Özel Arama

28 Aralık 2009 Pazartesi

Üyelik Beratları!!!!




Keşke hepinizi resimdeki halinizde ki, keşke bi köşeye çekilip bize yaşattığınız mutluluklar ve hatıralarla bizi baş başa bıraksaydınız. Hakan'nında dediği gibi torununuza yetecek kadar para kazandınız bize bunları yaşatırken herşey karşılıklıydı. Ama furbolcularımızın çoğu kendilerine emekli maaşı bağlamamızı bekliyorlardı torununun torunuda rahat etsin diye heralde. Neyse hatıralara saygım var daha fazla konuşmak istemiyorum da keşke sizinde bu büyük camiaya biraz saygınız olsaydı.


Geçtiğimiz günlerde klubümüze üye yapıldı eski futbolcularımızdan Bülent Korkmaz, Hakan Şükür, Arif Erdem, Hasan Şaş, Ümit Davala, Ergün Penbe, Hakan Ünsal, Tugay Kerimoğlu ve Vedat İnceefe. Futbolcularımız bu büyük şerefe ulaşırken, milyonların hayal edipte ulaşamadığı Galatasaray formasını giymeyi bırak takımın resmi üyesi olurken orda bulunmadılar. Sebebini adı gibi küçük arkadaş bir yazısıyla açıklamış bir kısmı aynen aktarıyorum;

"Sayın Adnan Polat ve yönetiminin harcadığı Hakan Şükür, Hasan Şaş ve Ümit Davala’ya destek olduk. Beraber savaştığımız insanları yüz üstü bırakamazdık.


KAPTAN Bülent Korkmaz, Hakan Şükür, Vedat İnceefe, Ümit Davala, Ergün Penbe, Hasan
Şaş, Arif ve ben... Bu isimler hepimizin bildiği gibi Galatasaray’ın ve Türk futbolunun tarihi yolunu çizen oyunculardan bazıları. Bu futbolcuların çoğu yakın tarihte futbolu bıraktı. Neden bu isimleri yazdım? Çünkü bu isimler nihayet kulüplerine üye olabildi. Nihayet, çünkü yıllardır süren anlamsız süreç sona erdi.
Çok önce olmalıydı
Burada Galatasaray Kulübü Sicil Kurulu Başkanı Celal Açar ağabeye herkes adına çok teşekkür ederim. Üyeliğimizle ilgili süreçte başından sonuna hep o vardı. Ve bu işi çok kısa sürede çözdü. Aslında çok önceden olması gereken Galatasaray Kulübü üyeliği garip istekler ve sebepler yüzünden uzadı. Artık resmi olarak kulübümüze üyeyiz.
Dün yeni üyelere kartları dağıtıldı. Hiçbirimiz orada değildik. Neden değildik? İşte konu bu...
Kaptan Bülent ve Ümit Davala o gün Türkiye’de değildi. Olsalar da gelirler miydi? Bence hayır.
Hasan Şaş ve Hakan Şükür’ün neden orada olmadığını anlamak için kendimizi çok zorlamaya gerek yok... Diğer oyuncuların olmayışının sebebi ise Sayın Başkan Adnan Polat ve Yönetimi’nin harcadığı Hakan Şükür, Hasan Şaş ve Ümit Davala arkadaşlarımıza bir anlamda destek olmak içindi.
Başarının sırrı
Tabiri caizse beraber savaştığımız, her zaman kardeş gibi görüp davrandığımız bu arkadaşlarımızı yüz üstü bırakamazdık. Bu belki bazılarına garip gelebilir ve, “Hadi canım sende” diyebilir...
Bizim o dönemdeki kadronun sırrının ne olduğunu hep sordular. İşte o sırlardan bir tanesi... Biz birbirimizi çok severdik. Bu sevgi sadece oynadığımız dönem için geçerli değil. Futboldan sonra da birbirimize destek olup, takım gibi davranıyoruz. O törene gitmek sahada mücadele eden arkadaşını yalnız bırakmak ya da cepheden kaçmak gibi bir şey olurdu.
Bağlılık ve sevgi
Bu durumu herkes farklı algılayabilir. Ama sebebi sadece birbirimize olan bağlılığımız ve sevgimiz. Yoksa kulübümüze karşı alınmış bir tavır değildir ve olamaz da zaten."


Siz kime karşı savaş açıyorsunuz sizi siz yapanlara nankörlük etmeyin. Sizi oraya getiren taraftarlar indirmesinide bilir. Futbolculuğnda çok sevilen bazı isimler klupten uzaklaştıktan sonra yaptıklarıyla bir o kadarda nefret ettirmişlerdir kendilerinden. İsimleri tek tek belirtmeme gerek yok herkes kendini biliyor!!!

Güzellikler




İlk resim bugünkü Türk Telekom maçımızdan. Sene başında verilen cezalar takıma iyi geldi herhalde, yine Play-Off yarı finallerinde elenilerek sona erecek amaçsız sezon da artık iyi kötü bir amacımız var... sultAns Kewell pankartından sonra yine süper bir pankart hazırlamış, bu oyuncular da biz bu ligde kalırız arkadaş dercesine savaşıp önüne geleni deviriyor. Tahkimden silinen puanların geri alınması gibi bir karar da çıkarsa bu iş Play-off'a kadar gider yine...






İkinci resim ise Dortmund'un 100.yıl kutlamalarından... Futbolun konuşulduğu her yerde yeri vardır bu resmin, düşünenlerin de yapanların da eline sağlık... Dortmund'un meşhur 25bin kişilik kale arkasında olması da ayrı bir güzellik tabi ki...

27 Aralık 2009 Pazar

3sayı



Pivot vardı gitti, içeriğini beğenmesem de SLAM vardı o da gitti, koskoca Türkiye'de bir basketbol dergisi nasıl olmaz diye söylenip duruyordum uzun zamandır. Böylesine güzel ve kapsamlı bir online basketbol dergisinin olduğunu yeni farkettim...

Aynı dertten muzdarip olan ve henüz dergiyle tanışmamış kişiler http://www.3sayi.com sitesine uğramalı en kısa zamanda...

26 Aralık 2009 Cumartesi

Kolpa Medya

Transfer sezonunda takımımızın ismi sıkça geçiyor bir çok futbolcuyla. Ancak bazı isimler var ki yazılan beni ne kadar sinir ediyor anlatamam. Medya öyle bir izlenim uyandırmaya çalışıyor ki sanki Galatasaray beleş mezar bulsa atlıcak. Arkadaş Youla kimdir ya ismi Galatasaray'la nasıl alınır hiç mi utanmıyorsunuz Haldun abimizin yaptığı transferlerden. Böyle bir oyuncuyla yabancı kontenjanı işgal edileceğine(gerçi kolpa Türk pasaportu var mı bilemem) gözden ırak Lincoln'ü yazalım esame listesine daha iyidir adımız kirlenmez. Gerçekten medya Haldun abimizin yaptığı ters köşelerden komplekse girmiş ve piyasada ne kadar oyuncu varsa yazalım diye düşünüyorlar Galatasaray'ın büyüklüğüne aldırış etmeden.

Neyse siz devam edin büyük basınımız, FR'den daha iyi futbol bilgisine Fbi dan daha iyi istihbarata sahip yüce basınımız. Az kaldı Haldun'den kapaklar geldikçe arşiv yazılarınıza bakıp bakıp utanırsınız az da olsa utanmanız varsa...

Krismıs bayramı



Sonunda ağız tadıyla bir maç izlemek nasip oldu, christmas da olmasa halimiz harap... Son yıllarda hep batıdan 5-6 doğudan 1-2 şampiyonluk adayı takım olurdu, ancak bu sene tam tersi. Bugün bir kez daha gördük ki bu takımlar gerçekten çok güçlü. 3-4 takımla diğerleri arası uçurum olan böylesi bir sezon daha var mı acaba. İçimden bir ses de bu sene Cleveland diyor, neden olmasın?

İlk yarının ardından



Koca 17 haftayı bitirdik sezonu da hiç olmadığı kadar erken açtık... Bizim için takımımızın 4.5 ayda 30-35 maçını izlemek rüya gibiydi tabi ki, ancak futbolcularımız da dinlenmeyi haketti... Genel olarak iyi durumda olduğumuz söylenebilir, ancak kötü oynarken maç kazanamıyor olmamız üzücü... Rakiplerimiz bunu başardığı için böyle bir tablo var aslında ortada. Neyse lafı fazla uzatmayalım da NBA Power Rankings tadında oyuncularımızın ilk yarı performanslarını değerlendirelim...

