir rekabet oluyor..Gecenin asıl beklenen yarışmaları ise her zaman 3 sayı ve smaç yarışmaları.Bir kaç senedir hep içimizde birşeyler eksik kalıyordu,kendimize bir mazlum seçip kritikler yapabiliyorduk. Bu sene ise sıkıcılık sıradanlık zirve yaptı.



Üç sayı yarışmasında zaten o an ritm tutturabilen,atış stili yarışmaya uygun olan kişi başarılı oluyor,bu yüzden üstünde durmanın pek alemi yok,ancak smaç yarışmasında insan kusura bakmayın ama “oha,yok artık” diyerek yerinden sıçramak istiyor. Gerald Wallace ve Shannon Brown’dan beklentimiz büyüktü ancak dümdüz smaçlarla adeta dumur olduk. Nate Robinson ilk kez gerçekten hakederek kazandı yarışmayı. Neyse ki benden bu kadar demiş, seneye onun katılmayacak olması bayram yapmak için yeterli bir sebep…
Kararlar açıklanıp Nate Robinson’un şampiyonluğunu görünce kimsenin birbiriyle konuşmadan 3 farklı odaya yatmak üzere dağılması,gecenin üzerine tek bir söz söylenmemesi sıradanlığın özeti olsa gerek…

Eskiden Kasap Havası Sadece Düğünlerde Oynanırdı Yavrum

Önceden soğuk kış akşamlarında bozacı bağırırdı hatırlar mısınız? "Bozaaaa" diye bağırdıkça içimiz ısınırdı. Peki ayıcı amca vardı bilir misiniz? Ayıları şimdiki çocuklar animasyonlarda tanır ama ben ayıcı amcanın tefi çalarak oynattığı ayıyı gördüm gözümle. Ya salıncakcı amca lunapark keyfini ayağımıza kadar getirirdi. Hele Osmanlı macunu dişimize yapışıp sinir etse de zevkle yerdik. Artık hepsi güzel bir hatıra bize...



After 20 sene:
Once' baqqal unkıllar vartı yawrum. $imdiqi gipi soguq marqet calı$anları yoqtu. Guler faceli sevcen ufaq baqqallarımız vardı. Once' football boyle oynanmasdı yawrum. Ne bu nanoteqnoloji zırhlar vartı, nede...Dememek için lütfen hepimiz üzerimize düşeni yapalım her konuda!!!

Şampiyon(nuz)


Söz unutulur, yazı baki kalır derler ya. Bende sözüm havada kalmasın diye buraya yazma gereği duydum. Bu hafta oynanan maçlar sonrası büyük ihtimal şampiyonuz ve İnönü'deki olası galibiyet veya beraberlikte kesin şampiyonuz diyorum. Mayıs ayı geldiğinde yazımı tekrar hatırlatacağım:)

12 Şubat 2010 Cuma

Murphy'nin gazabı

Murphy kanunlarına göre işler bir kez rayından çıkarsa,bundan sonra ters gitme ihtimali olan herşey ters gider... Kompleks bir felsefe değildir aslında evde,işte,okulda,yaşamın heryerinde karşımıza çıkan bir durum bu.Her şey güllük gülistanlıkken ufacık bir tökezleme felaketler getirebilir bazen...

Galatasaray'ın geçen senesini böyle özetlemiştik UEFA ellerimizden kayıp giderken,defalarca elimize geçen liderlik fırsatını cömertçe harcarken,Kocaeli'ni Sami Yen'de bile yenemezken...

İlginç bir Dejavu yaşıyoruz yine Şubat ayında. Geçen sene Sivasspor bozarken ritmimizi,şevkimizi; bu sene Antalyaspor gerçekleştiriyor aynı şeyi, itiyor Türkiye Kupasından bizi.. Sakatlıklar bırakmıyor yakamızı, çaresizce izliyoruz artık her gün yeni eksikleri. Doktorlardan mıdır yoksa kısmetsizlik midir bu kadarı bilemiyoruz anlamak istiyoruz ama anlayamıyoruz,sadece vardır bunda da bir hayır diye mırıldanıyoruz...

Forvetimiz yok diyoruz,günlerce tartışıyoruz ne olacak halimiz diye ancak belki de forvetliyken giremediğimiz kadar pozisyona giriyoruz...Gol de atıyoruz hatta ama bu kez defans yapmayı unutuyoruz.Arkamızda boş kale dururken diğer taraftan saldırıyoruz rakibe..Gözümüz dönmüş bir kere o kadar yormuşuz ki kafayı gol atmaya, düşünmemişiz gol yersek ne yaparız diye...

