16 Nisan 2010 Cuma
8 Nisan 2010 Perşembe
El Clasico

Iker Casillas, İspanya milli takımının teknik direktörü Vicente del Bosque'nin, Güney Afrika'da takımın kalesini emanet etmek için düşündüğü ilk isim. Casillas, son maçlarda eski formundan uzak göründü ve namına yakışmayacak hatalar yaptı.
Ligin en az gol yiyen kalecisine verilen Zamora ödülünün son sahibi Victor Valdes, bu yılki ''EL Clasico'' mücadelesine büyük bir moralle çıkacak. Milli takımın kalesine geçmek isteyen Valdes, Del Bosque'nin gözüne girmek için bu maçta yüksek performansla oynamak zorunda..
Real Madrid'in bol gol atarak kazandığı maçlara damgasını vuran Higuain ise aynı beceriyi büyük maçlarda göstermekte zorlanıyor.
Barcelona ile milli takımın orta sahasında görev yapan Xavi, Katalan ekibin oynadığı futbola şekil kazandıran bir futbolcu. Barcelona'nın topla oynama yüzdesi kesinlikle bu oyuncunun performansına bağlı. Son derece yaratıcı ve gol yollarını aralamakta usta.
Xabi Alonso, Real Madrid'de benzeri bir rol üstleniyor. İkili mücadelelerde üstün ve takımı, genelde bu oyuncunun çıkarttığı toplarla hızlı hücuma yöneliyor.Arjantin milli takımının Güney Afrika'daki en büyük iki kozu, bu hafta sonunda El Clasico'da birbirine rakip olarak kozlarını paylaşacak. İki futbolcu, La Liga'da gol krallığının ilk iki sırasında bulunuyor.
Messi, La Liga ile Şampiyonlar Ligi'nde, rakibin gücünü gözetmeksizin oynadığı futbol ve attığı gollerle dünya genelinde taktir topluyor.Real Madrid'in bol gol atarak kazandığı maçlara damgasını vuran Higuain ise aynı beceriyi büyük maçlarda göstermekte zorlanıyor.
Real Madrid'e geçen yaz gelen Ronaldo, takımına 90 milyon avroya mal oldu. Barcelona ise İbrahimoviç için 60 milyon avro civarında harcama yaptı.
Maliyetleri, takımlarına yaptıkları katkıda her ne kadar belirleyici olmasa da, İbrahimoviç, kimilerine göre Barcelona'ya fazla birşey katmadı. Katalan ekibin Şampiyonlar Ligi'nde elde ettiği başarılı sonuçlara katkısı bulunan İbrahimoviç, Real Madrid'in Barcelona'ya konuk olduğu maçta takımının ve maçın tek golünü atan futbolcu olmuştu.
Ronaldo ise bu maçta, kaleci Valdes'le karşı karşıya kaldığı pozisyonda takımının en tehlikeli atağını gole çevirememişti. La Liga'da İbrahimoviç'in 15, Ronaldo'nun 18 golü bulunuyor.

Maliyetleri, takımlarına yaptıkları katkıda her ne kadar belirleyici olmasa da, İbrahimoviç, kimilerine göre Barcelona'ya fazla birşey katmadı. Katalan ekibin Şampiyonlar Ligi'nde elde ettiği başarılı sonuçlara katkısı bulunan İbrahimoviç, Real Madrid'in Barcelona'ya konuk olduğu maçta takımının ve maçın tek golünü atan futbolcu olmuştu.
Ronaldo ise bu maçta, kaleci Valdes'le karşı karşıya kaldığı pozisyonda takımının en tehlikeli atağını gole çevirememişti. La Liga'da İbrahimoviç'in 15, Ronaldo'nun 18 golü bulunuyor.

Barcelona teknik direktörü Pep Guardiola, Real Madrid karşısında 3 büyük galibiyet aldı. Guardiola, takım düzenini ve oyun planını, skor ne olursa olsun nadiren değiştiriyor. Barcelona teknik direktörü, takımının topla oynama yüzdesini yüksek tutarak oyunu kontrolü altına alıyor.
Maç, Real Madrid'in Şampiyonlar Ligi'nden elenmesinin ardından yoğun eleştirilere hedef olan Pellegrini'nin buradaki geleceği açısından büyük önem taşıyor. Pellegrini'nin bu maçta da, topla oynama yüzdesi yüksek Barcelona'yı kontraataklarla vurmayı planladığı düşünülüyor.
ajansspordan alıntıdır...
El Clasico öncesi clasico bir yazı.Messi-Ronaldo hangisi daha iyi?
Messi Arjantin'de oynarken yaşadığı bir hastalık yüzünden tedavi olamazsa futbol oynayamayacak duruma gelmiş.Orada oynadığı klüp tedavi masraflarını üstlenmediği için hormanlarındaki düzensizlik çözülememiş.Barcelona'nın o kadar muazzam çalışan bir altyapısı var ki Messi'nin yeteneklerini taa o zaman keşfetmişler.(ki bu 10 sene öncesine tekabül ediyor.)Ve Messi'ye eğer İspanya'ya gelirse bu parayı karşılayacaklarını,karşığında ise Barcelona'da oynamasını teklif etmişler.(çok makul bir anlaşma.)İspanya'ya gelen Messi iyileşmesi ile birlikte her defasında bahsettiği çok sevdiği futbola geri dönmüş.Dönüş ki ne dönüş.Şu an yaptıkları ile bile dünyanın sayılı oyuncuları arasında olduğunu, bundan 50 yıl sonra bile konuşulacağını garanti altına almış gibi duruyor.Nasıl biz Maradona,Pele,Di Stefano,Puşkaş vb.lerinden bahsediyorsak bizim torunlarımızda ondan bahsedecek.Yaptığı hareketlerin daha önceden çalışılmamış olduğunu,doğaçlama gerçekleştiğini söylüyor.Neler mi yapıyor peki?Yazı ile anlatmak mümkün değil sanırım.Ama dünyada kendinden başka kimseye iltifat etmemiş,egosu son derece üst düzey olan Mourinho'ya sorarsak biraz daha zorlasa Messi'nin su üstünde yürüyebileceğini söylüyor.
Yeteneklerinin farkında ve bunları her geçen gün geliştiriyor.Mesela bu sene son vuruşlarını inanılmaz geliştirdi.En kral forvetten daha güzel bitiriyor pozisyonları.Hızı,zekası,bilekleri,takım oyunu oynaması,mütevazi yapısı onu diğer herkesten ayırıyor.Arsene Wenger onun için playstation gibi derken az bile söylemiş oluyor bence...
Gelelim Ronaldo'ya.Ben şahsen Ronaldo'dan pek haz etmem ama bir laf vardır ya yiğidi öldür hakkını yeme diye o yüzden yemeyeceğim.Dünyanın en hızlı 3. futbolcusu o zaten ve bu istatisiki bir bilgi o yüzden yoruma açık birşey değil.Vücüdunun zaten Usain Bolt'tan hiçbir farkı yok.
Sporting Lizbon'da oynarken bir sezonda Lizbon'un bütün takımlarında ( genç takım, paf takım,as takım) forma giyen tek oyuncu.Gösterdiği gelişmeyi takdir etmemek elde değil.Scholes,Giggs gibi emektar Manchester'lı futbolcuların ısrarları üzerine transfer edilmiş biri.Alex Ferguson'un eline çöp versen zaten ondan iyi bir malzeme çıkarır.Ronaldo'da bunu iyi değerlendirdi.25 yaşına gelmeden altın top ödülünü aldı.94 milyon euroya Real Madrid'e transfer oldu.Bunlar inanılması zor şeyler ama karakter açısından bakacak olursak Messi'nin yanından geçemez sanırım.Bu iki futbolcuya da birbirleri hakkındaki düşünceleri sorulduğunda Ronaldo:'Ben Ronaldo'yum.İstediğim zaman herşeyi yapabilirim' diyor.(Messi ile ne alakası varsa)Messi ise:'Para verip izleyeceğim birkaç oyuncudan biri' diyor O'nun için.Karakter açısından yorumu sizlere bırakıyorum bu örnekten sonra...
Hangisi daha iyi kişiye göre değişir ama bir gerçek var ki ikisini de izlemek yemek yemek kadar haz veriyor insana...
NOT: Bana göre hangisi mi iyi? Tartışmam.Messi > Ronaldo
7 Nisan 2010 Çarşamba
Play-Off'a çeyrek var

Play-Off'a sayılı günler kala elimizdeki tek heyecan son bileti Toronto'nun mu Chicago'nun mu alacağını takip etmek ne yazık ki.. İki takımın da ne kadar dengesiz olduğunu anlatmaya gerek yok,Chicago Mart ayında 10 maç arka arkaya kaybetmese şu anda Toronto ile Hidayet'in ilişkisi ne durumda olurdu kim bilir..Kalan maçlarını incelediğimizde 11 Nisan'da aralarında oynayacakları maç kilidi çözecek gibi gözüküyor.Çünkü diğer maçları benzer ve iki takımında halini düşünürsek kestirmek oldukça zor..
Doğuda maçlarınızın yarısını kazanmanızın Play-Off'a yeteceği güzel bir sezon daha geride kalıyor,batıya döndüğümüzde tablonun ne kadar vahim olduğu ortada.. 8.sırayı alacak takım muhtemelen sezonu %60'la bitirecek..Ruhsuz bir Detroit,Houston,Indiana izlemektense Charlotte,Oklahoma,Portland takımlarını izlemek keyifli olacaktır...
Indiana demişken koca sene yatıp,Play-Off'lara gidemeyişi kesinleştikten sonra 13 maçtan 9 galibiyet almak da ayrı bir başarı..Tamam draftlar için yatın,son sırayı alın demiyoruz ancak madem böyle performans verebiliyordunuz koca sene neredeydiniz diye de sorarlar adama..

6 Nisan itibariyle Batıda Lakers'ın arkasına dizilen takımlara baktığımızda belki de uzun seneler göremeyeceğimiz bir tablo karşımıza çıkıyor ortaya... Dallas,Denver,Utah ve Phoenix'in galibiyet ve mağlubiyet sayılarının eşit olduğu müthiş bir tablo.. Eskisi kadar güçlü değil dense de San Antonio ile Play-Off'ta eşleşmeyi hala hiçbir takım istemeyecektir..
5 Nisan günü oynanan New Jersey-Washington maçında Andray Blatche’nin triple-double yapmasına 1 ribaunt kalmışken düştüğü halleri gösteren çok eğlenceli videoyla yazıyı noktalayalım.. Açıkcası acınacak durumdaki 2 takımın,zaten sonucu belli olmuş bir maçında olay gerçekleştiği için ben 2.bir Ricky Davis vakası olarak göremedim. Keşke Blatche amacına ulaşabilseymiş de bir de o zaman neler yapacağını görebilseymişiz…
6 Nisan 2010 Salı
Bizler İnandık Siz Naptınız ulAn!
Önce tüm avantaj bizdeydi kaybetme lüksümüz var dedik. Naptınız üst üste yenildiniz avantaj kaybettiniz. Geri kalan maçları alın arkamıza bakmadan şampiyonuz dedik naptınız Trabzon'a yenildiniz. Tamam dedik Fener'i yen yine avantaj sağla dedik arkanda durduk siz naptınız yenildiniz. Hadi dedik 7 de 7 yap gönlümüzün şampiyonu ol dedik gittiniz Sivas'a puan verdiniz. Siz naptınız koca bir sene gözünüzü seveyim naptınız? 3 büyükleri yenemeyen Trabzon'a yenildiniz, bitti denen Fener'i şaha kaldırdınız, düşme potasında sürünen Sivas'a rahat nefes aldırdınız. Hiç düşündünüz mü sizi sevenler rahat nefes alıyor mu diye?
Biz bu renkleri yenilse de severiz sorun değil. Ama bizi paramız için seven futbolcuları bizde yenerse severiz. Ne gönül bağımız var ki sizle de yenilsen de seveyim. Bu renkleri giymeseniz yüzünüze bakmam sizin, yenilince niye seveyim. Ben Sabri'yi severim ben Neil'i severim ben Baros'u severim siz kimsiniz de kötü günde seveyim. Siz bu takıma ne verdiniz de arkanızda durayım.
Yok efendim yabancı antrenör Türk futbolcuyu anlamazmış. Evet anlamıyor karşınızda ki insan da size güveniyor. Kaşınızda ki tam bir profesyonelde sizide öyle sanıp kampa almıyor yazık. Gerçekten anlamıyor Türkler'i. Geçen sene yerden yere vurduğumuz Sabri yontma taş devrindeyken siz cilalı taş devri yaşıyordunuz. Adam Rijkaard la milenyuma adım attıda siz nasıl ilk insan haline geldiniz? İstediniz mi takır takır pas yaptınız onu da gördük maçta. Peki size kim dur diyor da top bilmeyen mahalle takımında ki sütçü oyunculara dönüyorsunuz. Gerçi onlara da haksızlık etmiyelim kalıcı olmak için oyuna girdiklerin de koşarlar sizde oda yok.
Şu takımın en çok forma giyen orta sahası Sarp'la Topal kaç sarı kartınız var acaba? Hiç mi faul yapmadınız hiç mi kart cezalısı olmadınız? Baros bile sezonun yarısında oynamadığı halde kart cezalısı oldu siz niye olmadınız? Topu kaymak gibi çekip alıyorsunuz da kart görmüyorsunuz heralde. Fm tabiriyle top kapma 20 maşallah da sarı kart falan amatör işi diyorsunuz.
Şimdi hava alanına inişinizi canlı gösterdiler içim acıdı. Bir kaç taraftar alkışla protesto etti, seviyesiz herhangi bir şey olmadı(Basın olacağını düşünüp ta hava alanına canlı yayın ekip göndermesine rağmen). Size bu iyiniyet yaramıyor mu acaba? Napalım Florya'yı basıp arabalarınıza tekme tokat dalalım mı? Antrenmana yumurta mı yağdıralım? Oraya kadar gelip sizi sadece alkışlayan taraftardan utanın biraz ruhunuz hala burlardaysa!!!!
5 Nisan 2010 Pazartesi
Kimse senin gibi kalpten oynamıyor...