Leo Franco: Sezon başı ilk maçlarda kaleye top gelmezken, takımın çabuk oyununa uyum sağlayan, kalede güven veren bir görüntüsü vardı, ancak sezon ilerledikçe takıma hiçbir ekstra etkisini göremedik,büyük takımlarda kalecilik yapıyorsanız önemli olan zaten gelecek o nadir toplarda kendinizi göstermenizdir, bunu da yapamıyorsanız sıradanlıktan kurtulamazsınız. Hala Mondragon'u aramamız üzücü

Servet Çetin: Geçen sene sakatlanana kadar tüm Türkiye onu konuşuyordu, ancak bu sene basit oyunu bırakıp, ekstra işler yapmaya çalıştıkça sırıtmaya ve asıl işinde de aksamaya başladı. İlk yarının hayal kırıklıklarından

Gökhan Zan: Bonservis bedeli ödemeden bir yerli oyuncu alıyorsanız bu bir risk değildir, bu açıdan transfere karşı olanları anlamak mümkün değil. Yanlış olansa 2 klasik aynı tipte defansın yan yana oynaması. Bu anlamda Gökhan Zan takımda Servet'in yedeği olarak bulundurulmalı. İkisini yan yana gördüğümüz maçlarda yüreklerimiz ağızlarımızda izledik maçları. Sakatlıklarla boğuşmaya aynen devam ediyor oluşu da kimseyi şaşırtmadı herhalde

Emre Aşık: Yeni bir şey yok. Her zamanki gibi görev verdiğinizde en iyi şekilde yerine getiriyor, yedekse de sorun yok, o hep orada

Hakan Balta: İlk yarının bende en büyük hayal kırıklığı yaratan oyuncusu. Tamam her zaman sakin görünümlü bir oyuncuydu, ama bu sene daha çok umursamaz bir hal aldı oyunu. Arda'yla yakaladığı müthiş uyum bu sene önünde kim oynarsa oynasın yok, çünkü hücuma katkısı yok. Bunu son maçlarda Caner'i görünce bir kez daha anladık. İyi bir kamp geçirmesi gereken futbolculardan birisi

Sabri Sarıoğlu: Ne dersek diyelim kelimeler kifayetsiz kalacak, Keita'nın eserimi bu gelişim Rijikaard'ın mı bilemeyiz ama bir futbolcu 6 ayda ne kadar değişebilirse Sabri'de öyle bir değişim var. Kendini artık sadece oyununa veriyor oluşunun da bu performansında çok önemli yeri var herhalde

Uğur Uçar: Süre aldığı her dakikada potansiyelini ortaya koyuyor. Taraftar her zaman arkasında, bunun bilinciyle üzerindeki tutukluğu da üzerinden atarsa Sabri İtalya'ya transfer olduğunda :)) 10 sene bu mevkimizde görev yapacaktır.

Caner Erkin: Son kupa maçında sol açık oynadığında asıl potansiyelini gösterdi. Son maçlardaki performansını sergilerse Hakan Balta'dan daha faydalı olabilir.

Mustafa Sarp: Sezonun güzelliklerinden.. Sene başında ancak kupa maçlarında oynar gözüyle bakılırken, kadroya ismi ilk yazılan oyunculardan birisi haline gelmesi takdire şayan

Mehmet Topal: Bir şeyler eksik alıştığımız performanslarına göre, ancak hala defansif yönü oldukça güçlü. Herkes çok kötü pas verdiğinden şikayet etse de özellikle Elano'nunda olmadığı maçlarda ondan başka bu pasları deneyen olmaması daha üzücü

Ayhan Akman: Geçen sene bıraktığımız yerde bulamadığımız isimlerden. Yazın elinden kaptanlığın alınmış olması, yöneticilik anlamında hoş bir hamle değildi, askerlikle ilgili sıkıntısında devre arasında gitmesi olası. Gitmemesi halinde kulübeye zenginlik katabilir ancak bu performansıyla

Barış Özbek: Orta sahanın her bölgesine kenardan gelerek monte edilebiliyor, bu açıdan anahtar oyuncu. Her zaman belli standartta oynayabiliyor ve sahada da çok diri. Bu açıdan takımda her zaman yeri var

Tobias Linderoth: Son 10 yılda yapılan en akıllı transferdi belki de. Söylenecek fazla bir şey yok, Murphy kanunları Linderoth için işliyor, kupa maçında bile 85.dakikada oyuna giriyorsa artık faydalanamayacağımız aşikar. Sonu böyle olmamalıydı

Arda Turan: Kaptanlıkla ödüllendirildi, sezona mükemmel başladı, sezon ortasında büyük bir süre vasatı aşamasa da sezonu yine maksimum performansla bitirdi. Şampiyonluk ve Avrupa'da başarı için onun iyi oynaması çok önemli

Elano Blumer: Anlamsız bir biçimde ilk geldiğinde ondan her şeyi yapması beklendi, haliyle beklentileri(!) karşılayamadı. Ancak vakit geçtikçe ne tipte bir futbolcu olduğu gösterdi. İyi bir kampla takıma uyum sağlarsa ikinci yarı da takımı taşıyacak isimlerden olacaktır

Abdul Kader Keita: Yıllardır merak ederdim, bu tipte yırtıcı bir kanat oyuncusu Türkiye'ye gelse neler olur acaba diye. Her maç bunun cevabını alıyoruz artık. Oyun sıkıştığında 5-10 dakika sadece onun üzerinden oynayabiliyorsunuz, bu çok büyük bir avantaj, top kaptırmıyor ve rahat çalım atabiliyor. Türkiye'de oynuyor oluşu bizim için bir şans

Aydın Yılmaz: Daha fazla yazmaya gerek yok, büyük kulüplerde onun kadar şans bulup değerlendiremeyen hem de bunu üzerinde hiçbir taraftar ve camia baskısı yokken gerçekleştiren 2.bir isim daha yoktur herhalde Türkiye'de

Shabani Nonda: Kısa süreliğine oyunda kalacaksa her zaman faydalı, özellikle takım öndeyken top saklayabilmesi ve pas dağıtımı yapabilmesiyle oyunu rahatlatıyor. Ancak Baros sakatlandıktan sonra fiziksel olarak ne kadar kötü durumda olduğunu gördük. Yedekliği sorun etmemesi nedeniyle de kulübe de önemli bir artı

Milan Baros: Takımın vazgeçilmezi. O gittikten sonra yaz ve kış gibi değişti her şey. Besleme de ya da hücum gücünde fark olmasa da o olmayınca gol de olmuyor. Sakatlıktan aynı performansla dönebilmesi çok önemli

Harry Kewell: Söylenebilecek her şeyi zaten bu hemen bir kaç satır aşağıya baktığınızda uzunca söylemiş Tuğrul. Bir şey ilave etmeye gerek duymuyorum, çok özel bir oyuncu. 10'dan sonra böylesi gelmemişti

24 Aralık 2009 Perşembe

Stay With Us Harry Kewell

Öncelikle ofsayt gerekçesiyle verilmeyen golde, gol vuruşunu Kewell'ımızın yaptığına inanmayanlara bir video...O nasıl bir vuruş be inanmayanlarada hak verilir o kadar imkansız.



Aslında birazda kalmasından çekiniyorum bu adamın ya taraflı tarafsız herkes seviyor adamı be arkadaş. Üstelik ne yakışıklı adam kız olsam....... diyenlerde yatsınamayacak kadar çok:)) geleceğimiz kötü yolda olsa da sensiz gelecekte istemiyoruz işte Kewell. Neyse sen yinede kal Kewell be yapma bunu bizi gülüşünden tavrından bizi eksik bırakma. Emin ol sen gidersen bir yanımız hep eksik kalacak belki senin kadar iyi bir oyuncu buluruz ama senin gibi insanı bir daha zor görürde sever bu gönüller... Son olarak sizi Kewell la özdeşleşen bir şarkı ve gollerinden oluşan klibiyle baş başa bırakıyorum. Yanınıza bolca selpakta alın arkadaşlar nolur nolmaz sigaranızda uzanabileceğiniz bir yerde olsun. Zira bu videoya bakıp bakıp damara bağlıyorum son günlerde. Gidersen damarlarımı keserim Kewell!!!!



Biraz olsun duygulanmadıysanız bu renklere gönül verdiğinizden şüphe ederim. Böyle insan 100 yılda bir gelir kıymetini bilelim, sevelim, sevdirelim, anlayalım, anlatalım. Zira onun kadar kariyeri olmayan futbolcuların hali tavırlarına bakarsak anlamakta zor olmaz. Gitme Kewell, gidersen hayata küser daha da buraya yazı yazmam...

Dikkat Yerliler!!!

Bugün ki maçta öncelikle futbolcularımızı ve gençlere güvenen FR yi tebrik ediyorum. Gerçekten güzel mücadele ettiler ve Aydın hariç diğer futbolcularımız ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Ah Aydın ah potansiyelini hiç mi kullanmazsın tamam forvet değilsin anlıyoruz da çabanda yok be arkadaş.

Yine duran toptan bir gol yedik FR inşallah devre arasında buna bir çözüm bulacaktır ama herşeye rağmen durum 2-1 ken bile gençleri oyuna sokacak kadar cesur bir yüreksin. Heryerinden öpüyorum be seni hakediyorsun:)

Gelelim bir kaç yazı önce eleştirdiğim yerli futbolcular hep beraberken nasıl bu kadar uyumlu oynadılar. Acaba yabancı futbolcuların oyun zekasıyla uyum mu sağlayamıyorlar yada dil sorunu diyeceğimde dil bilmeyen futbolcumuz yok. Neyse bu konu beni aşar anlamakta zorluk çekerim sürer gider...