Yine kara bulutlar sardı üstümüzü,her maçımıza abi bu kez rahatça alır yükselişe geçeriz gör bak diyerek yeni bir iştahla bakıyoruz. Bu tablo geçen seneden tanıdık, ancak bu kez tecrübeliyiz;öyle olmalıyız. Havlu atmamalı,pes etmemeliyiz. Avrupa değil bizi düşündüren, ne kadar kötü durumda olsak da oraların havasını bir kez aldık mı zaten bambaşka futbol oynarız ancak seneye Şampiyonlar Ligi'ne katılmalıyız..Bu kadronun,ekibin hakkını vermek istiyorsak ne yapıp edip bu kez ilk 2'de kalmalıyız..Şampiyon olamıyorsak ne önemi var ki dememeliyiz bu kez..

9 Şubat 2010 Salı

ÜSTÜN el



“Galatasaray aleyhinde açıklama yapan başkanlar kervanına Antalya ve Kayseri'den sonra Fenerbahçe Kulübü Başkanı'nın da katılması ve O'na eşlik eden medyadaki yandaşlarının hezeyanla yüklü yazı ve konuşmaları aslında Galatasaray'ın ne kadar doğru yolda olduğunun göstergesidir.

Galatasaray olarak rakiplerimizin icraatlarına hep saygılı olduk. Açıkçası biz bu duruşu sergilerken, rakiplerimizden de aynı saygıyı bekliyoruz. Transferde kimin yanlış yapıp yapmadığı sezon sonunda belli olacak. Biz şampiyonluk kupasını 18. kez havaya kaldıracağımıza inanıyoruz. Kendisini dünya kulübü olarak görüp, transfer yapmadıklarını söyleyenler ara transferde 4 milyon euro harcadıklarını nasıl açıklayabilirler.

Gerçek bir dünya markası olan Galatasaray'ın ezeli rakibinin başkanı, marka değerini yükseltmek isteyen Kulüpler Birliğini temsil ederken, bizim icraatlarımızla ilgili yorum yapması hiç de şık durmamaktadır. Kulüpler Birliği Başkanı Sayın Aziz Yıldırım'dan bizim transferlerimizle ilgili yorum yapmasını değil, sahada iki sezondur kasti tekmelerle sakatlanan oyuncularımız için çözüm bulmasını bekliyoruz.''

Rijkaard’ı eleştirmeyi marifet sayanlar

Bu aralar FR ve takımımız hakkında çok fazla eleştiri duymaya başladım. Hele evde izlediğim Kayseri maçı sonrası dışarı çıktığımda arkadaşlarımın yorumları beni şok etti. Bana göre gayet iyi oynadığımız ve 4-5 net gol pozisyonunu değerlendiremediğimiz maçı, onlar rezalet olarak nitelendiriyorlardı ağız birliği yapmışcasına. Üstelik penaltıyla alakası olmayan, bizi yermek için elinden geleni yapan medya dahi penaltı olmadığına dair ağız birliği yaptığı halde Galatasaray'lı bazı arkadaşlarım penaltı diyebiliyordu. Evden çıkınca dışarı şok oldum acaba ben yanlışlıkla premier lig mi izledim de arkadaşlar TSL maçı izlediler diye. Çünkü maçın temposu ve mücadelesi bu yöndeydi. Ben forvetsiz bir takımın bu kadar net pozisyonlar bulmasından memnun kaldım. Biri gol olsaydı herkesin ağzı susacaktı ama neyse artık skor yorumculuğuna devam edelim bu kafayla. Elano'yu eleştirelim skora katkısı yok diye oyuna katkısı kimin umrunda!!!!



Özer Armağan´a ait yazı:



Rijkaard’ı eleştirmeyi marifet sayanlar


08 Şubat 2010 Pazartesi 14:16
Son zamanlarda artık kendimi Rijkaard’ın avukatı gibi görmeye başladım. Galatasaray’ı eleştirmemem, maalesef kamu oyunda Galatasaray’ın futbolunu beğendiğim izlenimi yaratıyor. Ben Galatasaray’ın son üç maçtır futbolunu hem hiç beğenmiyorum hem de hiç zevk almıyorum. Çünkü Galatasaray’ın esas gücünün bu olmadığını çok iyi biliyorum.