İzmirspor’da oynarken Galatasaray’a transferine karşı çıkan nişanlısının "Ya Galatasaray, ya ben!" restine karşılık "Galatasaray!... o daha vefalı..." deyip nişan yüzüğünü avcuna vererek cevaplayacak kadar severdi Galatasaray’ı o...
Sarı-kırmızılı renklere küçükten beri hayrandım. Galatasaray, İzmir’e geldiğinde okuldan kaçar, maça giderdim. Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray’ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım.
Fenerbahçe 20 bin, Adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yaptığım gün mutluluktan uçuyordum.
Galatasaray’ın alt yapısında 18 tane Metin vardı... Galatasaray’daki bu Metin’lerin sayısı bana söylendiğinde önce inanmamıştım. Futbol okulunun çeşitli kademelerinde bu Metin ismi dikkat çekmiş ve onları biraraya getirmişler. Sonra da bana haber verdiler, gittim hepsini kucakladım.
Sahaya çıkmadan önce Allah’a dua eder, sahaya en son çıkmayı uğur sayardım. Aut çizgisini geçerken daima sağ ayağımı atardım. Maça başlamadan önce arkadaşlarım kaleye şut atarken, ben dolanıp durur, oyun başlayıncaya kadar topa vurmazdım... Sakatlandığım zaman, secde ederek iki elim önde ’Allah’ım sen bacaklarımı koru’ diye dua ederdim.
Metin OKTAY . . .
Etiketler:
Metin OKTAY
Bu forma kutsaldı da nasip oldu herkese
xxx
Sabri Neill xxx xxx
xxx xxx xxx
Keita Kewell
Baros
Teşekkürler...
Sabri Neill xxx xxx
xxx xxx xxx
Keita Kewell
Baros
Teşekkürler...
4 Nisan 2010 Pazar
Bir dost

8 Ocak 2010'da Skibbe E.Frankfurt ile Antalya'da kamp yaparken Türk futbolcuları,hep yakındığımız sistemi,kısacası ülkemizi anlattığı enfes bir röportaj yapılmış..(kaynak:http://www.footballvsfashion.com)
Ülkemizde yankı bulmamış olması da enteresan.. Sadece Galatasaray dergisinde otelde takımımızla karşılaşan Skibbe'nin eski öğrencileri ve yöneticileriyle yaptığı samimi sohbetin bir kaç karesini görebilmiştik..
Amacımız vay be ne iyi adamdı da yolladı demek değil elbette. Teknik direktörünüz Rijikaard'ken bunu yaparsanız Allah taş yapabilir.. Ancak bizden olmayan birinin 1 sene bile aramızda kalmadan yaptığı tespitler inanılmaz ve şu anda yaşadıklarımızın da kopyası aslında.. Hocanın taktiğini,antrenman programını,maç dizilişini tahtada görüp de atıp tutan oyuncularımız varken daha biz ne verebiliriz ki onlara...
Umarım bu röportajın benzerini yakın zamanda Rijikaard'dan da dinlemek zorunda kalmayız..
Geçen sezon bu zamanlarda yine Antalya’da, üzerinde sarı-kırmızı forma varken peşindeki kalabalık basın grubu sayesinde aldığı nefesi takip ediyorduk. Bu sene o yine Antalya’da. Ama sessiz-sedasız. Tek farkı formasında sarının yerine siyah var. Peşinde de Türk basını yerine 13 kişilik bir Alman gazeteci ekibi. Michael Skibbe’yle eski ve yeni işini konuştuk.
Galatasaray’dan ayrılışın sancılı oldu. Geriye baktığında pişman olduğun bir konu var mı?
Galatasaray’ın teklifi kabul ederken Galatasaray’ın aslında yüzde 60’ı yabancı yüzde 40’ı Türk olan bir teknik direktör aradığını anlayamadım. Sanırım beklentilerin çakışmamasında en önemli nokta bu oldu. Pişmanlık değil ama bunu daha önce fark etmiş olmayı isterdim.
Bu tabii çok anlaşılmayacak...
Şunu demek istiyorum: Galatasaray yönetimi uluslararası isimlerle çalışırak, iyi isimler transfer ederek ‘Uluslarası’ olmaya çalışıyor. Ama bu formülün tutmasına olanak yok. Aslında eksik olan eğitim. Futbolcular iyi yetişmiş. Ama uluslarası olmak için eğitilmemiş. Gelen yabancılarla arada fark doğuyor. Birey olarak hareket etmiyorlar. Herşeyden önce yabancı dil bilmiyorlar. Almanya’da yetişmiş bir Türk oyuncudan bile mantalite ve bakış açısı olarak eksik olduklarını görüyorlar. Çünkü onlar Almanca ve İngilizce konuşarak geliyor. Bu eksikliği bilmek, fark etmek onları üzüyor.
Ben futbolcuların büyük takıma, işte mesela Galatasaray’a gelince hayalleri bittiği için ilerlemediklerini düşünüyordum
Tam olarak değil. Kendilerini Avrupa’da eğitim almış veya yabancı futbolcularla kıyasladıkları zaman geriden geldiklerini görüyorlar. Bunu bilmek onları üzüyor. Aslında çok çabalıyorlar. Yetenekliler. Ama dediğim gibi ‘uluslarası olmak’ eğitim gerektirir. Lafta kalmamalı. Mesela Meira kendi kalitesini gösteremedi. Çünkü burada mutlu olamadı. Onunla konuştuğum zaman Portekizce, Almanca, İngilizce, İtalyanca konuşabildiğini Türkçe için de çok zor olmasına rağmen çabaladığını söylüyordu. Ama Galatasaray defansında kimse bu dillere hakim olmadığı için, solunda Servet, sağında Sabri, önünde Topal, defansı toplaması mümkün olmadı hiçbir zaman... Bu konuda yönetim onları önemsemiyor. Futbolcularına bu manada sahip çıkmıyor.
Peki Lincoln? Sonuçta o da ‘uluslarası’ bir futbolcu ama uyum sağlamayadı... Tabii seninle çalışırken en iyi performansını almayı başardın, bu nasıl oldu?
Lincoln özel bir futbolcu. Bir kere ona yapıştırılan etiketiler doğru değil. Hiç gece hayatı yok mesela. Ağzına içki sürmez ayrıca. Ama çok yetenekli bir futbolcu ve bu yeteneğine övgü bekliyor. Onu bu konuda serbest bıraktığınızda, yeteneğini takdir ettiğinizi belirtip bunun ona sorumluluk yüklediğini anlattığınızda o da size tam karşılığını vermeye çalışıyor. Bazı maçlarda bunu yapamadı. Ama en azından elinden geleni yaptı. Ben onu Eintracht Frankfurt için de bu yüzden istedim. Ama tabii kötü ünü kulübün soğuk bakmasına yol açıyor. O da zaten futbola küsmüş durumda. 2-3 gün önce konuştum. Keyif almadığını, futbol oynamak istemediğini söylüyor. Birkaç gün içinde baba olacak... Belki onun için yeni bir dönem başlar...
Futbolcularınız senden kopamıyor galiba...
Bu hep böyle oldu benim için. Çalışırken alışıyorlar. Çünkü hepsinde telefonum vardır. Ve beni istedikleri zaman arayabilirler. Futbolcularla ilişkim hep dostluk üzerine kuruldu. Galatasaray’lı futbolcularımla da kopmadım. Arada telefonlaşıyoruz.
Bu kadar arkadaşça davranmanın otorite boşluğu yarattığını düşünmüyor musun? En azıdan Türk futbolcularla?
Hayır! Ben böyleyim. Sırf ‘otorite prim yapar’ diye kendimi değiştiremem. Değiştirmedim de. Uzun vadede olması gereken bu. Ben kamp yapmıyordum. Kamp son derece sıkıcı bir olay. Bu eleştiriliyordu. Ama bir futbolcu ertesi gün maçı varsa gece çıkmaması, erken yatması gerektiğini kendisi bilmeli. Bunu bir hoca istediği için değil, bilinçli olarak kendisi yapmalı. Eğitim derken kastettiklerimden biri de bu işte...
Galatasaray yönetimiyle ilgili sorunun var mı?
Beklentilerini daha önce anlamış olmayı isterdim. Haldun Üstünel ve Adnan Sezgin’in yetkilerinin hangi konularda olduğunu ancak 2 ay sonra anlayabildim. Bana baştan bilgi verilmedi mesela. Bir de ben bazı şeylerin temelden değişmesi gerektiğini savunuyordum. Ama bana ‘bunlar değişmez’ diyorlardı.
Ne gibi?
Mesela futbolcuların komple bir eğitim alması gibi. İsim vermek istemiyorum ama şu futbolcuyu şöyle yapmalıyız dediğim zaman ‘hayır, o değişmez, o öğrenmez, uğraşma’ diye karşılık alıyordum. Oysa ki emek harcamak, o futbolcuları birer birey yapmak lazım. Ben onlara inanıyordum. Ama tabii böyle bir değişim zaman ister ve yönetim bu zamanı vermek istemiyordu. Biraz da şöyle düşünüyorum. Futbolcuların kendi kararlarını otoritelere bırakmaları, fikirlerini açıkça ifade edememeleri bu sistemin işine yarıyor. O zaman yöneticiler de ön plana çıkıyor önem kazanıyor, gündem onların etrafında oluşuyor. Halbuki normalde Türkiye hariç hiçbir yerde başkanların ismi bilinmez. Bu kamuoyu onların da işine yaradığı için sistemi değiştirmek ve ‘uluslararası’ olmak istemiyorlar.
Galatasaray’a geldiğin için pişman oldun mu?
Hayır. Galatasaray’la aynı zamanda Panathinaikos’tan da teklif almıştım. Onlarla da görüşmüştüm. Galatasaray’lı yöneticilerle Türkiye’de Almanya’da birkaç görüşme yapmıştık. Benimle ilk temasları zaten Galatasaray’la oynadığımız Bayer Leverkusen maçından sonraydı. Son olarak ben Galatasaray’ı reddetmeye karar verdim. Çünkü Leverkusen’de çalıştığım yardımcılarım özel sebeplerden Türkiye’ye gelmek istemediler. Ben Adnan Sezgin’e ‘teklifinizi kabul etmeyeceğim’ dediğimde bana destek olacaklarını, her türlü konuda yardımcı olacaklarını söylediler. Ama takımla ilgili sorunların yanı sıra o dönemde yönetim başka konularla meşguldü ve karşılıklı beklentilerimiz çakışmadı... Ben Galatasaray’ı çok sevdim. Kulübü, taraftarı sevdiğim kadar futbolcularımı ve kulüp binasında bizimle çalışan özveriyle işlerini yapan kadroyu da sevdim. Onlar için başarılı olmak isterdim.
29 Mart 2010 Pazartesi
Galatasaray 0
Garibim Dos Santos duymuş ya dünya derbisi olduğunu,canını dişine takıp oynuyor,koşuyor yırtınıyor.. Ama sağına bakıyor kimse yok,soluna bakıyor kimse yok.. Top istiyor veren yok,pas veriyor koşan yok..
Garibim Neill; duymuş ya dünya derbisi olduğunu;dikkat kesilmiş Alex'i Guiza'yı kovalıyor,sonra bakıyor onların gelmeye niyeti yok alıyor topu M.Topal'ın,M.Sarp'ın,Elano'nun yapması gereken işleri de yapmaya çalışıyor.. Verkaça giriyor,dikine oynamayı akıl ediyor ama ona eşlik edecek,canı FUTBOL oynamak isteyen adam yok..
Garibim Sabri; o biliyor maçın önemini...Sadece Fenerbahçe maçı olduğundan da değil,ucunda şampiyonlar ligi bileti olduğundan.. Kaptan çıkmış sahaya; heyecanlı kıpır kıpır,ama ondaki heyecanın 10'da 1'i yok ki yanındakilerde..
Bu kez sakiniz dedik,11'i bile merak etmiyorduk.. Rahattık,baskı da yoktu üzerimizde.. Ama herşeyi açıklayamıyoruz işte.. Trabzon'da Jo ile Dos Santos atsa bunları konuşmuyor olacaktık dedik;dün yine aynı terane.. Ceza sahasına rakibi sokmadan maç verdik..Kötü oynadığımız bir tane Allah'ın maçını kazanamama serimiz de devam ediyor..
Garibim Neill; duymuş ya dünya derbisi olduğunu;dikkat kesilmiş Alex'i Guiza'yı kovalıyor,sonra bakıyor onların gelmeye niyeti yok alıyor topu M.Topal'ın,M.Sarp'ın,Elano'nun yapması gereken işleri de yapmaya çalışıyor.. Verkaça giriyor,dikine oynamayı akıl ediyor ama ona eşlik edecek,canı FUTBOL oynamak isteyen adam yok..
Garibim Sabri; o biliyor maçın önemini...Sadece Fenerbahçe maçı olduğundan da değil,ucunda şampiyonlar ligi bileti olduğundan.. Kaptan çıkmış sahaya; heyecanlı kıpır kıpır,ama ondaki heyecanın 10'da 1'i yok ki yanındakilerde..
Bu kez sakiniz dedik,11'i bile merak etmiyorduk.. Rahattık,baskı da yoktu üzerimizde.. Ama herşeyi açıklayamıyoruz işte.. Trabzon'da Jo ile Dos Santos atsa bunları konuşmuyor olacaktık dedik;dün yine aynı terane.. Ceza sahasına rakibi sokmadan maç verdik..Kötü oynadığımız bir tane Allah'ın maçını kazanamama serimiz de devam ediyor..
İki Resim Arasında ki Fark?