Şimdi de biraz Arda'dan bahsedelim; Yine bir kaç yazı önce ağır eleştirmiştim ama gol atıp bizden biri gibi sevinmesi yok mu gerçekten tüm kızgınlığımı alıp götürüyor benden ya. Yağcı'yla savunduğumuz bir şey var orta sahanın ortası bir tane önlibero ve Arda,Elano ikilisinden oluşmalı diye. Bugün de gördük ki Arda serbest olduğunda çok daha rahat ve iyi oynuyor. İnşallah sene başında denediği gibi FR'nin yine Arda'yı orda denemesini temenni ediyorum. Ayrıca bugün ki performansıyla Caner herkesin beğenisini topladı, oda böyle devam ederde Hakan'da kendini toparlar hayırlısıyla. İkinci yarıda çok daha güzel bir takım ve takım oyunu bizi bekliyor bundan eminim ve tüm aksiliklere rağmen takımımıza, teknik heyetimize de iyi tatiller diliyorum.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Öncesi-Sonrası vlm2

Yağcı'nın yazdığı yazı üstüne eğlenceli bir video koymak istedim Şahan'ın tespitleri geçen sene ki Sabri için gayet yerinde...


Ve Ronaldo hareketiyle Sabri:)))

22 Aralık 2009 Salı

Öncesi-Sonrası




Fotoğraflar 2 oyuncunun hikayesini özetliyor aslında.... Hikaye benzer olsa da birinin ki aşağı, diğerinin ise yukarıya doğru yükseliyor her geçen gün...Kesişim noktasıysa 2005-2006 sezonu, tesadüfün bu kadarımı olur acaba...

Aydın; zaten Türkiye'nin en yetenekli genci olarak lanse edilirken, bir de üstüne 16 yaşında, takımına daha sonra şampiyonluğu getirecek gol atıyor... Abdullah Avcı'nın ellerine teslim ediliyor ve Süper Lig tecrübesi kazanıyor bu genç yaşında... Onun kaderi 2008 yazında değişiyor aslında; Abdullah Avcı yalvarıyor, 1 sene daha bizle kalsın ki Türk futboluna bir futbolcu armağan edelim diyor, ancak Galatasaray yönetimi buna kulak asmıyor ve dönüyor kulübüne... O günden beri bu hikayede değişen bir şey yok aslında, hatta onun adına her şeyin daha kötü gittiğini bile söyleyebiliriz... Umursamaz tavırları ve güçsüzlüğü devam ettiği sürece de çok yakında bir takasta çerez olarak kullanılması da an meselesi...

Ersan da aynı yıllar da Ülker'de yetişmektedir, yetenekli gelecek vadeden bir oyuncuyken yaşadığı tüm şanssız sakatlıklara rağmen kendini göstermeyi başararak 2005 yılında Milwaukee tarafından seçilir... Kendini bir süre geliştir, Türkiye'de oyna sözlerine kulak asmayarak gider Amerika'ya... Ancak zayıf fiziği nedeniyle yer bulamaz kendisine ve D-League ve oradan da Avrupa'ya geri gelir... Bir nevi tecrübelenmektedir artık ve Barcelona'da gösterdiği performanslarla geri dönüş yapar 2 sene önce hor görüldüğü topraklara... Ancak o umursamaz ve kaygısız değil hırslıdır sonucunu da bugünler de hep beraber görüyoruz... 26.3 dk'da 12.2sayı, 7.4 ribaund 0.3 blok...

Keşke Aydın'da da görsek bu geri dönüşü, yedirse birisi yazdıklarımızı... Bekleyip göreceğiz....









Son Kale

Kanaltürk'te yayınlanan bi yandan gargamel kılıklı serhatın, gördükçe nerden nereye dediğim acıyarak baktığım reha muhtarın ve ağzının yayı olmayan polemik insan ahmet çakarın bulunduğu saçma bir program. Madem bu kadar saçma niye izliyorum dimi gece yine uyku tutmadı zap yaparken gördüm ilk yarının hakem hataları orda dur tuğrul dedim... Başladılar birinci haftadan her hafta istisnasız fenerbahçe, yer yer aleyhine karar verilsede genelde lehine kararlar ve aleyhine kararlar skora pek etki etmeyen, lehine kararlar maçın kritik anları. Galatasaray hakkındada pozisyonlar var elbet yalnız aleyhine kararlar gerçekten çok fazla ve lehine 1 karar falan vardı oda sanırsam beşiktaş maçındaki leonun ceza sahası dışında mı içinde mi deydiği tartışmaya açık pozisyon. 15. haftaya gelinceye kadar aklıma bir fitne fesat gelsede yinede iyi niyetli düşündüm. Taki azizin yaptığı açıklamalar ve istifa kararından sonra ki hakem hatalarını görünceye kadar. Ligimiz gerçekten kirleniyor ve bana göre bunun tek sorumlusu çoğu otorite tarafından büyük başkan gösterilen aziz yıldırım. Niye mi böle düşündüm ankaragücünde son dakika verilmeyen gol, trabzon maçında alanzinho nerdeyse kendi sahasından çıkıyor yani o kadar net bir pozisyon ve kalkan ofsayt bayrağı. Peki galatasaray maçlarında neler oluyor; İlk yarının sonlarında gençlere karşı gol arayan cimbomun atağı top oyunda olmasında rağmen 44:56 saniyede kesiliyor. Yani resmi olarak 45 dakika oynanması gereken maç 45 dakika oynanmadan kesiliyor, maç berabere hocam ne bu acele evde hatun mu bekliyor diye sormadan edemiyor adam. Peki aynı hakem 2. yarının sonunda cimbom 1-0 öndeyken napıyor 4 dakika uzatmayı gözünü kapamadan veriyor. Zaten beşiktaşın devre arası denizlinin hakemle konuştuktan sonraki golü ve penaltısını yazmaya gerek yok. Ligimiz gerçekten kirli bu şartlarda şampiyon olamazsak takıma bir lafımız, olmaz eyvallah aslanlar siz elinizden geleni yaptınız deyip bağrımıza basarız. Acaba ağlamayana emzik yok mu yada parayı veren düdüğü çalıyor mu buna karar veremedim. Emin olduğum tek şey kirlenmek güzeldir!!!

Dipnot: Gençler maçında samiyende gözünü kırpmadan 2 golü vermeyecek kadar cesur hakemler bir yanda, saraçoğlunda ki derbide 50bin kişiden korkup maçı tatil edemeyen hakemlerin bir yanda bulunduğu bir ülkedeyiz. Ardanın orta sahadan çıkmasına izin vermeyen kenardan çık deyip futbol kurallarını yeniden yazan hakem saraçoğlunda tepkilerden korkup maçı tatil etmeyerek kuralları yeniden yazıyor ve bir polis gibi düşündüm diyordu. Peki ya trabzon maçında ofsaytı veren yan hakemin açıklaması neymiş bir anda üstüme sis bulutu çöktu. O bulut futbolumuzun kirlenen havasından kaynaklanmasın! Ee bide gençler maçında keitanın dizine yapılan ve su götürmez kırmızı kart olan pozisyonun yayıncı kuruluş tarafından 3 dakikalık maç özetine alınmamasınada burdan alkışlarımızı iletiyoruz...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Ara Transfer

Bu dönemde takımımız mutlaka ilk 11 oynayabilecek bir orta saha oyuncusuyla anlaşmalı diye düşünüyorum. Çünkü topal sarp aynı tip adamlar ve bunlardan biri takımda oynamalıdır. Sarp veya topalın önünde elano banko oynar yanınada hamit harikulade olur. Bugün hamitin resmi sitesini şöyle bir dolaştım ve Türkiye adı altında bir bölüm koymuş sitesine, ordan size bir alıntı yapmak istiyorum;

Türkiye de Futbol

Türkiye de spor dalları arasındaki bir numara kesinlikle futboldur. Türkiye Futbol Federasyonu 1923`te kuruldu. Süper Lig 1959 yılında çalışmaya başladı.

1905 yılında Galatasaray Sultan Koleji öğrencileri tarafından Kulüp adı olmayan bir takım oluşturuldu. Bu takımdan günümüzde hayli nüfuz sahibi bir kulüp türedi: Galatasaray Futbol Flubü, İstanbul. Bu takımı 1907 ve 1910 yıllarında iki büyük Türk takımı izledi, Fenerbahçe Spor Klubü ve Beşiktaş Futbol Klubü. Şu anda Türkcell Süper Lig adını taşıyan birinci lig 1959 yılındaki kuruluşundan bu güne 18 kez isim değiştirdi.
1959 yılında Süper Lig, ilk Türk profi ligi kuruldu. Ondan bu yana bu ligde ülke genelinde 18 takım en üst klasmanda birbiriyle yarışıyor. Ancak bu yarışta, şimdiye kadar sadece dört takım şampiyonluğu yakalayabildi. Bunlardan üçü İstanbul un en büyük takımları olan Fenerbahce S.K. (17 şampiyonluk), Galatasaray(17) ve Beşiktaş (12). Sadece bir Anadolu takımı şimdiye kadar şampiyonluk elde edebildi, Karadeniz Kıyısından Trabzonspor (6 şampiyonluk)

Galatasaray Avrupa karşılaşmalarında kupa alan tek Türk takımıdır. 2000 yılı UEFA Kupası finalinde Türkler Arsenal London`u penaltıyla 4:1 yendiklerinde İstanbul merkezinde coşku fırtınaları kopmuştu. Ondan sonraki UEFA Süper Kupa da da Galatasaray Real Madrid`e karşı galip gelmişti.

Türkler futbola aşık. En büyük zaferleri Galatasaray İstanbul un 2000 yılı UEFA Kupası`nı alması ve Milli Takımın 2002 Dünya Şampiyanası`nda Brazilya ve Almanya`nın ardından üçüncü sırayı alması.