Basında herkes Galatasaray’ı gol pozisyonlarına giremediğinden dolayı sürekli eleştiriyor. Ben ise bu durumu sakatlıklara bağlıyor ve Galatasaray’ın yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen ligden kopmamasını da bir başarı olarak görüyorum. Bu konuda da Rijkaard’ı hiç mi hiç suçlamıyorum.



Düşünün bir kere; ilk 8 hafta fırtına gibi esen, her maçta 8-10 gol pozisyonuna giren ve ligde en fazla gol atan Galatasaray gitmiş yerine gol pozisyonuna bile giremeyen Galatasaray gelmiş. Teknik direktör aynı. Peki bu nasıl iştir? Çünkü futbolcular farklı. O zaman teknik direktörü suçlamak niye?



Biz ülke olarak hep ayı şeyi yapıyoruz. Esasında bu düşüncesiz eleştirilerimiz sırf Galatasaray’ın değil tüm takımlarımızın sorunu. Bugün Rijkaard’ı acımasızca eleştirenler ve hatta ‘ teknik direktör bile değil’ diyenler; zamanında da Hiddink, Löw, Zico, Del Bosque,Aragones,Lucesku ve Eric Gerets içinde bu eleştirileri yapmışlardı. Hiddink’i almak için 10 dünya devi sırada, ‘ bu adam teknik direktör falan değil’ denilen Lucesku takımını UEFA şampiyonu yaptı, Löw Almanya’nın, Del Bosque ise İspanya’nın başında. Gerets’in ise geçen sene Marsilya için yaptıkları Fransa da hala konuşuluyor. Ya bizim futbol ulemaları bu işi çok iyi biliyor; ya da her şartta futbol olarak bizim üstümüzde olan ülkeler bu işi bilmiyor.



Şimdi de aynı kişilerin hedefi Rijkaard. Galatasaray takımında 9 gol atan Kewell yok, olmazsa olmaz olan ve oynadığı 8 maçta 5 gol atan Baros yok, 1 gol 7 asist ile oynayan Keita yok. Birde bunlar yetmezmiş gibi her maçta topun Galatasaray’da kalmasını sağlayan Mehmet Topal, sol tarafta alternatifsiz olan Hakan Balta ile sakatlanana kadar formunun zirvesinde olan Sabri yok. Bu saydığım 6 futbolcu Galatasaray’ın gücünün % 80 ini teşkil eder. Şimdi siz sadece %20 ile oynayan bir takımdan nasıl % 100 lük bir performans bekleyebilirsiniz ? Bir Keita ile Mehmet Topal’ın takıma girmesi Galatasaray’ı nasıl etkilendiğini Cumartesi akşamı hep beraber gördük. Kayserispor maçı ile Antalyaspor maçını yan yana koyun, aradaki farka bir bakın. Galatasaray’ı sonuna kadar kritik eteden Hakan Ünsal bile Pazar günkü yazısında ’Mehmet Topal ile Keita’nın takıma girmesi Galatasaray’ı % 30 etkilemiş’ diyor. Ben ise ocak ayının başından beri bunu söylüyorum.



Gelelim Nonda’yı neden sattınız; Jo ve Dos Santos’u neden aldınız? diye eleştirenlere. Sevgili eleştirmenler; bir şeyden fikriniz olması için önce bilginiz olması gerekir. Tabii ki biraz da hafızalarınızı zorlamanız lazım. Önce bir transferin 3-5 gün içinde yapılmadığını ve bazı transferlerin aylar sürdüğünü de bilmeniz gerekir. Şöyle hafızalarımızı biraz Ocak ayının başlarına götürelim. Baros takımla çalışmalara başlıyor, Kewell sakat değil, Keita’nın Şubat başı dönmesi düşünülüyor. İşte tam bu sırada Galatasaray transfer atağına başlıyor.Jo’nun takımı,manageri ve kendisiyle görüşme yapılıyor. Jo esasında Baros’un yanına transfer ediliyor.Yoksa Rijkaard ve Galatasaray kulübü yöneticileri deli mi, Avrupa’da oynamayacak bir futbolcuyu Baros’un yerine transfer etsinler. Burada ki amaç; Lig maçlarında zaman zaman Jo yu kullanarak Baros’u dinlendirmek ve bazen de sıkışıldığı anda Baros’un yanına Jo’yu iyi bir ikinci forvet olarak oynatarak Galatasaray’ın hücum gücünü arttırmak. Fakat bu görüşmeler esnasında Baros ameliyat oluyor ve dönmesi en erken Mart ayı olacağı söyleniyor. Tabii ki bu sırada Jo’nun transferinde de son noktaya geliniyor. Baros’un tekrar ameliyat olması Rijkaard’ı çok ürküttüğünü düşünmüyorum.Çünkü hala elinde her zaman santrfor olarak oynatacağı Kewell var. Fakat Kewell’da sakatlanıyor. Hal böyle olunca Jo mecburen birinci santrfor olarak oynuyor. Yani kısacası Jo sonradan ameliyat olan Baros’un yerine değil Baros’un yanına transfer edilmiştir.