Biri 35 metreden 51km hızla çekilen şutu içeri alır

Diğeri 15 metreden 107km hızla çekilen şutu dışarı çeler
Dipnot: Geçen hafta umutsuzdum şampiyonluk yarışında. Bugün ki maçtan sonra iyice umutsuz olmam gerekirken içimden bir ses 7 de 7 yapacağız diyor. Hatta yazıyorum buraya; iki gündür Feneri yenemeyiz ve Selçuk gol atar diyen ben, bugün de bunu diyorum...
Derbiyi kazanamadık diye şampiyonluk gitti zannetme, Üstünüzdeki Forma Güç Verir Size, Hakkını Verin Sadece...
27 Mart 2010 Cumartesi
Adnan Polat & Öztürk
Sükunet

Galatasaray cephesini hiçbir Fenerbahçe maçı öncesinde bu kadar sakin görmemiştik.. Arka arkaya gelen kötü sonuçların yarattığı boşvermişlik havası mıdır,Özhan Canaydın'ın vefatı mı bilmiyoruz ancak şu anda Arda'nın sakatlığı ve oynamama ihtimali,ya da sahaya çıkacak ilk 11; 2 hafta önceki A.Gücü maçı kadar bile merak edilmiyor herhalde..
Bursaspor'un beklenmeyen(içten içe umut edilen) puan kayıplarıyla derbi sonunda ihtiyacı olan heyecana kavuştu. Fenerbahçeli taraftarlar yenilmeleri halinde bir anda Galatasaray'ın şampiyonluk için en avantajlı takım haline geleceğini gördüklerinden bu mağlubiyete sevinemediler bile..Galatasaray ise 2 sezon önce şampiyonluk yolunda Sivas ve Fenerbahçe'yi yenerek saf dışı bıraktığı gibi bu kez Bursa ve Fenerbahçe'yi geçip kendi işini kendisi görebilir..
Pazar akşamı her iki takımın çılgınlar gibi hücum etmesini beklemiyoruz tabi ki ancak yine de geçen sezon olduğu gibi 0-0'a kilitlenen risksiz futbol görmek kimseyi memnun etmeyecektir.Bol gollü,sadece futbolunun konuşulduğu bir derbi olması dileğiyle...
Etiketler:
Derbi,
Fenerbahçe,
Galatasaray
24 Mart 2010 Çarşamba
Takım Oyunu
Dün gece şuursuz şuursuz kanalları gezerken Oscar vari bir program gördüm Ntv'de. Bu ne diye bir durdum Yeşilçam ödülleriymiş. Bildiğimiz Oscar törenini türkçeleştirmişler sanki. Verdikleri ödül bile Oscar'da verilenin üstüne bir kaç çizik atılmışı, resimde de görüldüğü gibi. Birde ödül alanların yerlerine gitmesine izin verilmeyip kulise aldılar hep. Aklıma hemen cinlik geldi acaba ödülü içerde alıp alıp bir sonraki kazanana mı veriyorlar diye. Koca töreni tek bir ödül ile bitirdiler benden söylemesi:)Bu tezimide ödül resimleri ararken sadece en iyi film ödülünün resmini bulmama dayandırdım. Zira en son en iyi film ödülü verildi resim çekme fırsatını da orda bulmuşlardır. Diğer ödüllerin herhangi bir resmi yok ortalıkta niyeyse!
.jpg)
Neyse gelelim bana göre işin ilginç yanına. En iyi film ödülünü "Nefes: Vatan Sağolsun" aldı. Bana göre de hakediyordu ödülü. Gerçi aday olan filmlerin çoğunu izlememişizdir orası ayrı. Hatta en iyi yönetmen ödülünü alan Reha Erdem "Bu ödülü 2500 juri üyesinin oylamasıyla almaktan memnun kaldım zira filmin gişe sayısına yaklaşık" demesi de her şeyi gösteriyor. Ödülleri sinema sektöründe çalışanlar oylarak vermişler Bundesliga ödülleri gibi. Lakin kafama takılan bişey var aşağıda gördüğünüz gibi Nefes filmi tek bir ödül almış o da en iyi film ödülü. En iyi film nasıl başka bir ödül alamaz anlayamadığım şey bu. Bireysel ödüllerde diğer filmler ödül alırken toplu değerlendirme de Nefes filmi ödüle layık görüldü. Heralde takım oyunu bu olsa gerek. Futbolda olduğu gibi bireysel oynayan değil takım halin de iyi işler yapan aldı ödülü. Süper ligte de durum aynı değil mi? En iyi ofans bizde en iyi defans Beşiktaş'da ama lider kim?
Birde izlediyseniz Atilla Özdemiroğlu'nun aldığı ödülden sonra ki açıklamaları Fair-Play ruhuna hiç uygun değildi. Burdanda Fair-Play diyince akla gelen, bugünde toprağa verilen Sayın Özhan Canaydın'a Allah'tan rahmet diliyorum yazımı noktalarken.
Dipnot:11 kategorideki 'En İyiler' şöyle:
EN İYİ FİLM: Nefes: Vatan Sağ Olsun
EN İYİ YÖNETMEN: Reha Erdem-Hayat Var
EN İYİ KADIN OYUNCU: Binnur Kaya-Vavien
EN İYİ ERKEK OYUNCU: Mert Fırat-Başka Dilde Aşk
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU: Cemal Toktaş-Güneşi Gördüm
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU: Derya Alabora-Pandora'nın Kutusu
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: Soykut Turan-Güneşi Gördüm
EN İYİ SENARYO: Engin Günaydın-Vavien
EN İYİ MÜZİK: Atilla Özdemiroğlu-Vavien
EN İYİ GENÇ YETENEK: Elit İşcan- Hayat Var
TURKCELL İLK FİLM ÖDÜLÜ: Nefes: Vatan Sağolsun-Levent Semerci
.jpg)
Neyse gelelim bana göre işin ilginç yanına. En iyi film ödülünü "Nefes: Vatan Sağolsun" aldı. Bana göre de hakediyordu ödülü. Gerçi aday olan filmlerin çoğunu izlememişizdir orası ayrı. Hatta en iyi yönetmen ödülünü alan Reha Erdem "Bu ödülü 2500 juri üyesinin oylamasıyla almaktan memnun kaldım zira filmin gişe sayısına yaklaşık" demesi de her şeyi gösteriyor. Ödülleri sinema sektöründe çalışanlar oylarak vermişler Bundesliga ödülleri gibi. Lakin kafama takılan bişey var aşağıda gördüğünüz gibi Nefes filmi tek bir ödül almış o da en iyi film ödülü. En iyi film nasıl başka bir ödül alamaz anlayamadığım şey bu. Bireysel ödüllerde diğer filmler ödül alırken toplu değerlendirme de Nefes filmi ödüle layık görüldü. Heralde takım oyunu bu olsa gerek. Futbolda olduğu gibi bireysel oynayan değil takım halin de iyi işler yapan aldı ödülü. Süper ligte de durum aynı değil mi? En iyi ofans bizde en iyi defans Beşiktaş'da ama lider kim?
Birde izlediyseniz Atilla Özdemiroğlu'nun aldığı ödülden sonra ki açıklamaları Fair-Play ruhuna hiç uygun değildi. Burdanda Fair-Play diyince akla gelen, bugünde toprağa verilen Sayın Özhan Canaydın'a Allah'tan rahmet diliyorum yazımı noktalarken.
Dipnot:11 kategorideki 'En İyiler' şöyle:
EN İYİ FİLM: Nefes: Vatan Sağ Olsun
EN İYİ YÖNETMEN: Reha Erdem-Hayat Var
EN İYİ KADIN OYUNCU: Binnur Kaya-Vavien
EN İYİ ERKEK OYUNCU: Mert Fırat-Başka Dilde Aşk
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU: Cemal Toktaş-Güneşi Gördüm
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU: Derya Alabora-Pandora'nın Kutusu
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: Soykut Turan-Güneşi Gördüm
EN İYİ SENARYO: Engin Günaydın-Vavien
EN İYİ MÜZİK: Atilla Özdemiroğlu-Vavien
EN İYİ GENÇ YETENEK: Elit İşcan- Hayat Var
TURKCELL İLK FİLM ÖDÜLÜ: Nefes: Vatan Sağolsun-Levent Semerci
23 Mart 2010 Salı
Biz Olamazsak Bursa Olsun!?
Son hafta oynanan maçlarla ligte Bursa büyük bir avantaj elde etmiş durumda. Büyük takımların çoğu şampiyonluktan biraz daha uzaklaştıklarını anladı. Zira Bursa'nın hükmen Ankaraspor maçı var kalan 8 haftada ve onu sayarsak 61 puan eder. Dün 90 dakika programında yapılan hesaba göre Bursa kalan 7 maçında 4 galibiyet alsa yani 12 puan yapar 73 puan. Bizim geçmemiz için 8 de 7 yapmamız lazım Fener ve Bjk' ye 8 de 8 yetiyor. Zira ikili avarajda Bursa'dan geri olduklarını düşünürsek.
Böyle bir tabloda artık bende ümidimi yitirdim iyiden iyiye. Ancak tesellim "Biz olamazsak Bursa olsun" olmadı hiç bir zaman. Geçen sene Sivas'ta öyle düşünmüştüm ama böyle diye diye varamadık bir yere. Biz aramızda çekişirken adamlar çıktı geldi arkadan sessiz sakin. Biz olamıyorsak kim olursa olsun umrum değil artık. Trabzon maçından sonra keyfim yok hiç önümüzde ki derbi maçını izleyecek heyecan kalmadı içimde. Daha napmamız lazım şampiyon olmak için kimi almamız lazım anlayamıyorum. Orta saha kötü diyoruz da Bursa'nın ön liberosu herkesin hor gördüğü Hüseyin Cimşir. Takımda ki sorun nedir neyi yanlış yapıyoruz da deplasman maçlarını alamıyoruz artık bunu araştırmamız lazım. Seneye yine aynı hüsrana uğramamak için.
Biz olamıyorsak kimse olmasın hele hele Bursa hiç olmasın. Anadolu'dan Şampiyon çıkmasının seneye lige etkilerini çok açık şekilde görüceğiz. Her takım biz niye olmayalım diyerek her maça önce kaybetmeme duygusuyla çıkacak. 2 senedir ligin durumuda bu değil mi zaten şampiyonluk puanının 75 altına düşmesi herşeyi açıklıyor. Ya müthiş bir takım kurup içerde dışarda eze eze yeneceksin ya da deplasman da bir puana rağzı olacaksın arada da galibiyet çıkardın mı senden iyisi olmaz. Sıkmaya başladı artık beni 70 li puanlarla şampiyonluk. Galatasaray iç saha performansının birazını dış sahaya yansıtabilseydi şu an çok daha farklı şeyleri konuşuyor olurduk. Yazım giden şampiyonluk üstüne değil seneye yapılacak transfer stratejileri ile olurdu.
Bundan bir kaç ay önce şampiyonuz diye bir yazı yazmıştım ama hesabımı yaparken bu dış saha performansını hiç düşünmemiştim. Kimse bana hala şampiyonluk ümidimiz var demesin ne Bursa 7 maçta 4 galibiyetten aşağı kalır nede biz 8 de 7 maç kazanırız. Tükenen umutlarla inşallah şampiyonlar ligide elimizden kayıp gitmez...
Böyle bir tabloda artık bende ümidimi yitirdim iyiden iyiye. Ancak tesellim "Biz olamazsak Bursa olsun" olmadı hiç bir zaman. Geçen sene Sivas'ta öyle düşünmüştüm ama böyle diye diye varamadık bir yere. Biz aramızda çekişirken adamlar çıktı geldi arkadan sessiz sakin. Biz olamıyorsak kim olursa olsun umrum değil artık. Trabzon maçından sonra keyfim yok hiç önümüzde ki derbi maçını izleyecek heyecan kalmadı içimde. Daha napmamız lazım şampiyon olmak için kimi almamız lazım anlayamıyorum. Orta saha kötü diyoruz da Bursa'nın ön liberosu herkesin hor gördüğü Hüseyin Cimşir. Takımda ki sorun nedir neyi yanlış yapıyoruz da deplasman maçlarını alamıyoruz artık bunu araştırmamız lazım. Seneye yine aynı hüsrana uğramamak için.
Biz olamıyorsak kimse olmasın hele hele Bursa hiç olmasın. Anadolu'dan Şampiyon çıkmasının seneye lige etkilerini çok açık şekilde görüceğiz. Her takım biz niye olmayalım diyerek her maça önce kaybetmeme duygusuyla çıkacak. 2 senedir ligin durumuda bu değil mi zaten şampiyonluk puanının 75 altına düşmesi herşeyi açıklıyor. Ya müthiş bir takım kurup içerde dışarda eze eze yeneceksin ya da deplasman da bir puana rağzı olacaksın arada da galibiyet çıkardın mı senden iyisi olmaz. Sıkmaya başladı artık beni 70 li puanlarla şampiyonluk. Galatasaray iç saha performansının birazını dış sahaya yansıtabilseydi şu an çok daha farklı şeyleri konuşuyor olurduk. Yazım giden şampiyonluk üstüne değil seneye yapılacak transfer stratejileri ile olurdu.
Bundan bir kaç ay önce şampiyonuz diye bir yazı yazmıştım ama hesabımı yaparken bu dış saha performansını hiç düşünmemiştim. Kimse bana hala şampiyonluk ümidimiz var demesin ne Bursa 7 maçta 4 galibiyetten aşağı kalır nede biz 8 de 7 maç kazanırız. Tükenen umutlarla inşallah şampiyonlar ligide elimizden kayıp gitmez...
20 Mart 2010 Cumartesi
Koskoca bir yalan : Sahaya insan atmak münferit, para atmak suç!