Görüldüğü gibi hamit bolca Galatasaray'dan bahsetmiş ve sadece Galatasaray'ın kuruluşuna yer vermiş sitesinde. Haydi Haldun abi Haydi Hamit diyorum dahada bir şey demiyorum.
Dip Not: Yanında Sercan ve stoper transferininde gideri vardır her türlü...

Issız Adam ve Resimdeki 7 Fark


Resme dikkatlice baktınız mı? Yoğun maç stresinden kurtulup rahatlamak için futbolculara güzel bir fırsat. Barbekü partisi olsada adı bakmayın döneri bile var. Hepiniz diyorsanız Allah'ına kurban bizde isterük. Resme dikkatlice bakın ve tekrar düşünün derim. Barbekü balkonda döner en klas lokantada yenir ama adı üstünde parti arkadaşlarla güzeldir. Yine anlaşılmadıysa birde aşağıdaki resme dikiz...








Acı ama gerçek 18 kişilik kadroya gireyemeyen futbolcularımız as kadroyla kaynaşıp beraber yemek yerken takımın usta ayakları niye yalnız? Üstelik bu usta ayaklarımızdan birinin ayağı kırık, takımdan 1 aydır uzakken yalnız bırakılması?? Gerçekten kafama takılan sorulardı bu resmi ilk gördüğümde, gerçekten gözlerim doldu ama öle denk gelmiştir diyip geçiştirmek istedim. Ama bunu tek isteyen ben ve takımımızın milyonlarca taraftarıydı. Pana maçından başlayan, gençler maçına kadar devam eden olayları tesadüftür diyip geçiştirmek istedim. Neydi bu sorun Elano gibi topu en verimli şekilde kullanmaya programlanmış bir orta saha makineniz var ama makineye ne odun atar var ne yağlayan. FR geldiğinden beri takıma güzel ve basit futbol oynatmaya çalışıyor bol pas istiyor oyunu defanstan kuralım istiyor. He bu konudada beğenmediğimiz leo çok önemli işler yapıyor, topları boş defans oyuncusuna aktarıyor. Peki ya sonuç Servet paşamız ya topu şişirir yada Allah teknik dağıtırken anlamayıp korkup kaçmış mental özürlü orta saha oyuncularımıza aktarır. Peki ya onlar napıyorlar, ah kendileride anlasalar bir anlasalar... Yemek tarifi verir gibi anlatayım;

  • Önce top saçma sapan bir şekilde kontrol edilir. Rakibe karşı tüm top avantajı kaybedilir.
  • Sonra top güzelce çorba çevrilir gibi çevrilir ama dikkat burası çok önemli 360 derece dönmezsek bu iş olmaz lütfen dikkat.
  • Baktık çorbanın dibi tutuyor elden gidiyor top hemen panik havasıyla fırlatılır ya kaleciye ya taça ya auta top atılır.

Nasıl yemek tarifi bu yemek yandı dimi Allah benim belamı versin bi tarifi beceremedim. Cin olmadan adam çarpmaya çalışırsam böle olur ah işte ahhhh. Asıl sana ah Topal asıl sana ah Sarp,Servet,Barış... Hele sana ne demeli Arda koskaca gençler maçında bir pas mı verilir Elanoya eminim serdara daha çok pas vermişindir. Yazık be Galatasaray'ı düşürdüğünüz durumlara yazık size verdiğimiz desteğe. Lütfen artık kendinize gelin işi ustasına, takımın maestrosuna bırakın yemeğin dibi tutmadan aklınızı başınıza alın, yoksa daha çok şampiyonluklar uçar gider KUŞLAR gibi...

20 Aralık 2009 Pazar

Atamayana atamazlar

Güzide basınımız(!) yine buyurmuş; Gençlerbirliği net fırsatları kaçırmış ve futbolun değişmez kuralı işlemiş... Koskoca bir ilk devreyi; kaçan onca gol pozisyonunu hiçe saymak nedir peki...
Evet, G.Birliği pek çok pozisyona girdi, defans yine rezaletti ama hakkı değil mi bu takımında 1-0 kazanmak... Beşiktaş ve Fenerbahçe 1-0'lık galibiyetler alırken akıllı futbol, muhteşem defans kurgusu, olağanüstü akıllı futbol oynarken, Galatasaray 1-0 kazanınca neden 5 yemiş muamelesi görsün ki...

Büyük insan




Hakem son düdüğü çalmış, Ayhan sahada henüz 10 adım bile atmamışken... Bir anda Galatasaray klübesinden bir oyuncu fırlıyor ve 50 metrelik bir deparla yetişiyor arkasından Ayhan'a... Doluyor elini boynuna ve başlıyor moral vermeye, şakalaşmaya... Büyük insansın Emre Aşık ve bu kulübe lazımsın... Seni hep bu kulübün bir yerinde görebilmek dileğiyle....

Dip not: Son saniyede kıdemli futbolcuların vakit geçirmek için oyuna alınmasına hep karşıydım, karşı olmaya da devam edeceğim, ancak neyse ki Ayhan formasını soyunma odasında unuttuğu için bir nevi kendi hatası yüzünden bu hale gelmiş, Emre Aşık'la gülüşmelerinin sebebi de bu olsa gerek




16 Aralık 2009 Çarşamba

Canımız sağolmasın

Doğan grubunun güzelliği sayesinde maçın ilk yarısını Azeri kanalında 2.yarısını ise parça parça, kare kare bilgisayarda izleyebildik ancak; bizim maçı bulmaya, izlemeye harcadığımız emeğin 10'da birini futbolcularımızda görebilseydik keşke...

Maça 1 saat kala yazmıştım daha mesele yenmek ya da yenilmek değildi, ama bu kadar ruhsuz, bitse de gitsek havasında futbolcular görmeseydik keşke sahada...

Aydın sözüm bir tek sana; çünkü Barış'ın, Ayhan'ın, Servet'in iyi zamanlarını da gördük, formsuzlar der geçeriz ancak senin ne bahanen var. Senelerdir üstünde Galatasaray forması var sabah uyandığında Florya'ya Galatasaray A takımının antrenmanına gidiyorsun, hem de 4-5 senedir. İnsan 1 gram mı koyamaz futbolunun üstüne bir şey, bu kadar mı isteksiz oynar... Madem sevmiyordun futbol oynamayı, mesai gibi görüyordun neden çabaladın ki bu kadar...

Maç önü


Avrupa'da alınacak bir galibiyet ve 16 puanla liderlik mi, yoksa gençleri tecrübelendirmek mi? Her yerde bu soru... Var mı bir mantığı, bence yok... As kadro denen kadroyla çıkılsa cebimizdemi acaba 3 puan...Bu yüzden denemeye değer... Saldırın aslanlar

14 Aralık 2009 Pazartesi

Bir anekdot




torinolu.blogspot.com'dan alıntıdır;

Celtics yedeklerinden Giddens için iyi bir dış şutör denemez. Zaten kariyeri boyunca sahada kaldığı 54 dakika boyunca da, sadece tek bir üç sayı denemesi var. Ama ligde ikinci yılını geçiren skorer gard kendini geliştirmeye çalışıyor, tabi takım arkadaşı efsane şutör Ray Allen da bu arada ona takılmayı ihmal etmiyor.

Chicago maçından önce, bu sabah United Center'da şut antremanı yaparken Giddens, Ray Allen geldi ve bench'in hemen arkasında oturup onu izlemeye başladı. Giddens, doğuştan bir şutör değil, şutunu çıkarırken biraz arkaya düşüyor ama bu sabah düzgün atıyordu. Allen'ın önünde 3 tane üstüste üçlük soktu.

Ama bu Allen için yeterli değildi.

"Çembere değdirdin." dedi Allen, Giddens üçüncüyü soktuktan sonra. Giddens dönüp Allen'a baktı. Bozulmamıştı, daha çok babasını memnun etmeye çalışan istekli bir çocuk gibi bakıyordu.

Allen gülerek, "Şutun çembere değiyorsa, ne biçim bir şutörsün sen?" dedi.

Sonra kenarda oturduğu rahat koltuktan kalktı ve 25 feet'ten şutunu attı. 14 yıllık kariyeri boyunca 2000'den fazla üç sayı isabeti bulunan Allen'ın şutu deliksiz girdi. Sakin bir şekilde yerine geri döndü, Giddens da çalışmaya devam etti.


Bu ve bunun gibi 150 tane hikaye bulabiliriz tabi ki; önemli olan iyi sporcuyla, büyük sporcuyu ayıran bu farklar... Böyle büyük oyuncular tabi ki her yerde bulunmaz; şanslıysanız takımınızda bir tane vardır da yakasına yapışır, bildiklerinden faydalanırsınız. (Celtics'de bunlardan 3 tane var orasıda ayrı bir mesele tabi ki :))
Bunu ligimize, ülkemize uyarlarsak da Kewell, R.Carlos, Vassell gibi oyuncuların ülkemize gelmesi büyük şans; ama tabi ki bunun kıymetini bilenlere. Kewell'la çalışmak varken bir an önce antreman bitse de kaçsam diye düşünen, ya da R.Carlos'u sadece haftasonu partisinde beraber takılacağı zaman hatırlayan oyuncular oluyor genelde ülkemizde. Bizden de böyle hikayeler çıksa da bizde gururla sağda solda anlatabilsek çok şey mi istiyoruz acaba...