Nonda’ya gelince: Başta Sinan Engin olmak üzere eleştirmenlerin çoğu ’Nonda yerine Leo Franko niye gönderilmedi’ diye soruyorlar. Özellikle Sinan Engin gibi Beşiktaş kulübünün managerliğini yapmış bir kişinin Galatasaray’ı bu konuda eleştirmesi gerçekten komik. Nondanın sözleşmesi 6 ay sonra bitecektir. Bildiğim kadarı ile Nonda 1.200.000 Euro alıyor. Yani birazda pazarlıkla Nonda’ya 300-400.000 Euro verirseniz; Nonda’nın sözleşmesini tek taraflı fesih edebilirsiniz. Leo Franko’nun sözleşmesi ise 3 yıllıktır ve senelik aldığı ücret Nonda’nın kinden fazladır. Yani Leo Franko’nun sözleşmesini fesih etmeniz için en az 4-5 Milyon Euro ödemeniz gerekir. Galatasaray yönetiminin tek düşündüğü konu Nonda mı Kewell mı idi. Kewell’ın beklenenden çabuk dönecek olması ve takımda ki tüm futbolcuların Kewell’a olan saygısı Nonda’nın gönderilmesi gerektiğini gösterdi. Dos Santos ise gelecek vaat ettiği için alındı. Bunu da zaman gösterecek. Eğer Galatasaray’ın beklentilerini boşa çıkarmaz ise alınacak; yok eğer beklentileri boşa çıkartırsa alınmayacak. Olay bu kadar basittir.



Arda’yı niye santrfor oynatıyor diye eleştirenlere: Esasında eleştirmenler biraz GSTV de ki Rijkaard’ın söylemlerini dinleseler, bu konuda Rijkaard’ı eleştirmenin yersiz olduğunu görecekler. Rijkaar nazikçe diyor ki;Arda sağ ve sol tarafta çok etkili bir futbolcu, Arda’nın özel yetenekleri olduğu için onu forvete de koyuyorum, fakat Arda’nın forvette başarılı olabilmesi için sağ ve sol bekin sürekli hücuma destek vermesi ve orta sahanın Arda’ya yaklaşması lazım’ Rijkaard’ın söylediklerinin Türkçe meali şudur: ‘ Ey beni eleştiren futbol ulemaları: Ben de Ardanın sağ ve sol kanatta çok etkili olduğunu biliyorum ve forvette etkisinin azaldığını da görüyorum. Fakat Arda’nın etkili olması için Uğur ve Emre Güngör’ün (Antalya maçında) sürekli ileri çıkması ve böylece orta sahanında Arda’ya destek vermesi, Arda’yı topla buluşturması lazım. Fakat iki oyuncum da bırak hücuma destek vermeyi orta sahayı bile geçmediler. Bu durumda Arda zaten etkisiz olurdu’. Şimdi Rijkaard’ın bu düşüncesi yanlış mı? Antalyaspor maçında Emre ve Uğur Rijkaard’ın dediği gibi orta sahayı bile geçmediler. Peki Kayserispor maçında? Bu seferde Uğur ve Caner sürekli ileri çıktılar; fakat yapmış olduğu ortalar ya kaleciye gitti ya da dışarı. Yani ikisi de bal yapmayan arı gibiydi.