Bu yazıyı yazmamın sebebi sporx.com'da gördüğüm inanılmaz bir haber. Aynen şöyle :
Bu gece dev protesto var! Galatasaray - Ankaragücü maçında tribünden düşen (açık açık yazılmış işte : düşen...) taraftar nedeniyle sarı- kırmızılı ekibe verilen para cezasını Fenerbahçe taraftarları yetersiz buldu. (pardon ama siz kim oluyorsunuzda yetersiz buluyorsunuz?) Derbi nedeniyle Galatasaray'a "seyircisiz oynama" cezasının (işte eziklik burada gizli) verilmediğini düşünen sarı-lacivertliler, buna tepkilerini Gaziantep maçında göstermeye hazırlanıyor. Fenerbahçeli taraftar grupları, hazırladıkları insan maketlerini tribünden aşağı atarak, (Ankaragücü maçında oradaydım ve olay gözlerim önünde oldu, tribündem aşağı adam atma falan yok, yalan hepsi) protesto gösterisi yapacak. Maketlerden bazılarının TFF Başkanı Mahmut Özgener ve Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ı (anlamadım ama başkanın ne suçu var) simgelemesi de bekleniyor. Tribünlerde ayrıca, "Sahaya adam atma sezonu açılmıştır", "PFDK, seni münferit seviyoruz", "Pet şişe 2 maç, adam öldürmeye teşebbüs 100 bin TL", "Uçmayı bilmiyorsan tribünde işin ne" şeklinde pankartlar da açılacak.
Bir takım taraftarı bu kadar ezik olamaz, şampiyonluk gidiyor diye yapmadıkları takla kalmadı. Ankaragücü maçında geçen olayı canlı canlı yaşadım, gözlerimin önünde cereyan etti ya. Burada ekşi sözlükte bir arkadaşın anlattığı şekliyle olayı şöyle açıklayabiliriz:
Sonuçta ne olmuş? Tribünden aşağı düşen biri var. o zaman galatasaray tribünlerinden aşağı adam atılıyor bas seyircisiz oynamayı.
Biraz mantıklı yaklaşılsa olaya, şu gerçeklerle karşılaşılabilir.
1- aşağı düşen şahıs Beşiktaşlıdır.
2-Bu şahıs tribünde küfürleşme sonucunda en büyük beşiktaş diye bağırmıştır.
3-Olayın videosuna bakarsak:http://www.youtube.com/watch?v=hx81wihce4g sözde aşağı atılan Beşiktaşlı taraftar videoda görüldüğü üzere kendi isteğiyle geçilmesi yasak olan balkon kısmındadır.
4- Oraya bir Galatasaraylı taraftar geliyor kavga başlıyor. Burada linç durumu yok bu yüzden olay münferittir.
5-Videoda 8. ve 13. saniyeler arasında ki sürece bakarsak beşiktaşlı taraftarın aşağı atlama isteğini açıkça görebiliriz. Kavga tribünlerde olur gayet normaldir ama beşiktaşlı taraftar kaçmak için aşağı atlama gibi bir yolu seçtiğinden olaylar çıkmıştır. Görüldüğü üzere Galatasaraylı taraftar sol eliyle omuzundan sağ eliylede kolundan asılırken Beşiktaşlı taraftar kendini kurtarmaya çalışmış ardından balkonun kenarına doğru kayarak aşağı atlamıştır bilinçli bir şekilde.
6-Bilinç konusuna değinecek olursak iki tarafta adli tıp tespitine göre alkollü çıkmıştır olayın ardından. Dolayısıyla olay tamamen münferittir...
Yukarıdaki yazının noktasına virgülüne kadar katılıyorum ve altına imzamı atıyorum. Gözlerimin önünde cereyan eden bu olayı başka türlü izah etmem mümkün değildi arkadaş sağolsun tane tane anlatmış.
Bir takım taraftarı bu kadar ezik olamaz, şampiyonluk gidiyor diye yapmadıkları takla kalmadı. Ankaragücü maçında geçen olayı canlı canlı yaşadım, gözlerimin önünde cereyan etti ya. Burada ekşi sözlükte bir arkadaşın anlattığı şekliyle olayı şöyle açıklayabiliriz:
Sonuçta ne olmuş? Tribünden aşağı düşen biri var. o zaman galatasaray tribünlerinden aşağı adam atılıyor bas seyircisiz oynamayı.
Biraz mantıklı yaklaşılsa olaya, şu gerçeklerle karşılaşılabilir.
1- aşağı düşen şahıs Beşiktaşlıdır.
2-Bu şahıs tribünde küfürleşme sonucunda en büyük beşiktaş diye bağırmıştır.
3-Olayın videosuna bakarsak:http://www.youtube.com/watch?v=hx81wihce4g sözde aşağı atılan Beşiktaşlı taraftar videoda görüldüğü üzere kendi isteğiyle geçilmesi yasak olan balkon kısmındadır.
4- Oraya bir Galatasaraylı taraftar geliyor kavga başlıyor. Burada linç durumu yok bu yüzden olay münferittir.
5-Videoda 8. ve 13. saniyeler arasında ki sürece bakarsak beşiktaşlı taraftarın aşağı atlama isteğini açıkça görebiliriz. Kavga tribünlerde olur gayet normaldir ama beşiktaşlı taraftar kaçmak için aşağı atlama gibi bir yolu seçtiğinden olaylar çıkmıştır. Görüldüğü üzere Galatasaraylı taraftar sol eliyle omuzundan sağ eliylede kolundan asılırken Beşiktaşlı taraftar kendini kurtarmaya çalışmış ardından balkonun kenarına doğru kayarak aşağı atlamıştır bilinçli bir şekilde.
6-Bilinç konusuna değinecek olursak iki tarafta adli tıp tespitine göre alkollü çıkmıştır olayın ardından. Dolayısıyla olay tamamen münferittir...
Yukarıdaki yazının noktasına virgülüne kadar katılıyorum ve altına imzamı atıyorum. Gözlerimin önünde cereyan eden bu olayı başka türlü izah etmem mümkün değildi arkadaş sağolsun tane tane anlatmış.
Etiketler:
Dev protestoymuş
18 Mart 2010 Perşembe
Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı!
17.03.2010 17:45 tarihli Galatasaray.org resmi açıklaması :
Zorunlu Açıklama: Abdel Kader Keita
Bugün futbolcumuz Abdel Kader Keita hakkında, Fotospor gazetesinde, ilk sayfada ve son derece yakışıksız bir sürmanşetle desteklenen, asılsız bir haber yayınlanmıştır.
Bu haber üzerine görüşüne başvurulan Abdel Kader Keita haberde sözü edilen olayların hiçbirinin doğru olmadığını yönetimimize belirtmiştir.Hayal ürünü detaylarla oluşturularak oyuncumuzun kişilik haklarına açıkça saldıran ve sansasyon yaratma maksatlı olduğu bariz, bu gerçekdışı habere itibar edilmemesini rica ederiz.
Galatasaray Futbol A.Ş.
Zorunlu Açıklama: Abdel Kader Keita
Bugün futbolcumuz Abdel Kader Keita hakkında, Fotospor gazetesinde, ilk sayfada ve son derece yakışıksız bir sürmanşetle desteklenen, asılsız bir haber yayınlanmıştır.
Bu haber üzerine görüşüne başvurulan Abdel Kader Keita haberde sözü edilen olayların hiçbirinin doğru olmadığını yönetimimize belirtmiştir.Hayal ürünü detaylarla oluşturularak oyuncumuzun kişilik haklarına açıkça saldıran ve sansasyon yaratma maksatlı olduğu bariz, bu gerçekdışı habere itibar edilmemesini rica ederiz.
Galatasaray Futbol A.Ş.
Etiketler:
Yalaka Medya
17 Mart 2010 Çarşamba
Kimin Medyası
Zaten bu başlıkta bir yazı yazmayı düşünüyordum, ama bugünkü -17.03.2010- Fotospor adlı sözde spor gazetesinin (zaten gözümde hiçbir değeri olmayan, saçma sapan haber uzmanı bir gazete müsvettesi olsada) ilk sayfası sağolsun bu yazıyı yazmamı sonuna kadar gerekli kıldı.