Pazar sendromu






Çok uzun zamandır yazmak istediğim bir konu aslında Süper Ligin maç saatleri... Eskiden şikayet ederdik, pazar günleri özellikle de kışın 7'de oynatmanın mantığı nedir diye, ancak bu sene sağolsunlar bu saati 8'e aldılar, o yüzden iyisimi susalım bari biz...

Prime-time'da bir dizi edasında süzülmeli futbolcular ekranlarımızda, haberleri izleyip oradan maçına geçmeli herkes, tamam arkadaş iyi güzel de herkes evinde bir kumandayla ulaşmıyor ki maçlara... Kahvehane köşelerinde gece 10'a kadar sürünmek ya da Mecidiyeköy'de maçtan çıkıp gecenin bir yarısında metrobüslerde, metrolarda şuraya geçsem nefes alabilir miyim acaba diye sürünmek mi lazım illaki... Bu dediklerimiz maçlar 5'te oynansa olmayacak mı; tabi ki olacak ancak insanlara evine gelip dinlenmek ayağını uzatıp keyifle oturmak için de vakit kalacak...

Bir komplo teorisi mi bilmiyorum ancak Premier Lig maçları 6'da başladığından, Digitürk'ün baskısıyla maçların hala 8'de oynandığını duyuyoruz ve eğer bu doğruysa bunun sorumlularını Allah'a havale ediyorum. Bu ne büyük eziklik ve acizliktir ki kendi ligimizin maçlarını sırf elalemin ligine göre düzenliyoruz. Tabi ki onlara sorsak bu da bir hizmettir, insanlara daha fazla maç izletebiliyor böylece. Sağ olsunlar ama istemiyorum, bu olaya bir tepki görmediğimden de böyle gelmiş böyle gider diyorum artık. Devam edelim maç günlerimizi öldürmeye; devam etsin sabahından gecesine kadar hiç birşey yapılmayan Pazar günleri

10 Aralık 2009 Perşembe

The day that never(?) comes




QPR'ye ilgimiz çocuklukta ilk maçını izlediğimiz takım olmasından , ya da sokakta top oynarken adını sayıkladığımız bir futbolcuya sahip olmasından değildi elbette. İsme aşinalığımız vardı ancak Championship Manager; zamanında bize bu klübü yönetme imkanını sununca atlayıvermiştik hemen üstüne...
Tam o aralar bir de Bernie Ecclestone , herhalde dönemin cazibesine kapılarak QPR'yi satın alınca herşeyin bambaşka olacağını düşündürttü bizlere. Haksızda sayılmazdık, nitekim artık çoğu Premier Lig takımıyla baş edebilecek bir bütçe vardı... Hikaye de aslında burada başlıyor...
Bu kadar büyük paralara bir klüp ne kadar kötü yönetilebilirse QPR bunu başarıyor 3 senedir. Hayretler içerisinde çok uzaklardan izlemeye çalışıyorum elimden geldiğince... Takım ne uzuyor ne kısalıyor, NBA'de Indiana neyse Championship'te o şekilde bir takım var; kaderim benim bu herhalde ve senelerdir aynı terane devam ediyor... 3 maç kazan Play-Off potasına gir, ardından 5 maç kayıplarda...

Bu sene de Premier Lig hayal galiba; ancak yine de belli olmaz diyelim biz; nitekim çizdiğimiz bu karamsar tabloya rağmen takım belki bir sürpriz yapar da bizi utandırır(keşke)....







8 Aralık 2009 Salı

Ultras





İtalya'da tribünler...

Adamlar için takım tutmak kadar önemli bir duruş sergilemek. Oralara özenmeye hiç mi hiç niyetimiz yok tabi ki... Başımızda bin tane dert varken bir de siyasi kavgalar çekilmez maçlarda, ancak iki kale arkasında bambaşka dünyaların yaşanıyor olması da gidip görme isteği uyandırıyor insada...

Dip not: tahmin edeceğiniz gibi sinistra:sol destra: sağ estrema: aşırı demek oluyor...

7 Aralık 2009 Pazartesi

İ.B.B notları


Herkes bir futbolcuya sallasa da Nonda yerine Baros olsa bu takımda, yine farklı skorlarla kazanılırdı tüm bu maçlar. İlk yarı öyle ya da böyle geçip gidecek artık, lider kim olursa olsun 2.yarıya liderin en fazla 3 puan gerisinde girmek önemli. Bugünden akılda kalan sevindirici gelişmelerse;

* Elano sonunda tribünler tarafından da anlaşılmaya başlandı, bu adam süperstarlık yapacak birisi değil, çok çok iyi bir görev adamı.. Bunu da layıkıyla yerine getiriyor zaten sahada. Onu çıkarmak bence yanlış bir tercihti...

* Uğur çok uzun süreler yedek kalsa da forma bulduğunda hep belirli bir standartta oynamayı başarıyor, bugünkü futbolu birkaç kötü ortası hariç kusursuzdu, onu da daha fazla sahada görebilmek dileğiyle....

* Son olarak da taraftar bu sene uzun aradan sonra hiç olmadığı kadar maçın içindeydi. Arabesk tezahuratlar ne kadar aza indirgenirse o kadar çok katılım oluyor. Ayrıca bu sene yeşeren bu arabesk sevdasına da anlam veremiyorum.

Kalan 2 haftayı artık kesinlikle Nonda'sız oynamamız gerekiyor, Kewell'ı forvete çekerek Nonda'yı her zamanki gibi rakip savunma yorgun düştüğünde 60'tan sonra almak en mantıklısı olacak..Buna göre nacizane bana göre sahaya çıkması gereken kadro şu şekilde ;

Leo Franco-Sabri-M.Topal-Servet-H.Balta-Barış-Elano-M.Sarp-Keita-Arda- Kewell













İşte böyle her sene böyle


İki resim arasındaki 7 farkı bulunuz... Eline sağlık Hüseyin...



6 Aralık 2009 Pazar

NBA'den seçmece bunlar

==> Hidayet Orlando'da kalamazdı zaten de acaba Portland'a gitse ne olurdu diye düşünmeden edemiyor insan. Toronto'da bütün kıl olduğum adamların olmasından mıdır bilmiyorum da bir türlü ısınamıyorum şu takıma... Neyse ki Hedo dün gece uzatmalarda maç kazandıran sayıyı attı; üzerinde ki baskı biraz olsun azalacaktır.

==> Phoenix'in uyanışının sırrı ne bunu merak etmekteyim. Alex Fenerbahçe için neyse Nash'te aynen o şekilde oynuyor; devreye gir işi bitir. Böyle devam edip bir sürpriz yapsalar da şampiyon olsalar... Ne dersiniz hoş olmaz mı ?

==> Utah Boozer'la ısrar ederek bu noktaya geldi, gidebilecekleri yerse ne 1 adım ilerisi ne de gerisi... Kaderleri 7 ya da 8'den Play-Off yaparak ilk turda elenmek artık...

==> Iverson 76'ers ile anlaşmış ve dönüyormuş... Ne oldu o duygusal mektuba... 76'ers yönetimini de tebrik etmek gerekir, bunca dert az gelmiş olacak ki battı balık yan gider misali çıkışı Iverson'da aradılar... Neyse bize ne efendim bu kadar çok hayranı olan bir oyuncuya daha fazla sallayarak tepki çekmeyelim

==> Indiana hakkında konuşmaya zaten gerek yok, 5 senedir olduğu gibi yine amaçsız ve yine ah Reggie ah diyerek geçiriyoruz günlerimizi....

==> New Jersey rekoru kırdıktan hemen sonra sonunda galip geldi.. En büyük yıldızı Devin Harris olan takım bu sene daha çokca rekor kırar şimdiden hazırlıklarımızı yapalım...
Şans bir kez daha ayağımıza kadar geldi... Bu kez tepmek yok... Kayseride yamuk yapmazsa
yarın bu saatlerde lideriz...
Geleneksel Aziz Yıldırım istifa şenliklerinin en yenisinin arkasından eğlenceli bir maç olması ümidiyle..

Ailecek seviyoruz seni Sabri :D

Bambaşka orta yapardı,
Farketmeden gol atardı,
Onu kimse anlamazdı,
Dikkat Sabri Sarıoğlu,
Dikkat Sabri Sarıoğlu,
Dikkat Sabri Sarıoğluuu...

1 Aralık 2009 Salı

Pacers Detroit elele hep beraber kümeye



O günün kabusu bitmeyecek... Son 2 seneye kadar Detroit için hayat hala güzeldi, hala Play-Off'a katılıyor ve hala en azından konferans yarı finallerine çıkabiliyorlardı. Indiana için ise gelecek en az 10 yıl o gün çöpe atıldı, ama bu 10 yıl kim için tabi ki seyirci için... Şu an Artest mutlu, Ben eski takımıyla mutlu, O'Neal hala müthiş kontratlarıyla mutlu, Jackson zaten hep mutlu ama biz mutsuzuz...

Sabahları nba.com'a girip de Indiana'nın maç sonucuna bakan bir taraftarı için skorun hiçbir önemi yok 3-4 sezondur, çünkü bu takım artık Boston'u deplasmanda yenip diğer maç evinde New York'a kaybeden bir takım.. Hedef yok, başarı yok tek eğlencemiz Granger'in ne yaptığına bakmak... Onu da zaten fazla tutmayız elimizde, yakındır gidişi büyük(!) şehirlere...Bize de yine beklemek düşer artık, şimdiden belirleriz Play-Off'larda hangi takımı tutacağımızı...