Son olarak ta Sevgili MEHMET ÖZIŞIK’ a: Sevgili Mehmet Özışık geçen yazısın da; Özer Armağana’a göre Rijkaard dünyanın en iyi teknik direktörlerinden biri olduğu için eleştirmemek lazım mış‘demiş. Benim yazımı tekrar okursan benim böyle söylemediğimi anlarsın Sevgili Mehmet. Ben dedim ki ‘Eğer siz dünya çapında ki bir futbol adamını oynattığı sistem ve oyuncu seçimleri için eleştirirseniz, haddinizi aşmışınız demektir. Bir teknik direktörün oyuncu seçimi konusunda en doğru kararı vereceğini düşünüyorum. Çünkü tüm sezon boyunca oyuncuları ile yaşayan, onların performanslarını ve çalışma azimlerini en iyi görebilen ve değerlendiren o takımı çalıştıran teknik direktördür.’ Bu sözlerim esasında sadece Rijkaard için değil tüm teknik direktörler için geçerlidir. Bu paragraftan nasıl Sevgili Mehmet ‘Rijkaard’ı eleştirmemek lazım’ anlamını çıkarttın anlamış değilim. Sistem ve oyuncu seçimi konusunda yukarıda ki söylediğim sebepler yüzünden bir teknik direktör eleştirilemez dedim. Yoksa oynattığı sistem konusunda ki aksaklıklar veya senin ‘Arda neden forvet oynuyor veya Uğur’u neden sol bek oynatıyorsun ’ gibi bir çok şekilde her teknik direktör tabii ki eleştirilebilir. İsmi kim olursa olsun.



Sevgili Mehmet’in ‘Barış forvet neden oynamıyor’ diye eleştirisine de hiç katılmıyorum. Forvet oynamak için futbolcu da önce bire birde adam geçebilmesi, ceza sahasında duracağı yeri bilmesi, son vuruşların iyi olması, şut atabilmesi, rakibin presinden kurtulabilmesi, biraz da tekniğinin iyi olabilmesi gibi daha birçok meziyetlerinin olması gerekir. Bu meziyetlerin hepsi Arda’da çok yüksek seviyelerde olmasa bile hepsinden biraz var. Barış ise çok düz bir futbolcu. Sadece mücadele gücü yüksek.O yüzden ben Barış’ın forvette Arda’nın yarısı kadar etkili olabileceğini düşünmüyorum. Herkes Arda’nın sahadan kaybolduğu Bursa ve Kayserispor maçını örnek gösteriyor. Fakat Arda’nın yine forvet olarak oynadığı Denizli ve Antalyaspor maçlarında attığı goller unutuluyor.



Sonuç olarak eğer bu Galatasaray bir ay içinde ligden kopmaz ise Kewell, Hakan Balta ve Baros’un takıma dönmesi ile Şampiyonluğun en güçlü adayıdır

Sevgiyle Kalin

Sonunda...

Milli Takımın 2012 ve 2014 için eleme grubu maçlarının yayın haklarını NTV&NTVSpor 28milyon 150bin dolar karşılığında aldı. Daha önce 2 kez tekrarlanan ve mantıksız şekilde iptal edilen açık arttırma işlemi sonunda Doğuş grubu mutlu sona ulaştı.

Federasyon süper ligin yayın haklarında kendisine yapılan övgülerin gazına gelmiş olacak ki, yine çok yüksek bir fiyat verilene kadar işi bu noktaya getirdi. Hem de akıl almaz yollarla…

Neyse ki ATV’nin elinden işi kapmayı başardılar. Bünyemiz Selçuk Manav’ları kaldırmıyor artık. Ercan Taner,Ersin Düzen,Murat Kosova,Güntekin Onay,Osman Sakallıoğlu’nun olduğu yerde başkasından maç dinlemek zulüm olsa gerek

8 Şubat 2010 Pazartesi

Psikoloji



"PAF takımda en büyüğüm,takımın en yaşlısı benim.İdmanlarda ilk bitsin diyen ben oluyorum.A takımda ise en ağır idmanın sonu gelmiş,hala antreman yapabilecekmiş gibi hissediyorum.Tamamen psikolojik yani..."

Çetin Güngör kendisi açısından A2 takım ile A takımda bulunmanın farkını açıklarken..

3 Şubat 2010 Çarşamba

Fark!

ultrAslan KARŞI'dan alıntıdır;

Basın ya da Galatasaray düşmanı odaklar her ne kadar "Galatasaray ruhu" ifadesinin içini boşaltmaya, bunu klişeleştirmeye çalışsalar da biz taraftarlar bunu yaşarız. İçini boşaltmadan, anlamlı-anlamsız bir klişeye dönüştürmeden.

Malum, çok önemli transferler yaptık devre arasında. Birbirinden önemli ve kaliteli isimler. TV'lerine kadar konu olduk kompleks sahiplerinin. Galatasaray'ı ve icraatlerini çekemeyenlerin hastalıklarının esaslı bir tedavi aşaması gerektirdiğini gördük bilmem kaçıncı defa...