Yapmalarına çok aşina olduğumuz şeyler olsada, sürmanşette verdikleri haberde, son haftalarda Galatasarayımızın en formda ismi olan Keita'ya attıkları iftira sınırları zorlayan cinstendi. Haber aynen şöyle : "Sahadaki başarılı ancak agresif futboluyla tanınan Abdülkader Keita’nın özel yaşamına ilişkin değişik iddialar ortaya atılıyor. Bunlardan en önemlisi, Yeşilyurt’ta oturduğu apartmandaki komşularından geldi. Üsküplü Sokak’ta Işık Apartmanı’nın en üst katında oturan Keita’nın sık sık eşiyle kavga ettiği ve bir keresinde de ambulansla hastaneye kaldırılacak kadar şiddetli dövdüğü iddia edildi. G.Saraylı futbolcuyu sevdikleri için polise şikayetçi olmadıklarını söyleyen komşuları, apartmandaki huzursuzluğun dayanılmaz boyutlara varıp gizlenemez hale geldiğini belirttiler. Fildişi Sahilli futbolcunun erkek kardeşinin ülkesinden gelmesiyle kavgaların bittiğini belirten Işık Apartmanı sakinleri, onun gitmesinden sonra olayların yeniden yaşanmasından endişe ettiklerini dile getirdiler." Oha artık... Koskoca Keita apartman dairesinde oturuyor öyle mi? Tamam çamur atacaksınız anladıkta bari biraz destekli atın kardeşim. Ayrıca siz böyle senaryo yazıyorsanız, bende şu senaryoyu yazarım : Galatasaray.org'da yayınlanan 15.03.2010 tarihli idman raporuna göre Keita'nın sağlık sorununu göz önüne alırsak, komşuların duydukları sesler bence pek kavga kaynaklı değil:) Kardeşi gelince sesler kesildiğine göre benim senaryomda gayet başarılı değil mi! Habercilik daha doğrusu güvenilir habercilik, bu kendilerini gazete zanneden müsveddelerin düşündüğü kadar kolay olmamalı.
Gelelim muhteşem spor medyamızın, bu nadide(!) spor gazetesinin manşetten verdiği habere... Kestanenin 3 sene üstüste şampiyonluğu elden gidiyor diye, gündem değiştirmek için yapılan haber aynen şöyle: "Aziz Yıldırım, ‘Peş peşe 3 şampiyonluk’ sözünün suya düşmesi halinde, bunu unutturacak müthiş bir plan yaptı: Henry, Quaresma, Dentinho, Tuncay, Sercan, Hamit, F.Bahçeli olacak, gündem değişecek." Vay be, gündem değişecekmiş. Ben mi yanlış hatırlıyorum, biz şampiyon olsakta olmasakta son 4 sezonda yaptığımız transferler şöyle değilmiydi: Lincoln, Nonda, Linderoth, Meira, Baros, Kewell, Leo Franco, Neill, Jo, Dos Santos... bunlar ne bana söylermisiniz... Biz bu transferlerle (birkaç tanesi haricinde) Avrupa gündemini değiştirmemişmiydik. Sen hala peş peşe 3 şampiyonluk sözünün suya düşmesi halinde, bunu unutturacak müthiş bir plan yaptık diyorsun. Ben senin yaptığın bu habere gülmem bile. O kadar aciz görünüyorsunuz ki gülmek bile senin için hafif kalır...
Bir de küçük bir ayrıntı: Transferde başarı öyle 55 milyon dolar harcamakla olmaz. Az para verip aldığın oyuncudan maksimum verim almakla olur... Örneğinin kimde olduğunu herkes gayet iyi biliyor;)

Yapmalarına çok aşina olduğumuz şeyler olsada, sürmanşette verdikleri haberde, son haftalarda Galatasarayımızın en formda ismi olan Keita'ya attıkları iftira sınırları zorlayan cinstendi. Haber aynen şöyle : "Sahadaki başarılı ancak agresif futboluyla tanınan Abdülkader Keita’nın özel yaşamına ilişkin değişik iddialar ortaya atılıyor. Bunlardan en önemlisi, Yeşilyurt’ta oturduğu apartmandaki komşularından geldi. Üsküplü Sokak’ta Işık Apartmanı’nın en üst katında oturan Keita’nın sık sık eşiyle kavga ettiği ve bir keresinde de ambulansla hastaneye kaldırılacak kadar şiddetli dövdüğü iddia edildi. G.Saraylı futbolcuyu sevdikleri için polise şikayetçi olmadıklarını söyleyen komşuları, apartmandaki huzursuzluğun dayanılmaz boyutlara varıp gizlenemez hale geldiğini belirttiler. Fildişi Sahilli futbolcunun erkek kardeşinin ülkesinden gelmesiyle kavgaların bittiğini belirten Işık Apartmanı sakinleri, onun gitmesinden sonra olayların yeniden yaşanmasından endişe ettiklerini dile getirdiler." Oha artık... Koskoca Keita apartman dairesinde oturuyor öyle mi? Tamam çamur atacaksınız anladıkta bari biraz destekli atın kardeşim. Ayrıca siz böyle senaryo yazıyorsanız, bende şu senaryoyu yazarım : Galatasaray.org'da yayınlanan 15.03.2010 tarihli idman raporuna göre Keita'nın sağlık sorununu göz önüne alırsak, komşuların duydukları sesler bence pek kavga kaynaklı değil:) Kardeşi gelince sesler kesildiğine göre benim senaryomda gayet başarılı değil mi! Habercilik daha doğrusu güvenilir habercilik, bu kendilerini gazete zanneden müsveddelerin düşündüğü kadar kolay olmamalı.
Gelelim muhteşem spor medyamızın, bu nadide(!) spor gazetesinin manşetten verdiği habere... Kestanenin 3 sene üstüste şampiyonluğu elden gidiyor diye, gündem değiştirmek için yapılan haber aynen şöyle: "Aziz Yıldırım, ‘Peş peşe 3 şampiyonluk’ sözünün suya düşmesi halinde, bunu unutturacak müthiş bir plan yaptı: Henry, Quaresma, Dentinho, Tuncay, Sercan, Hamit, F.Bahçeli olacak, gündem değişecek." Vay be, gündem değişecekmiş. Ben mi yanlış hatırlıyorum, biz şampiyon olsakta olmasakta son 4 sezonda yaptığımız transferler şöyle değilmiydi: Lincoln, Nonda, Linderoth, Meira, Baros, Kewell, Leo Franco, Neill, Jo, Dos Santos... bunlar ne bana söylermisiniz... Biz bu transferlerle (birkaç tanesi haricinde) Avrupa gündemini değiştirmemişmiydik. Sen hala peş peşe 3 şampiyonluk sözünün suya düşmesi halinde, bunu unutturacak müthiş bir plan yaptık diyorsun. Ben senin yaptığın bu habere gülmem bile. O kadar aciz görünüyorsunuz ki gülmek bile senin için hafif kalır...
Bir de küçük bir ayrıntı: Transferde başarı öyle 55 milyon dolar harcamakla olmaz. Az para verip aldığın oyuncudan maksimum verim almakla olur... Örneğinin kimde olduğunu herkes gayet iyi biliyor;)
Etiketler:
Yalaka Medya
16 Mart 2010 Salı
Tribün Terörü?
Az önce Star ana haber bültenine bakıyordum. A.Gücü maçında aşağı düşen vatandaşı gösteriyorlardı. Neymiş tek suçu Şampiyon Beşiktaş diye bağırmakmış ve bu yüzden aşağı atılmış. Bir orası Samiyen'in kalbi iki aşağı atılan biri yok kendi ne halt ettiğini anlayıp aşağı atlamıştır.
İnanılmaz doluyum fener maçından önce bunların olması bana gayet manidar gelmekte. Gerçekten pislik bir lig olduk. Bir yandan Diyarbakır'ı ligten düşürüp kaybettikleri puanları Ankaraspor'u emsal gösterip geri almak, bir yandan 3 puan için her türlü pisliğe başvurmak amaçları. Gerçekten içim almıyor artık gerçekten. Ha bir de A.gücü maçında sahaya atılan bir sürü yabancı madde var diyen Sayın lig tv spikerine de saygılarımı iletiyorum...
Yazık oldu : Linderoth'tan futbola veda

Yaşadığı sakatlıklar, bunlara bağlı olarak geçirdiği operasyonlar nedeniyle Galatasaray'daki kariyerinin neredeyse tamamını 2.5 sezon boyunca Florya’daki sağlık merkezinde geçiren Linderoth ne yazıktır ki ülkesinde de bir türlü geri dönüş yapamayınca futbolu bıraktığını duyurdu. Öyle futbolcular vardır ki takıma çok şey katar, futbolu bıraktığında takıma herşeyini vermişti dersiniz, bu yüzden içiniz rahattır... Ama bazı futbolcular vardır 'sen daha çok şey verecektin bu takıma' dersiniz arkasından. İşte öyleydi Linderoth... Şansızdı hem de hiç haketmediği kadar...
Etiketler:
Galatasaray
15 Mart 2010 Pazartesi
Tatil?

Hakemin bir maçı tatil etmesinin anlamı nedir? Diyarbakır-Bursa maçının tatil edilmesiyle bütün kamuoyu ağız birliği etmişcesine Bursaspor'un lehine maçı 3-0 ilan ediverdi...Peki bir maç tatil edildiğinde illa bir taraf adına skor belirlenmesi mi gerekir?
Günlerdir bu sorunun cevabını merak ederken ve sorgularken hafta sonu yaşanan olaylar bizi yine aynı noktaya getirdi.. Şu anda Diyarbakırspor iki hükmen mağlubiyet alarak küme düşürülebilir. İyi de neden? Bursaspor ile Diyarbakır neden tarafsız bir sahada seyircisiz olarak maça kaldığı dakikadan devam edemiyorlar? Neden İ.B.B ile Diyarbakır'ın maçı kalan süre kadar daha sonra oynanamıyor. Bu uygulamalar gerçekleştirilemiyorsa bunun adı maçın tatil edilmesi midir, maçın iptal edilmesi mi?
Daha önce görmedik mi maçların kalan dakikalardan başlayıp tekrar oynandığını? Yıllar mı bizden çok şeyler götürdü, yoksa siyaset mi futbola fazla bulaştı...
Etiketler:
Bursaspor,
Diyarbakırspor,
İ.B.B.
İnsanlaştıramadıklarımız

Bir engel daha aşıldı...Fuarda görevli olmam nedeniyle maçı izleyemedim o yüzden maçla ilgili bir şey söylemem doğru olmaz. Benim kafama takılan yukarıdaki fotoğraf.. 1 A.Gücü otobüsünden çıkan emanetler..
Bu adamların ne kadar çirkef,kaypak lafta delikanlı olduklarını zaten biliyoruz,kızlara bile saldıracak kadar gözü dönebilen insanlar.. Geçen sene sabahın 10'unda Beşiktaş'a gelip Kazan'ı taşlayan ve bunu maç günü adamların mekanını bastık diyerek böbürlenerek anlatacak kadar düşebilen insanlar...
Bu insanların neler yapabilecekleri bilinirken deplasmana Ali Sami Yen Sokak'dan getirmek de neyin nesi oluyor? Bugün 2-3 kişinin ölümünü tartışıyor olabilirdik... Üstüne üstlük olayın basına yansımasına bakın. HaberTürk gazetesi suçluyu bulmuş bile.. Sizin evinize yatak odanıza bir yabancı elini kolunu sallayarak,hareket çekerek,küfürler savurarak gelse buyur abi gel bir şeyler içelim mi dersiniz yoksa tepki mi gösterirsiniz?