Eline sağlık Artest, sen de sağol Wallace......







Bayramda bile futbol keyfi

Belki de bir ben kaldım bayramı bayram gibi yaşayan.. Köye gidip de dünyadan uzak kalan. İyi hoş ama tatil üretmek için bahane arayan insanların ısrarla bayramda maç yaptırma hevesi nedir işte onu çözemiyorum yıllardır. Futbolcu da insan değil mi, onun da hakkı yok mu bir soluklanmaya ailesiyle tatil geçirmeye...
Klişe geliyor artık insanlara bu mesele, ama olay sadece futbolcu değil ki.. Futbolcunun maç yapması demek hakemin maçı yönetmesi, tribünlerin maçı izlemesi, gazetecinin muhabirin takımı takip etmesi demek ki bu da hatırı sayılır bir eziyet değil mi insanlar için... Neyse böyle gelmiş böyle gider, bize de takımımızın 3dk'lık özetini izlemek düşer bu hafta...

Şöyle bir okudum da blogu, sürekli yakında yazacağım demişim herşeye :D Tembelliği bir kenara bırakmalı artık, daha fazla alıntıyla, yorumla vs. ile güncel tutmaya çalışalım buraları.. Bir daha ara vermemek ümidiyle tekrar başlıyorum..............

23 Eylül 2009 Çarşamba

POLONYA 2009

Burası hüsran köşesi haline gelmeye başladı. Bu sene Galatasaray'da olmasa sene başından bu kadar keder yaşamış olmak bizleri baya gerecekti. Futbol Milli takımının ardından basketbol milli takımımızda süper başladığı turnuvada hayal kırıklığı yaratarak ve feci şekilde üstüste 4 maç kaybederek turnuva 8.si olabildi...Turnuvaya ilişkin nacizane düşüncelerimi, 2010 Dünya Şampiyonasında başarı istiyorsak neler yapmamız gerektiğini anlatmaya çalışacağım uzuuun bir analiz yazısı olacak inşallah...

10 Eylül 2009 Perşembe

Yine televizyon, gene televizyon

Arda; Galatasaray'da oynadığı futbolun yanına yaklaşamıyorsa, Süper ligde 90. dakikada pres yapan Emre milli takımda 60. dakikada yürüyemez hale geliyorsa, Tuncay'dan bir Lampard, Xavi, Fabregas olması bekleniyorsa, Gökhan Gönül sürekli sağ kanattan bindirirken Hakan Balta orta saha çizgisini geçmiyorsa ve bunu Galatasaray'da düzenli olarak yapıyorsa, güzel futbolla galip gelen takımda 3 gün sonra tüm taşlar yerinden oynanıp saha düzeni darmadağın ediliyorsa bir şeyler yanlış demektir.

Artık gazla ya da son dakika golleriyle değil güzel futbol oynayarak rakip ayırt etmeden,rehavete düşmeden futbolunu oynayarak kazanmayı öğrenmeliyiz. Bunu da Fatih Terim veremez, bu nedenle kusura bakma imparator ama istifa et sen de kurtul biz de kurtulalım. Bıktık televizyondan şampiyonaları izlemekten...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Klişe ötesi

Dikkat alıcılarınızla oynamayınız; Antu.com'dan alıntıdır.....

Şu ana kadar dişe dokunur bir rakiple oynamadılar. Biraz Gaziantep top yaptı ve 2 gol buldu. Biraz becerikli olsalar durum farklı olurdu. Denizli´ye 4 gol attılar. Attıkları golün ikisi penaltı‚ biri kendi kalesine‚ birinde auta giden top korner verildi ve gol oldu (Arda´nın golü).

Kayseri´ye 4 gol attılar. İlk gol faul. İkinci gol öncesi aut yerine korner verildi. Elano´nun golü organize bir gol değil. Bireysel beceri. Son golde adeta gol atmaları için kırmızı halı serdiler. Gollerin dışında kaçırdıkları bariz bir pozisyonları yok. Zaten kaleyi bulan 6 şutun 4´ü gol olmuş. (Bunların biri kendi kalesine)

1- Güçlü rakiple oynamadı dersin tamam da bilader o zaman sen niye havalara girersin, Galatasaray'dan farklı, daha güçlü kimle oynadın da sen güvenirsin kendine bu kadar.

2- Bayılıyorum bir de gollerin biri frikik diğeri korner diğeri faulden gelen topa kafa vurmuş diyen zihniyete, bu hele hele Fenerbahçeli olunca daha da garip geliyor izlemesi. Siz değilmiydiniz yıllarca Galatasaray'ın bu zaafıyla dalga geçen, gollerinin %30-40'ını duran toplardan bulan takım...

3- Penaltı kadar da başınıza taş düşsün, bu oyunun bir kuralıysa, adamı yaka paça indiriyorsa, voleybola özenip elle oynuyorsa atarız penaltıdan da frikikten de kornerden de...

Korkunun ecele faydası yok.... Geliyoruz !!!

20 Ağustos 2009 Perşembe

Schumacher ve Jordan'a



Bu kadar erken gitmeye hakkınız yoktu ki sonra bu kadar debelendiniz dönmek için... İnsan bir düşünmeli, yeteneklerinin hakkını vermeli, insanları da bunu izlemekten mahrum etmemeli... O yüzden artık dönmesende olur be Şumi... Sen de uğraşma boşuna Jordan başkan olmak,takım almak vermez ki oynamanın zevkini, zaten bişeye de benzetemedin Bobcats'i...

Bir türlü !!

Oradan baktık olmadı, buradan baktık olmadı.Sarıyı ayrı koyduk bir gün, Prekazi hatırına..Arif’in Old Trafford şerefine..Öbür gece kırmızıyı ağır bastırdık, Kubilay’ımız pek severdi o kırmızıyla çakmayı ona buna..Beyaz dedik bizim formamızdır, ne Kopenhag unutulurdu, ne Neuchatel nitekim..3 yedik mi 5 atarız..Onu da inkar etmedik. Satış stratejisi dedik karma yapıyorlar, turuncuyu da yedirdik zihnimize.. Altın serisi içerken Lukunku’nun altın sarısı forması geldi aklımıza, ne güzeldi dedik, anılarımız güzeldir genelde. Kafamız gibi.. Üstünden baktık, sağından baktık, sol omuz köşesinden baktık..Ceza sahasına açının en dar yerinden girdiğimizi düşledik..Olmadı..Açı biraz dar ama..Olmadı..Bir türlü bu mor formayı anlayamadık…

ultrAslan Karşı'dan alıntıdır...

Özledik be seni



Galatasaray varsa ümitsizlik yoktur.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Karmakarışık




Bir yanım diyorki yeni dünya düzeni bu arkadaş, para getirecekse her yol mübah, diğer yanımsa hadi turuncuyu anladıkta bu mor sarıyla kırmızının neresinde... İşin özü; alan alsın,giysin yakışıyorsa... Güzelde gözükür sokaklarda,caddelerde.. Ama Sami Yen'e gelmesin öyle, daha kıpkırmızı yapamamışken orayı, turunculara,siyahlara alıştırmaya çalışırken gözümüzü bir de mor formalı insanlara bakmayalım...