İşte tam da bu noktada önemli kadromuzun "melez" yapısını fark ettik ister istemez;

Galatasaray'ın Denizlispor karşısına çıktığı ilk onbirde 3 adet altyapıdan yetiştirdiği oyuncusu vardı: Uğur, Arda, Emre. Üstelik Sabri sakat, Aydın da yedekti. Buna rağmen 3 oyuncusu altyapı kökenliydi.

Fark dediğimiz şey bu işte. Bir yanda yıldız ve genç oyuncularla kadrosunu zenginleştiren takımımız bir yandan da milyon dolarlık değerleri kendi bünyesinden çıkartıyor, işliyor ve Türkiye futboluna kazandırıyor. Taraftar altyapıdan çıkan futbolcular için pankart açıyor, onları bağrına basıyor, "evladı" gibi görüyor. O ruhu yaşıyor, yaşatıyor. "Galatasaray ruhu"nu!

Medya, Galatasaray'ı eleştirecek "açık" bulmaya çalışsın, biz bu takımı da, bu ruhu da seviyoruz, seveceğiz. Siz eleştirmek için kudurmaya devam edin...

2 Şubat 2010 Salı

Opsiyon dedikleri

Rıdvan ve Hakan aynı telden çalmışlar; akıllarınca yönetimi eleştiriyorlar. Galatasaray kiralık olarak takıma kattığı oyuncularla sezon sonunda anlaşmak istese bile çok büyük paralar talep edileceğinden büyük paralar harcayacak, büyük kazık yiyecekmiş.

Evet opsiyonlu kiralama yöntemi Türkiye için çok yeni bir kavram olabilir, ancak bu adamlar 30 senedir futbolun içinde değil mi? Hiç mi duymadınız hiç mi merak etmediniz acaba bu transferlerde opsiyon diye bahsettikleri şey nedir? Spor yazarı sıfatı alarak hala bu şekilde yazı yazabiliyor olmaları utanç verici. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak Hıncal Uluç ve Ahmet Çakar’ın önderliğinde her geçen gün daha da vahim bir hal alıyor ülkemizde.

Opsiyon; belirli bir kıymeti, önceden belli bir vade ve fiyattan alma-satma hakkı veren kontratlardır. Kontratı elinde tutan kontrata konu olan kıymeti alma (call-option) veya satma (put-option) hakkına sahip olurken, kontrattan kaynaklanan herhangi bir yükümlülüğü yoktur. Kontratı satan (yazan) taraf ise vadede kontratı elinde tutan tarafın, kontrata konu olan kıymeti kontrat şartları içerisinde almak-satmak istemesi halinde, sözleşme hükümlerini yerine getirmekle yükümlüdür.

Yani bir futbolcuyu takımınıza bir sezon katarak onun takımınıza, ikliminize, atmosferinize, huynuza suyunuza uyumunu görme ve sezon bittiğinde dilerseniz önceden belirlediğiniz bir fiyattan satın alma önceliğine sahip olma imkanı verir. Jo,Dos Santos ve Caner için şu anda zaten klüpleriyle konuşulan fiyatlar belirlidir. Sözleşme de yazan maddeye göre kulüp satmak istediğinde satış önceliğine sahip olunur, ya da kulüp devreden çıkarılarak direk istenen bonservis bedeli kulübe verilir ve futbolcu transfer edilir.

Galatasaray’ın kiraladığı bu isimlerin opsiyonlarının olduğunu biliyoruz ancak daha ayrıntılı bilgi verilmediğinden gerisini ancak yazın göreceğiz. Bu saatten sonra Fenerbahçe’nin son anda devreye girmesi, Demirören’in taraftarlara seçim hediyesi gibi saçmasapan gelişmeler ise mümkün değildir, tabi Galatasaray istemedikten sonra.
Buraya kadar bahsettiklerimizi sokaktan çevirdiğiniz 10 yaşında çocuğa sorsanız eminim az çok o da size anlatacaktır. Peki Rıdvan Dilmen, günden güne onun şakşakçısı haline gelen ve salağa yatan Güntekin Onay, Hakan Şükür bilmiyor mu gerçekten, buna inanıyor musunuz?

Aziz Yıldırım’la Rıdvan’ın 10 gün önce yediği masum yemek ortadayken, Mart’ta ki Galatasaray seçimleri ve Adnan Polat’a bulduğu her fırsatta saldıran bir Hakan Şükür varken en iyisi cahilliklerine verelim biz tüm bu söylediklerini, aksini midemiz kaldırmayabilir.