Bu sezon sokakta yaşanan 2.hadise bu.. Daha önce de Eskişehirspor'un büyük taraftarı büyüklüğünü ispatlamak için aynı yola başvurmuştu...Benim anlamadığım Eskişehir'e giderken Bozüyük'de, Bursa'ya giderken İnegöl'de durdurulup didik didik aranan 3 büyük takımın taraftarlarına gösterilen özen bu adamlara neden gösterilmez...Herşeyin önlemini birileri öldüğünde mi almak zorundayız?
Etiketler:
Ankaragücü,
Gecekondu,
Sol Kapalı
12 Mart 2010 Cuma
Nereden Nereye...

3 sene önce İstanbul'a gittiğimde Milan'ın şampiyonlar ligi formasını almıştım.Türkiye'ye Fransa milli takımından sonra gelen 2. uzun kollu formaydı.Şampiyonlar ligi forması olduğu için sağ kolunda 6 yıldızlı (o zaman 6 tane şampiyonluğu vardı.) şampiyonlar ligi sembolu vardı.Milan her yıldız oyuncusunu sattığında o koldaki yıldızlarda birer birer döküldü onlarla beraber.Şimdi ise sadece yeniden parlamaya çalışan-ki bunu zaman zaman başardığını inkar etmek yanlış olur- Ronaldinho var.Daha genç olduğu ve aynı performansı 2 3 maç üstüste gösteremediği için Pato'yu saymıyorum.
Nasıl bu hale geldi koskoca Milan?Bir zamanların G4 ünün içinde olan Milan?
Berlusconi cevabı akıllara ilk gelen şey sanırım.Aslında Berlusconi'ye de o kadar yüklenmek istemiyorum çünkü tam Milan bitti denilmişken Rijkaard,Van Basten ve Gullit'i büyük riskleri göze alarak transfer etmiş,Milan'ı güzel günlere taşımış biri kendisi.Fenerbahçe için Aziz Yıldırım ne ise Milan için de Berlusconi o şu an.Artık kimse ondan hayırlı birşey beklemiyor.Umarım Milan eski günlerine döner de bizde desteklemeye devam ederiz =)
Yukarıdaki resmi eski günleri anmak için koydum.Bütün Milan taraftarlarının özlediği günleri...
11 Mart 2010 Perşembe
Rüzgar Gibi Geçti
Ronaldo sözleşmesini 2011 yılı sPsv,Barcelona,Inter,Real Madrid ve Milan.Sanırım daha fazla söze gerek yok gibi.Bunların yanında 4 dünya kupasında atılan 15 gol.
Bizim yaş grubunun (85-90 yılları arası doğanların) çıplak gözle izlediği en iyi oyuncu tabiri fazla gelmez onun için.Sürati,tekniği,gücü,şutları,adam eksiltme yeteneği onun ne kadar ideal bir forvet olduğunu gösteriyor.Psv'de iken izleme fırsatı bulamadım ama Barcelona'da oynarken aldığım zevki başka hiçbirşeyden aldığımı hatırlamıyorum.Keşke sakatlanmasaydı da O'nu cok daha uzun süre izleme fırsatından bizleri mahrum bırakmasaydı.Inter'de oynarken dizinden geçirdiği sakatlık daha önce kimsede görülmemiş.Buna rağmen bu başarılara imza atması gerçekten hayret verici.
http://www.youtube.com/watch?v=Qdob9fd5iIo linkinden onun hakkında yapılmış ve izleyince insanın gözlerini dolduran videoyu izleyebilirsiniz.Eminim futbolseverler seni unutmayacak...
İlk Hedefimiz 1 Puan, Geri!!!!!

Bu hafta erteleme maçları dahil 5 günde 5.5 maç izleme fırsatı bulduk. Keşke bulmaz olaydık bu 5 maçı da izledim hadi bir şeyler olacak diye hadi olmadı güzel mücadele olsun diye o da olmadı. Geçen hafta iki tane oynamak isteyen takım bir araya geldi ve futbol şöleni vardı. Bu hafta Bjk-İbb maçından biraz ümitliydim Bjk bulmuş fırsatı kendi evinde hapis eder dedim ama nerdeeee. Oyuna başlangıç dizilişi 5-2-2-1 di kimse bana bunun aksini kabul ettiremez. Neymiş Toraman emniyet sibobuymuş karşında da Barca var heralde de biz bilmiyoruz. Bu sene Bjk şampiyon olursa inanın çok üzülürüm resmen anadolu klubü gibi ben gol yemeyeyim de 1 tane atarsam maçı koparırım diye bakıyor. Benim gözümde bu sene Bjk şampiyon olursa Euro 2004'deki Yunanistan şampiyonluğundan fakı olmaz. İbb karşısına bile sen 3 hücümcu 7 defansla çıkıyorsan büyük klüp deme hakkını kendinde göremezsin malasef ki takımın yarısı eksik İbb'ye karşı.
Gelelim Kasımpaşa-Bursa maçına. Bu maçtan daha da ümitliydim. Kasımpaşa zaten açık oynar Bursa'da kazanmak için saldırır demiştim ama buldukları goller bireysel defans hataları sonucu. Bursa bana göre Kayseri'den daha kötü top oynuyor ama futbol şansları yanında bu sene. Şampiyonuluğu hakeden takımlardan ama iyi oynadıkları için değil o kadroyla buralara geldikleri için.
Gelelim çuvaldızı birazda kendimize batırmaya. Ben bu sene bir kaç maç hariç takımdan memnunum. Ama gerçekten futbol şansı bu sene bizden yana değil. Ne bir bala gol atmışlığımız ne de haketmeden kazandığımız maçlar var. Üstüne haketmeden kaybettiğimiz maçlar var son dakika golleriyle. Bu performansla şampiyonluğu haketti diyemem ama Bursa'yla birlikte en çok hakeden ekiplerden biriyiz bana göre. Çünkü 1 aya yakın forvetsiz oynadık, takımın yıldızları Baros ve Kewell'dan bu sene nerdeyse hiç yararlanamadık. Devre arası yıldızlar katıldı ama cuk diye oturması beklenmeyen zamanda iyi puanlar çıkardık. Haketmediğimiz bir yenilgiyle A.Madrid'e elendik. Baros veya Jo'dan biri olsaydı turu rahat geçeceğimizden adım gibi de eminim hala. Evimizde kazanacağımız 5 maç ve deplasmandan çıkarılan 10 puan bize şampiyonluk için yetecektir görüşündeyim.
Bir de Fener gerçeği var ligimizde. Nolursa olsun son haftalara kadar yarışı bırakmayacak bir takım görünümü veriyorlar. Ancak onlardan fazla bir beklentim yok. Takım kadrosu kısıtlı, rotasyonla oynatılmayan oyuncular zoraki 11 oynatılıyor. Daum'la bu sene sonu yine yollar ayrılacaktır. Zaten dönüp dolaşıp Daum'a gitmeleri işin kolayına kaçmaktır. Göremediğimiz ne var da bu Daum'a Türkiye'nin vazgeçilmez hocaları arasında anlamak güç gerçekten. Fener kısıtlı kadrosuyla ve vurdumduymaz Brezilyalırla saydığım takımlar arasında bence şansı en az olan takım. Bunlara Guiza ve Semih'in formsuzluğu eklenice işleri mucizelere kalıyor bana göre. Böyle düşünmemin en büyük sebebi Fikstür avantajı var denilen bu haftaları inanılmaz puan kayıplarıyla geçirmeleridir.
Kısaca amaç kaybetmemek olmuş ligimizde atılacak karambole bir golle herkes maçı koparma peşinde. Son haftalara girilmesiyle hat safhaya geldi takımlarımızın bu oyun sistemi hakemlerin çanak tutmasıyla. Lig sonuna geldikçe heyecan artıyor da bunun olması için çırpınan yetkililer oynanan futbolun farkında değiller sanırsam. Sadece puanla çekişmeli lig olsa ne olmasa ne izlemek zevk vermedikten sonra...
9 Mart 2010 Salı
Hıncal Uluç ve Galatasaray'a hizmet