19 Temmuz 2009 Pazar

4-3-3 sorunsalı


Galatasarayda Rijkaard göreve geldiği günden beri tartışılan konumuz bu... Rijkaard gittiği her takımda 4-3-3 anlayışıyla oynamış ve Galatasaray'da da yine bu taktikle oynamayı düşünüyormuş, takımın futbolcuların yapısı bu taktiğe uygunmuymuş...
Sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim öncelikle, evet Galatasaray'ın yapısı bu oyunu oynamaya uygundur. Çözülmesi gereken sorunlar, dikkat edilmesi gereken hususlar varmıdır, vardır tabi ki ancak bunları bahane gösterip kolaycılığa kaçarak Galatasaray'a bu taktik gitmez bu adam işi bilmiyor diyerek daha geldiğinin 1.ayı teknik direktörü karalamak komik kaçmaktadır...
* * * * *
Öncelikle Galatasaray'ın geçen sene ne oynadığını iyi analiz etmek gerekir (daha doğurusu ne oynamadı ehehehehe diye kendince efekt veren odunlarda çıkabilir tabi ki) Galatasaray geçen seneki sonuç ne olursa olsun, burada da daha önce tartıştığım gibi takımın yapısına çok(en) uygun taktikle oynuyordu, ilk yarı sonuna kadar zaten bu futbolun meyveleride toplanmıştı, ancak sakatlıkların birincil sebep olduğu, kriz yönetiminin iyi gerçekleştirilemediği bir dönem sonucunda da ligde 5.liğe kadar gerilendi. Neyse bu kabus sezonu tekrar hatırlatıpta üzmeyelim sevenleri...
* * * * *
Bu sene 4-3-3 e geçilecek olursa geçen seneki 4-2-3-1 den bunun farkı ne olacaktır acaba. Kağıt üstünde incelenecek olduğunda hücüm hattındaki bu 3 lünün geçen senekinden pek bir farkı olduğu söylenemez. İleride Baros kanatlarda Kewell, Keita, Arda'dan ikisi... Tek fark Lincoln'ün yerine bir futbolcu orta sahaya çekilmiş olacak. Böylece geçen sene yaşanan geride az adamla yakalanma ya da 6-0-4 gibi ilginç taktik görünümler tekrar ortaya çıkmamış olacaktır, nitekim orta sahada Ayhan, M.Topal, Barış gibi rakibini ısıran ve çok koşan bir üçlü özellikle Türkiye Ligi tarafında rakipleri ekarte etmek için ziyadesiyle yeterli olacaktır. Geçen seneden bu seneye taşınan sorunsa yine savunma...
* * * * *
Servet ve Gökhan Zan'ı yanyana oynatmak yerine Gökhan'ı Servet'in yedeği olarak kullanmak,yanlarındaysa daha hızlı,hamleli bir savunma adamı kullanmak en mantıklısı olacaktır. Bunun için hem savunmanın sağında hem de ortasında oynayabilecek bir oyuncunun transferi takım için çok başarılı bir hamle olacaktır, ancak transfer yapılmazsada Servet, Emre Güngör ikilisini kullanmak yukarıda bahsettiğim gibi daha akla yatkın olanı.
* * * * *
Bunun dışında uzun süredir bir başka sorunumuz Sabri... Aslında sorun Sabri falan değil, savunmanın sağı. Ancak burada Sabriyi kullandığımızda sorun büyüyor. Sabri takımda Keita'nın yedeği olarak kullanılsa 2.yarılarda rakiplerde yorgun düşmüşken o anlarda sahneye çıksa süper yedek olabilecekken, şu anda taraftarın takımdan gitsin dediği isimlerin başında geliyor. Onu bu hale getirenler, ısrarla savunmanın sağına bir adam almayanlar utanmalı aslında... Neyse ki Uğur sağlam döndü bu sene, inşallah Serkan Kurtuluş'la birlikte o bölgenin yükünü taşıyabilirlerde Sabri'de bir daha burda oynamak zorunda kalmaz.
* * * * *
Son olarak kalemize de kısaca değinirsek Leo Franco inşallah beni yanıltır. Sırf bonservis parası ödemiyoruz diye, Aykut-Orkun'un üstüne çıkmayacak bir kaleci transfer etmemizi yadırgadım doğrusu, ancak dediğim gibi inşallah yanılırım. Sonuçta Mondragon gelirkende "Kim bu ya, Metz'deymiş, başka adammı bulamadık" diye söyleniyorduk. Leo'nunda yeni Mondi'miz olması dileğiyle....
* * * * *
Toparlayacak olursak Galatasaray bu sezonda geçen seneden en büyük derdini Lincoln'ü de geride bırakarak giriyor. Takım oyunu ve kaliteyi bu kez birleştirebilirsek çok rahat mutlu sona ulaşabiliriz. Ancak yine de savunmaya ya da Ayhan'ın yanına kaliteli bir transfer daha gerçekleştirebilirsek (ya da Linderoth sağlam dönerse) tüm sezon için yeterli kadro genişliğini elde etmiş oluruz... Hele bir lig başlasın 3-5 hafta geçsin, o zaman geçen seneyle de karşılaştırma yapma imkanına sahip olacağız...

Geri dönüş

Çok uzun zaman oldu buraya dönmeyeli, Balıkesir falan derken iyice serdik işleri... Böyle uzun aralar verince de insan nereden başlayacağını bilemiyor, NBA'de finaller biteli 1 ay olmuş, bomba takaslar,transferler gerçekleşmiş, futbol deseniz yine aynı... Ama bir yerlerden başlamak gerek artık. O halde fasten your seatbelt hear we go diyelim efendim....

26 Mayıs 2009 Salı

Zihniyet



Yukarıdaki fotoğrafa dikkat.Facebook'dan alıntıladım ve bazı Beşiktaşlılardaki zihnyetin ne hale geldiğinin herhalde ispatlarından biri olsa gerek.Bu arada yorumu yapan kişinin bir bayan oluşu olayı belki de daha ilginç kılıyor...

Galatasaraylı bir arkadaşım Facebook'ta meşhur 8-0 'lık maçı paylaşmış ve dalga geçiyor aklınca, tabi buna tepki gösterebilirsiniz istediğinizi diyebilirsiniz buraya kadar anormal olan birşey yok, anormal olan tepki cümleciklerinde yazanlar. Çarşı sizin bitarafınıza birşey yapar, evet ortada bir futbol takımı var olay tamamen futbolla ilgili, ancak eylemi gerçekleştirecek olan çarşıspor... Bu olayın yazılanların Beşiktaş'ın Galatasaray'ı yenmesinden 2 gün sonra gerçekleştiğini ise hiç söylemiyorum bile.. Çok zor değil biz gider 8 yeriz yeniliriz ama  gelir koyarız size gibisinden birşey yazmak ancak yazanın aklına futbol takımı gelmiyor ki, Beşiktaş değil sanki desteklediği... Önce çarşı demek geliyor aklına çarşı koyar size demek geliyor. Bu benim yıllardır Beşiktaş'lı arkadaşlarıma anlatmak istediklerimi özetleyen güzel bir örnek olarak karşıma çıktı ve paylaşmak istedim. Bu zihniyetleri reklam yapma sevdaları ve herşeyden önemlisi tribün grubunu takımın önüne geçirme hevesleri sürdüğü sürece Beşiktaş daha çok yara alır ama bunun farkında bile olmamaları üzücü




23 Mayıs 2009 Cumartesi

Orlando-Cleveland Konferans Finali 2.maç


Henüz maç bitmeden bu yazıya başlamak istedim ancak skor yazarlarının yaptığı gibi sonuca göre yazdığım kısımları duruma göre değiştirmek için değil, gerçekten skor ne olursa olsun Orlando'nun gösterdiği şu mücadelenin hakkını vermek için....

Daha öncede söylemiştim, sene içinde pek fazla takip etmedim NBA'i, sadece skorları ve sıralamaları gün gün inceliyordum. Cleveland açık ara önde götürdü koca ligi, Lebron'un etkisi büyüktü tabi ancak tek bir adamla açıklanamazdı bu mutlaka yan parçalarda onları müthiş bir takım yapıyordu. Takım rahatça konferans finaline geldi, daha önce de bahsettiğim bir ilk maç oynadılar Orlando ile. Bu muydu dedim o Cleveland, o kadar methedilen ligi domine eden takım. Aslında Play Off finallerinde kalkıp rakibine 30 sayı fark atmasını beklemek zaten abes olur ancak maç öncesi yorumları okuduğumda Orlando o kadar hafife alınıyor ve 4-0 'dan falan bahsediliyorduki ilk maçtan sonra haliyle bunları düşünmem anlaşılabilir olacaktır herhalde. Bugünse şu anda 2.maçın son dakikaları ve maç yine başabaş. Kusursuz denen takım, süpürülür denen takım karşısında 2 maçtır kendi sahasında ecel terleri döküyor. Hem de farkı bir maçta 16 sayıya bir maçta 23 sayıya kadar çıkarmışken. Tecrübe desek Orlando'dan çok daha tecrübeli Cleveland oyuncuları, bu başka birşey bana göre... Tamamen konsantrasyonla ilgili,inançla ilgili,işinin hakkını vermekle ilgili... O nedenle ayakta alkışlıyorum Orlando'yu...

Yazının bu kısmına ulaştığımda Hedo üçlüğü soktu ve maçı beraberliğe getirdi, 14 saniye var son hücum Orlando'da hadi bakalım......

İnanılmaz... Önce Hidayet 1 saniye kala öne geçirdi takımını ve ona cevap imkansız bir üçlükle Lebron James'ten... Seri bitebilecekken yeniden başlıyor, adeta kahramanlığı Hidayetten çaldı bu gece Lebron.. İnşallah kendi evinde seri 2 galibiyetle bitirecektir bu işi, yeterki bu inanç ve gayretleri devam etsin Orlando'nun... Yazıyı bitirmeden Lewis ve Pietrus'tan bahsetmeden geçmek olmaz, gözler Hedo ve Howard'ın üzerinde olsa da en az onlar kadar pay sahibi yapılanlarda bu ikili. Pietrus Lebrona yaptığı süper savunmalar ve kritik anlarda soktuğu şutlarla çok büyük saygıyı hakediyor bu seride...