Antalyaspor maçının ardından hakemleri eleştiren Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, dün de Hürriyet Gazetesi’ne özel açıklamalar yaptı. Kamuoyunun bilinçli bir şekilde yanlış yönlendirildiğini söyleyen Mosturoğlu, “Fenerbahçe camiasının bir Hıncal Uluç’unun olmamasından” yakındı.
Hıncal Uluç’un her yaptığıyla Galatasaray’a faydalı olmak ve avantaj sağlamak için çalıştığını söyleyen Mosturoğlu, “Bize karşı yapılan çifte standartlarda ise medyadan yeterli derecede ses çıkmıyor. Yanlışlar, yapanın yanına kar kalıyor. Bizim bir Hıncal Uluç’umuz yok” dedi.
Hıncal Uluç hangi yaptığıyla Galatasarayımıza hizmet ediyormuş çok merak ettim doğrusu,keşke onu da açıklama zahmetine girseymiş..Bu röportajların açıklamaların Hürriyet gazetesine yapılıyor olması manidar. Eğer Hıncal Uluç'dan Galatasaray'a bir hizmet ve yardım gelecekse istemeyiz,zararı neyse razıyız biz. Yeter ki o adamın herhangi bir şey yorumlamasına izin verilmesin...
Futbol?
Galatasaray Futbol Klubü 1- Eskişehir Hentbol Takımı 2. Maçın kısaca özeti budur arkadaş. Anti-futbol iğrenç bir maç izledik. Gol atmak istemeyen bir takıma zorla gol attırdık-attırdılar. Neyse böyle takımlar hattini bilerek oynasada, ellerinden bu da gelse ligte görmek istemiyorum. Verelim bunlara iki maçta da 3 puan oynamayalım artık izlemek eziyet. Birde 3-4 tane ileri oyuncun formdaysa maçı alıyor Galatasaray değilse kaybediyor geyiğinden bıktım. Napalım Leo form da olup o mu gol atsın bir adamın formuna bağlı kalmak daha iyi heralde de biz bilmiyoruz. Neyse yine de ŞAMPİYONUZ kafam rahat çok şükür... He bir de Engin'den gelecek zaten her maçı alıyoruz lafına karşılık 2 senedir ligtesiniz iyi ki yoksa tek övüncünüz de ortada olmayacaktı demek istiyorum o birşey demeden(Tabi geçmiş zamanlar istatistiklerini dökmek istemiyorum). Sende üstüne alınma Engin dalgasına desen de Es-Es lilerin düşüncesi bu yönde olduğu için söyledim.
8 Mart 2010 Pazartesi
Söyle seçime girsinler!
Galatasaray camiası, üç gündür kulübün borcunun 800 milyon TL olduğu iddiasını konuşuyor.
Bu iddiayı ortaya atan kulübün eski İkinci Başkanı Fatih Altaylı. Cuma günü aralarında eski başkan Faruk Süren, eski 2. başkanlar Ergun Gürsoy ve Ali Dürüst'ün bulunduğu grubun Mabeyn Restoran'da yediği yemekte Faruk Süren'in kendisine kulübün borcunun 800 milyon TL olduğunu söylediğini Fatih Altaylı, Cumartesi günü köşesinde yazdı. Altaylı'nın bu yazısını okudum. Ardından dün Altaylı bu iddialar için cevap hakkını kullanan Yiğit Şardan'ın kendisine bir mesaj geçtiğini köşesinde duyurdu.
Altaylı, Şardan'ın mesajını şöyle aktardı: "Bugün Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu olduğunu yazmışsın. Birleşme sonrası, yani birleşme için kullanılacak 70 milyon Dolar hariç Galatasaray'ın borcu 200 milyon Dolar'dır."
Galatasaray'ın Sportif AŞ ve Futbol AŞ'yi birleştirmek için aldığı kredinin imza gününde kulübün telafuz edilen borcu ile Şardan'ın Altaylı'ya yolladığı mesajdaki rakam arasında fark vardı. Galatasaray'ın denetlenen bütçesinden çıkan borç rakamı 130 milyon Dolar'dı ve Şardan'ın mesajındaki 200 milyon rakamına ulaşabilmek için "70 milyon Dolar kredi hariç değil; 'dahil' olarak yer almalıydı. Bunun üzerine Yiğit Şardan'ı aradım ve söz konusu mesajın varlığını ve rakamları kendisine de sordum.
BORÇ 800 MİLYON TL Mİ?
Kendisi bana "Fatih Altaylı; 70 milyon dahil dediğim rakamı, hariç yazdı" dedi.
Bunun üzerine mesajın orijinalini kendisinden talep ettim. Şardan da cep telefonuma mesajın orijinalini attı. İşte Yiğit Şardan'ın Fatih Altaylı'nın "Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu var" açıklaması sonrasında attığı SMS:
Fatih kardeşim sana yurt dışından yetişiyorum.
Bugün Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu olduğunu yazmışsın. Beraber yemek yediğin ve belki yönetimde görmek istediğin Süren (Faruk Süren), Dürüst (Ali Dürüst), Hattat (Osman Hattat), Gürsoy (Ergun Gürsoy) acar grubuna destek olsun diye mi bu rakamı yazıyorsun? Bil ki çok sevdiğin Galatasaray'a kötülük yapıyorsun. Ben sana birinci ağızdan söyleyeyim. Galatasaray'ın (birleşme için kullanılacak 70 milyon dolar dahil) borcu 200 milyon dolar. Yıllık geliri 150-180 milyon dolara gelmiş. Bu rakam kulüp için hiç de çevrilmesi ve geri ödenmesi zor bir tutar değil. Söyle o yakın dostlarına, işler düzeldi. Gönül rahatlığı ile seçime girebilirler. Selamlar. Sevgiler...
(Levent Tüzemen)
Bu iddiayı ortaya atan kulübün eski İkinci Başkanı Fatih Altaylı. Cuma günü aralarında eski başkan Faruk Süren, eski 2. başkanlar Ergun Gürsoy ve Ali Dürüst'ün bulunduğu grubun Mabeyn Restoran'da yediği yemekte Faruk Süren'in kendisine kulübün borcunun 800 milyon TL olduğunu söylediğini Fatih Altaylı, Cumartesi günü köşesinde yazdı. Altaylı'nın bu yazısını okudum. Ardından dün Altaylı bu iddialar için cevap hakkını kullanan Yiğit Şardan'ın kendisine bir mesaj geçtiğini köşesinde duyurdu.
Altaylı, Şardan'ın mesajını şöyle aktardı: "Bugün Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu olduğunu yazmışsın. Birleşme sonrası, yani birleşme için kullanılacak 70 milyon Dolar hariç Galatasaray'ın borcu 200 milyon Dolar'dır."
Galatasaray'ın Sportif AŞ ve Futbol AŞ'yi birleştirmek için aldığı kredinin imza gününde kulübün telafuz edilen borcu ile Şardan'ın Altaylı'ya yolladığı mesajdaki rakam arasında fark vardı. Galatasaray'ın denetlenen bütçesinden çıkan borç rakamı 130 milyon Dolar'dı ve Şardan'ın mesajındaki 200 milyon rakamına ulaşabilmek için "70 milyon Dolar kredi hariç değil; 'dahil' olarak yer almalıydı. Bunun üzerine Yiğit Şardan'ı aradım ve söz konusu mesajın varlığını ve rakamları kendisine de sordum.
BORÇ 800 MİLYON TL Mİ?
Kendisi bana "Fatih Altaylı; 70 milyon dahil dediğim rakamı, hariç yazdı" dedi.
Bunun üzerine mesajın orijinalini kendisinden talep ettim. Şardan da cep telefonuma mesajın orijinalini attı. İşte Yiğit Şardan'ın Fatih Altaylı'nın "Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu var" açıklaması sonrasında attığı SMS:
Fatih kardeşim sana yurt dışından yetişiyorum.
Bugün Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu olduğunu yazmışsın. Beraber yemek yediğin ve belki yönetimde görmek istediğin Süren (Faruk Süren), Dürüst (Ali Dürüst), Hattat (Osman Hattat), Gürsoy (Ergun Gürsoy) acar grubuna destek olsun diye mi bu rakamı yazıyorsun? Bil ki çok sevdiğin Galatasaray'a kötülük yapıyorsun. Ben sana birinci ağızdan söyleyeyim. Galatasaray'ın (birleşme için kullanılacak 70 milyon dolar dahil) borcu 200 milyon dolar. Yıllık geliri 150-180 milyon dolara gelmiş. Bu rakam kulüp için hiç de çevrilmesi ve geri ödenmesi zor bir tutar değil. Söyle o yakın dostlarına, işler düzeldi. Gönül rahatlığı ile seçime girebilirler. Selamlar. Sevgiler...
(Levent Tüzemen)
6 Mart 2010 Cumartesi
Neyin peşindesiniz siz?

pankartfanzine'den alıntıdır...
Eski başkanlar ve yöneticiler bir yandan, tirajı yüksek gazeteler ve ratingi yüksek televizyon kanalları bir yandan, liseliler ve liseciler bir yandan Galatasaray'ın şampiyonluğa emin adımlarla yürümekte olduğu bu günlerde ve geçmişten günümüze devam etmekteki projelerin sonuna yaklaşmışken, yeni projeler hayata geçirilmekteyken malesef ki kulübü olmadık çıkmazlara sürüklüyorlar..
Galatasaray camiasında önemli hizmetleri olmuş insanların, eski başkan ve yöneticilerin neyin peşinde olduğunu anlamak mümkün değil! Neden mart ayında çıkıyorsunuz ortaya? Neden Galatasaray için bir şeyler yapmayı konuşmak için martı tercih ediyorsunuz? Neden eylülde çıkıp Galatasaray için neler yapılabileceğini konuşup mevcut yönetimle birlikte ya da bağımsız bir şekilde harekete geçmiyosunuz? Neden hizmet anlayışınızı yeni yönetim oluşturmak gibi bir amaçla sınırlıyorsunuz? Ve neden Galatasaray Spor Kulübü çok daha zor günler geçirirken, Özhan Canaydın'ın başkanlığı süresince ortaya çıkmadınız hiç? Kulüp futbolcu maaşlarını, personel maaşlarını ödeyemeyecek hallere düşürüldüğünde neden köşenize çekildiniz? Neden Sahip Som kulübü dolandırırken ses etmediniz? Neden her sene yeni bir maketle bu kulübün oyalanmasına müsade ettiniz? Neden kulübe destek adı altında sms ile para toplanırken uzaktan seyir eylediniz? Neden ortaya çıkmak için kulübün istikrara belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemi tercih ettiniz? Neden her şey yolunda giderken yaptınız bunu?
Bir süredir takip ediyoruz basının yüksek tirajlı gazetelerini. Zaman kolladıklarını zaten biliyoruz ve hiç bir gazetenin iyi niyetli olduğuna inanmıyoruz. Yalnızca bir gazete üzerinden alma aldırma kampanyalarında değil esas olay. Elbette tepki göstermek en doğal hakkımız. Galatasaray'ın hakkını yedirtmemek en esas görevlerimizden birisi. Fakat biri değil ki hepsi aynı amaç üzerinden ilerlemekte. Aynı amaca hizmet etmekte. Bu kritik dönemde de farklı bir şey beklemiyorduk zaten. Neyin peşinde oldukları gayet açık ve net. Mart'ın azgın kedileri bunları yapanlar. Hepsi mevcut yönetime karşı kim varsa ne varsa onu pohpohlayarak yüceltmek peşinde. Bu vesile ile hem kendilerinin Ali Cengiz oyunlarına göz yummayan yönetimden öc alma hem de Galatasaray Spor Kulübünü içten içe yıpratmanın peşindeler. Bir kere herkes kendi kendine şu soruyu sormalı; Bu gazeteler Galatasaray'ın iyiliğini isterler mi? Buna evet cevabını verecek hiç kimse yoktur. Dolayısıyla bunların hangi tarafı desteklediğini görüp bunun tam karşısındakinin Galatasaray'a daha faydalı olabileceğini çıkartmak pek güç değil. Sırf bu mantıkla bile neyin ne olduğunu kavramak gayet basit. Şimdiye dek "eski başkanlardan" diye anılan Faruk Süren'i bugünlerde "efsane başkan" diye lanse etmeleri de zaten bu oyunlarının bir parçası değil mi?
Hadi bunlar camianın dışından, yıllardır Galatasaray düşmanlığını ilke edinmiş kurumlar diyip geçeriz. Umurumuzda da çok olmaz açıkçası ne yaptıkları ne ettikleri, en fazla olacağı kendi salyalarında boğulurlar. Fakat ya peki kendi camiamızın içindekiler? Bizden olanlar, Galatasaraylı olanlar? Her mart liseli-alaylı tartışmalarını gündeme taşıyarak içimize nifak sokmaya çalışanlar? Sırf liseli olduğu için birilerini destekleyenler, sırf liseli olmadığı için birilerini köstekleyenler? Liseli değil liseci zihniyetle hareket edenler, onlar neyin peşindeler? Artık kimse sıkılmadı mı bu muhabbetten? Bunun Galatasaray'a zarar veridiğini görmüyor mu hiç kimse? Bu kulübün kendilerine ait olduğunu düşünen "ölümsüzler" neden kulübe sırf liseli olduğu için üye olan Fenerbahçelilerden Beşiktaşlılardan rahatsız olmuyorda Galatasatasaray taraftarlarından böylesine rahatsız oluyorlar? Kulübün gerçek sahibinin onlar olduğunu göstermek için mi tüm bunlar? Gerçekten öyle olduklarını düşünüyorlarsa eğer neden kulübü böylesine önemli bir dönemde kaos ortamına sürüklenmesine izin veriyorlar? Kendi istediklerinin olması Galatasaray'ın menfaatlerinden daha mı önemli yoksa? Galatasaray Spor Kulübünün bekası mı yoksa Liselileri'in bekası mı daha öncelikli?
Bizler için her şey Galatasaray'dan sonra gelir. Galatasaray'ın yoluna hayatlarımızı adamışız ve yalnızca Galatasaray adına, bayrağına ve armasına bağımlıyız. Bugünde olduğu gibi, bundan önce de hiç bir yönetimin destekçisi olmadık. Kim ne yanlış yaptıysa karşısında kim ne fayda sağladıysa arkasında olduk. Bizler hep tribünde olduk, karşı tribündekiler ise sürekli değişti. Bir yönetim geldi bir yönetim gitti. Biz hep görevimiz başında kaldık. Biz de seçim, oylama, ve emekli olma yok. Her daim Galatasaray ve Galatasaray Tribünleri için hizmet ederiz. Her zaman Galatasaray'ın çıkarlarını gözeterek hareket ederiz. Bütün Galatasaray camiasından da bu kritik dönemde böyle hareket etmesini bekliyoruz.
Başka Galatasaray yok!
5 Mart 2010 Cuma
Kulağına küpe olsun

"Goller ketçap gibidir,bazen ne kadar denersen dene gelmez,sonra hepsi bir anda geliverir."
Ünlü filozof Ruud Van Nistelrooy'dan Higuain'e...
Etiketler:
Higuain,
Nistelrooy
Ricky Davis Türk Telekom'da