22 Mayıs 2009 Cuma

Konferans finalleri


Uzun zamandır boşladım burayı da... Aslında tembellik ettiğimden ya da okulda final dönemi oluşundan değil çünkü normal zamanın aksine NBA'i bu sene hiç takip etmediğim kadar sıkı izliyorum Play-Off'larda.. Şimdilik işler iyi gibi hatta rüya gibi de denebilir benim için. Desteklediğim iki takım kendi konferansında finalde ve ikisi de 4-0 elenirler süpürülürler yorumları altında birer gün arayla tüm bu yorum sahiplerine tokat gibi cevap verdiler. Şimdiye kadarki maç için gözlemlerimi özetlemeye çalışacağım




Denver-LA Lakers: Şimdiye kadarki 2 maçı da izleme imkanına sahip oldum, ancak sabretmeyi başardım desem daha doğru bir ifade olur. İki maçta da inanılmaz fazla sayıda faul düdüğü olduğu, Play-Off larda 20 saniyelik molaların bile anlamsız şekilde 5 dakika sürdüğü ve batı yakasının otomatik olarak 1 saatlik ekstra saat farkından ötürü maçlar genellikle 7 gibi bitti. Allahtan zevkli, çekişmeli maçlar izledikte pişman olmadık. Seriye dönersek Lakers'lı oyuncularda küçük dağları biz yarattık havasını gözlemlememek imkansız, ya da ben bu herifleri sevmediğimden(Odom,Gasol,Fischer ya da kısacası Kobe hariç diğerleri :D ) yaptıkları herşey gözüme öyle görünüyor. İlk maçta taş gibi oynasada Denver hakettiğini alamamıştı, bunu zaten maçı izlerken çok rahat farkedebiliyorduk. Denver güzel hucumlarla sürekli sayı bulurken Lakers doğru düzgün hücum bile edemezken skora baktığımızda çift haneli farkları bile görmüyorduk, bu durum haliyle maç boyu acabalar oluşturuyordu izlerken ve nitekim sonunda öyle ya da böyle kötü de oynasalar galip gelmeyi başardılar . Dün gece 2.maçta ise bunun 180 derece tersi bir tablo vardı özellikle ilk yarıda. Hele maçın başında George Karl sayesinde NBA'de görülebilecek en ilginç olaylardan biri yaşandı. Maçın henüz başında D.Jones tam 4 faul almayı başardı. Genelde ilk çeyrekte 3 faule ulaşan hatta 2 faul alan oyuncu kenara alınıp riske edilmezken 3. faulden sonra bile onu Karl oyunda tutarak bu olayın mimarı oldu. Üstüne bir de J.R Smith 2.çeyrekte 3'leyip kenara gelince gözümde maç bitmişti. Ancak dedik ya önceki maçın tam tersi olacaktı her şey diye. Bu kez de Lakers oynuyor şutları sokuyor istediğini yapıyordu, Billups ve benchten gelip takımına hayat veren Kleiza dışında herkes biz gibi maçı izliyordu yine de skora ve farka baktığımızda en fazla 12 13 farkı gördük sanırım. 3.çeyrekle beraber Carmelo'da devreye girince altın değerinde bir deplasman galibiyetini bu kez Denver kazandı. Şimdi Denver'da çok kritik 2 maç var tahminimce burada da 1'er maçı paylaşıp Steaples Center'a 2-2 ile gelinir, içeride 2 takımda başka maç vermez ve saha avantajıyla Lakers 4-3 finale atlar, ama bu beynimin söylediği. Kalbim tabi ki Denver'ın finale çıkıp Orlando ile oynamasını istiyor.


Cleveland-Orlando : Şu maçı da gördüm ya artık 4-1 bitse de gam yemem seri. Cleveland’a birinin bunu yapması gerekiyordu, her maçı çok rahat önde götürerek her seriyi 4 maçta bitirerek buraya çok rahat geldiler, ancak işlerin maç içinde biraz zora girdiği ilk maçı kaybettiler, bu maçın tek önemli tarafı belki de bu. Hidayet Boston’daki 7.maçtan sonra yine insan üstü işler yaptı ancak birileri bu adama niye sadece 4.çeyrek diye sormalı. Bilerek mi yapıyor, maç içinde yatıp bu dakikalarımı bekliyor anlamadımki. Son çeyrekte sanırım 9 sayı 7 asisti vardı, kaba bir hesapla son çeyrekteki 29 sayının 26’sında falan imzasının olması demekki bu da ne kadar büyük bir iş başardığının bir ispatı. Ancak her maç son çeyreğe son dakikalara kalmayıp çok önceleri bitebilir bu nedenle birileri artık ona sürekli olarak maça etki etmesi gerektiğini söylemeli. Howard’ı bu maç ne Ilgauskas ne de Varejao durdurabildi ama her maç böyle gitmez heralde, giderse de Orlando için bir umut ışığı demektir. Bu gece 2. Maçta açıkcası Orlando’nun kazanabileceğini sanmıyorum hatta maç yakın bile geçmeyecektir,zaten aksi halde seri biter 2-0’dan konferans finalinde kimse rakibine bırakmaz turu... O nedenle dediğim gibi bugün pek fazla beklentim yok maçtan Lebron çoşup maçı erkenden koparır herhalde, izleyip görelim tekrar yorumları fırsat buldukça yazmaya çalışacağım... Selametle efendim

17 Mayıs 2009 Pazar

15 sene sonra bile...



Aradan sanırım 15 sene falan geçti ve 15 mayısta yayınlanan röportajda Giggs deplasman baskısından, seyircilerin rolünden bahsederken ve İngiltere ile ilgili konuşurken bakın aklına nereden örnek vermek geliyor. Röportajın tamamını http://www.telegraph.co.uk/sport/football/leagues/premierleague/manutd/5330731/Why-Ryan-Giggs-feels-this-season-is-the-best-yet.html adresinden okuyabilirsiniz..


Giggs laments the passing of famous old arenas like Dixon's old Arsenal stamping ground. "The Emirates is nothing like Highbury. I like the old grounds, places where they test you. We never used to do well down at The Dell. I like atmospheres like Anfield and Elland Road, experiencing the ferocity of the fans towards you, the intense rivalry. We knew we had to perform. When I was younger, I used to get abuse off the Leeds fans, who sang things like 'There's only one spotty virgin'.
"I like the intense atmosphere where we are not just playing the team, we are playing their fans as well. I've never experienced anything like Galatasaray. Two hours before kick-off, we went out to have a look at the pitch and the stadium was packed! The chanting was brilliant: one side starts, then the other, then quiet, then all of them chanting! The players really enjoyed it. Before it was good, after it wasn't!'' (United's players ran the gauntlet of riot police and fans, who bricked their coach.)


Bahsettiği gün ile ilgili kısacık bir video da burada... http://www.youtube.com/watch?v=Jz0ua7F4FvI


Tahminler


32.Hafta

Antalya-Fenerbahçe : 1

G.Antep-Kocaeli : 0

G.Saray-G.Birliği: 1

Denizli-Ankara: 0

Konya-Eskişehir: 0

Trabzon-Bursa: 0

İ.B.B-Kayseri: 1

A.Gücü-Beşiktaş: 0

15 Mayıs 2009 Cuma

Sanki Barcelona'ya gideceksin otur oturduğun yerde


Evet bu sözü memleketimizde sıklıkla duyarız. Zaten senede topu topu 1 oyuncumuza gelir Avrupa'da bir klüpten transfer teklifi ve bunun üzerine basından hemen şu sesler yükselir. Kardeşim gideceksen Galatasaray'dan Fenerbahçe'den büyük olacak gittiğin takım.İyi de sebep ?
Bu olaya yıllardır en güzel örnek Tugay'dı aslında. Galatasaray'ın kaptanlarındayken tam da senesinde 2000'in devre arasında UEFA'nın alınacağını bilmeden Avrupa'ya açılmıştı. İngiltere'nin mütevazi ancak Premier Lig Şampiyonluğu ünvanına sahip takımlardan Blackburn'ün yolunu tuttu ve yıllar sonra geldiği durum ortada, yeni klübünün efsanelerinden biri oldu bile... 

Bundan 2 yıl önce de Tuncay'ın sözleşmesi bitipte Avrupa klüpleri kapısını çaldığında çokça yine aynı sözleri işittik ancak o bu sözlere aldırış etmeden Middlesbrough'un yolunu tuttu. Daha büyük klüperde istiyor olabilirdi onu ancak önünde bir Rüştü örneğide vardı. Büyük takımların sabrı yoktur, alabileceğiniz minimum sürede kendinizi çabucak göstermeniz gerekir. İşler yolunda gitmezse de bir yabancı oyuncu olarak pek fazla şansınız kalmaz. Victor Valdes gibi bir isme sırf Katalan diye gösterilen sabrın size ancak 10'da 1'i gösterilir. Aynı kötü örnek Hakan Şükür, Okan Buruk, Emre Belözoğlu gibi isimler için de geçerlidir. Inter'e gidiyorsanız, Barcelona'ya gidiyorsanız ağzınızla kuş tutmanız bile beklenebilir sizden.  

Tuncay nispeten daha küçük bir organizasyona katıldığında üzerindeki baskıda otomatikman azalacaktı ve nitekim İnglizler'in sabırlı taraftarlarınında yardımıyla uyum sürecini atlattıktan sonra kendini göstermeye başladı. Bu sezon çok kötü giden takımda Fenerbahçe seyircisininde belki de onu sevme sebebi olan isyankar hali taraftarı etkiledi. Bu kötü gidişe karşı koymaya çalışan tek kişi Tuncay diyorlardı, herkesi eleştirirken sadece ona sahip çıkıyorlardı. Nitekim sitelerinde yaptıkları oylama neticesinde Tuncay'ı yılın futbolcusu seçtiler. 
Tuncay artık oynadığı her maçta çok daha rahat, İngiltere'de ya da başka yerde artık daha büyük bir klübe gitse bile elinde ülkesi dışında da birşeyler başarabildiğinin kanıtı var. Bu da onun gittiği klüpteki kredisini arttıracaktır. Yani özetle Tuncay doğru olanı yapmıştır ve onun takip ettiği yol diğer futbolculara örnek olmalıdır. Bir anda zirveye çıkmayı beklemektense sabırla, mücadele ederek, büyük klüpleri hakettiğini göstererek oralara ulaşmak çok daha sağlıklı bir yol olacaktır. Geldiği bu noktadan sonra artık sene sonunda Tuncay'ın büyük bir klübe transfer haberini bekliyor olacağız, çünkü zamanı geldi...