NBA'de 13 senede 6 farklı takımla boy gösterdikten sonra yolu Türk Telekom ile Türkiye'ye düştü Ricky Davis'in..İnsan ilk duyduğunda "oooo,vay be" diye tepki veriyor ama son yılların modası artık alışıyoruz oralarda tutunamayanların kıtalar aşıp Avrupa'ya Asya'ya gelmesine..
Ricky Davis oraların Sergen Yalçın'ı sanki..Yetenek,atletiklik ve patlayıcı skorerlik özelliklerini defalarca ispatlasa da bir günü diğer gününü tutmadı hiçbir zaman.Bu yüzden hiçbir takımında parçası olamadı.Üstüne bir de sinirbozucu derece de "cool" tavırları,disiplinsizliği eklenince NBA'de ki en itici oyuncular listesinde her zaman ilk sıralarda yer aldı.
Onu anlatacak pek çok hikaye var aslında ama en ilginci ve onu en iyi yansıtanıysa Cleveland formasıyla Utah'a karşı gerçekleştirdiği efsane triple double'ı.. Sürenin bitimine çok az kala triple double yapmasına 1 ribaund kaldığını farkeden mütevazi skorer topu kendi potasına yollayıp ribaundunu alarak bu emeline ulaşıyor ve akabinde ilk tebriği de Deshawn Stevenson'dan sert bir faulle alıyor. Olay esnasında Jerry Sloan'ın yüzünün aldığı şekil de aslında tüm yaşananların özeti... Bu efsane videoya da buradan ulaşabilirsiniz..
Yazıya görsel ararken şans eseri rastladığım bu inanılmaz grafik de neden hiçbir yerde kabul görmediğinin ispatı olsa gerek. Çünkü onun yaptıklarının takıma katkı vermekle ya da başarıya götürmekle bir ilgisi olmuyor.Kendi dalgasına bakıyor derler ya tam da öyle birşey...
Türk Telekom'un da bu saatten sonra yapabileceği tek şey topu Davis'e verip izlemek olacaktır. Canı isterse ne ala ama hiç sanmıyorum....
Etiketler:
Ricky Davis,
Türk Telekom
3 Mart 2010 Çarşamba
Sitem

3 tarafı denizlerle çevrili ülkeden hiç mi yüzücü çıkmaz klişesi dillendirilir yıllardır.Koskoca kış oyunları(olimpiyatları)geride kalınca bu tekrarlanmaz mı hiç...Her tarafı dağla,karla kaplı ülkemizi orada 5 kişi mi temsil eder.Bazı sporlar ülkelerin genetiğinde yoktur bunu anlar kabul ederiz ancak 70 milyonda 5 kişi nedir?
Evet ülkemizde zengin eğlencesidir kaymak,spor olarak görülmez.Hatta bebeklikten başlar kimisinin karla macerası,sonrada dönem ortası tatillerinde karne hediyesi olarak sürüp gider.. İşte bu yüzden ısınamaz milletimiz bu spora,zengin işidir çünkü sadece arkadaşlara hava atma vesilesidir..Aynen Formula 1 gibi.. Hayatında bir yarışın tamamını bırakın 1 dk'sını izlemeyen,herhangi bir pilotu bırakın şampiyonları,efsaneleri tanımayan insanlar padokta kameralara poz vermekle meşguldür...
Normal vatandaşı geçtim de,senelerdir albümlerine,profillerine oraya buraya fotoğraflarını koyan,"Tatilde de kaymaya gittim çok keyifliydi" diye ortalarda dolanan insanlardan da mı çıkmaz 15-20 kişi? Bu kadar mı uzağız bu sporlara?
1 Mart 2010 Pazartesi
Dejavu

Arsenal aynı acıyı tam 2 sene sonra yeniden yaşıyor..Diğer futbolcuların şampiyonluğu kovalamaları bir yana mental olarak sağlıklı şekilde oynayabilmeleri bile büyük başarı bu saatten sonra...Olay esnasında Fabregas'ın yüzü çok şey anlatıyor..
Eduardo'dan sonra bu kez de Ramsey'in ayağı bu hafta sonu Stoke City maçında kırıldı..Çok genç olması ise tesellimiz.Ayrıca Eduardo bile o sakatlıktan sonra sahalara dönebildiyse Ramsey'in dönüşü de umuyoruz ki çok uzun sürmeyecektir..
Üzüntünde sevincinde seninle birlikte...

Enerjimizin büyük kısmını Madrid maçında harcadığımızdan kenardan seyredip analiz yapalım istedik bu kez… Kasımpaşa’ya ayar vermek adına Eski açığın fiyatlarının 75 TL’ye çekilmesi yeni açığın altlı üstlü tamamen dolmasına vesile olmuş,çok da güzel olmuş…2-3 senedir sürekli dillendirdiğimiz gibi eski açıkla yeni açık arasında 5-10 TL’de olsa bir fiyat farkı olsa ve insanlar o tribüne de teşvik edilse herhalde boş tribünlere oynamazdık yıllardır…
Sabri’yi özlemişiz,maçtan önce tribünlerle bol bol hasret giderdi,Uğur’un da sakatlanmasıyla formasına sonunda kavuştu. Geçen sene başlarında bu cümleleri kuracağımızı düşünsek kendimize gülerdik herhalde ancak gelişimine bakınca tüm söylenenleri de sonuna kadar hakediyor..
Hakan Balta ve Elano’nun yokluğunda 11’e girenler Dos Santos ve Ayhan oldu. Öyle bir kadro var ki Rijikaard’ın elinde Servet ve Leo Franco’nun dışında sadece tek bir pozisyon oynayabilen oyuncu sayamıyoruz. Son haftalarda Mustafa Sarp’ın düşüşünü de hesaba katarsak,Elano’nun da yokluğunda Ayhan’ın çok daha verimli oynadığını söyleyebiliriz. (Lütfen referansı son haftalardaki Mustafa Sarp olarak alınız.)Önemli olan bunları 4-1’lik skordan sonra değil de maç içinde ya da maçtan önce söyleyebilmektir tabi ki ancak insan Ayhan faydalı oynadı falan diyince skordan dolayı demiyorum bunları diye de ekleme ihtiyacı hissediyor kendisinde. .
İlk yarıda maçı çok rahat koparabilirdik, olmadı…Arda,Dos Santos,Keita,Jo dörtlüsünün hiçbirini tanımayan ve daha önce hiç Galatasaray maçı izlememiş birisine bu maçın ilk yarısını izletseniz, eminim hangi futbolcunun hangi mevkide oynadığını kestiremezdi.O kadar çok değişerek oynadılar ki Kasımpaşa savunmacılarına acıdım. 2.yarı başıysa (Beşiktaş maçı hariç) son zamanlarda alıştığımız gibiydi.Rakip orta sahaya teslim olduk ve pozisyon üstüne pozisyon yedik.Nitekim gol de bağıra çağıra geldi..Neyse ki bu kez golü erken yedik de toparlanma fırsatımız oldu…
Sabri gelince zaten formda olan Keita çıldırdı..İkisini bir arada izlemek inanılmaz keyifli… Giovanni’de bugün üzerindeki ölü toprağını atacağını daha ilk dakikadan belli etmişti, nitekim fizik olarak güçlendikçe gösterebileceği performansında sinyallerini veriyor. Aslında bugün tüm takım ona biraz ayak uydursa ve dikine oynamayı akıl edebilse sonuca daha hızlı ulaşabilirdik. Arda’nın daha önce de bu satırlarda şikayet ettiğimiz gibi ayağında gereğinden fazla topu tutması çoğu olası atağında başlamadan bitmesine neden oluyor,yine de ekstra savunma gücü de takım için önemli bir artı..
Jo hakkındaki düşüncelerimde ise bir değişiklik yok…Bu adam Türkiye’de çok iş yapar ve kesinlikle bonservisi kaç liraysa verilip alınması gerekir. Baros’da geldiğinde artık sadece oyuncuların pozisyonlarıyla oynamak zorunda kalmayacağız,maç içinde gerektiğinde çift forvetli varyasyonlar da deneyebileceğiz. .
Son olarak bugün gözden kaçan performans olarak Servet’e de mutlaka değinmek gerekir.Öyle kritik anlarda öyle müdahaleler yapıyor ki pozisyonları büyümeden engellediği için farkedilmeyebiliyor. Bu adamın milli takıma alınmasını eleştiren insanlarla aynı havayı soluyoruz şu anda…
Sonuçta rahat ve güzel bir galibiyet aldık,ancak kesinlikle defansif orta saha oyuncularımızın birer vites yukarı taşımaları gerekiyor oyunlarını.. Sami Yen’de Kasımpaşa önünde teslim oynamak 15-20 dakikalığına da olsa kabul edilemez…
Etiketler:
Dos Santos,
Galatasaray,
Kasımpaşa,
Keita
28 Şubat 2010 Pazar
Yensen de Yenilsen de Taraftarın Senle mi?
Ankara'ya yaptığım iş gezisi dolayısıyla aranızdan biraz uzak kaldım ama Yağcı sağolsun eksikliğimi hissettirmedi en az diğer yazarlarımız kadar!!! Neyse bu laf sokma kısmını geçip başka bir laf sokma kısmına geçmek istiyorum. İş gezim dolayısıyla maçı Ankara'da izleme şansı buldum. Evde tanımadığım bir kişi daha vardı oda Galatasaray'lıymış meğersem. Oturduk maçı beraber izliyoruz almış gelmiş elinde bira, biliyorsunuz o gün de kandil dakika bir gol bir oldu zaten. Tutmadı gözüm çocuğu, dakikalar geçtikçe de haksız olmadığımı anladım. Her kaçan gol de küfürler hakeme saymalar hatta Caner'e fenerli değil mi ...... çocuğu demelere kadar varan küfürler bunlar. O an içimden geçti ulan sen bu takıma ne verdin de Caner'in verdiklerine laf ediyorsun diye ama misafir misafiri sevmez, ev sahibi ikisini de sevmez konumuna düşmek istemedim:) Neyse arkadaşlar ben takımıma kızmıyorum elde ki kadroyla parayla bu kadardan fazlası olması biraz hayal oda 2000 senede bir olur. Diyoruz 25 milyon taraftarımız var diye ama nüfusu bizim taraftardan az olan Yunanistan bile daha fazla yıldız oyuncuya sahip ülkemizden. 25 milyon insandan kaçı takıma her sene para katkısında bulunuyor da yenilince ana avrat küfretme hakkını kendin de buluyor anlamak mümkün değil. Çevrem de bile koyu Galatasaray'lıyım diyen arkadaşlar ve hatta hepsi üniversite mezunu arkadaşlar takıma destek olmazken 25 milyon taraftardan destek beklemekte hayalperestlik olur.

Son verilere göre Gsbonus 60 bin Gsmobile 150 bin civarında üyeye sahip. Kaçımız kredi kartı kullanmıyoruz da Gsbonus almıyoruz. Kaçımız da Avea hat yokta her avantajı aynı olan Gsmobile'a 150 kontör harcayıp geçemiyoruz. Bu kafayla 2000 sene daha bekleriz Avrupa'da başarıyı... Transfer sezonunda elini cebini atmayıpta yıldız transferi bekleyen taraftarlara da yazımın sonunda selam yollamak boynumun borcudur...

Son verilere göre Gsbonus 60 bin Gsmobile 150 bin civarında üyeye sahip. Kaçımız kredi kartı kullanmıyoruz da Gsbonus almıyoruz. Kaçımız da Avea hat yokta her avantajı aynı olan Gsmobile'a 150 kontör harcayıp geçemiyoruz. Bu kafayla 2000 sene daha bekleriz Avrupa'da başarıyı... Transfer sezonunda elini cebini atmayıpta yıldız transferi bekleyen taraftarlara da yazımın sonunda selam yollamak boynumun borcudur...
26 Şubat 2010 Cuma
Yine Hüsran 1-2

Bu yazı sıcağı sıcağına yazılan fazlasıyla duygusal bir yazıdır.O yüzden yanlışım varsa mazur görün.Televizyondan tekrar izleme imkanımız olmadığından da yorumlarımız 50 metrelik bir hata payı içerebilir...
Michael Platini üstadımız bazı tartışılan kararların NBA'de olduğu gibi tekrar izlenerek değiştirilebilmesine ısrarla karşı çıkıyor.Öte yandan bu sene UEFA'da hakem sayısının 2 arttırılarak sahanın hakeme boğulmasını destekliyor.Bu ekstra ikiliden oyuna hakeme yardımcı bir karar görsek eyvallah,ancak koca bir maça 2-3 korner pozisyonu hariç hiçbir katkıları yok...
Sadece Galatasaray'ın maçlarında da verilmeyen 2.penaltı bu...Penaltı pozisyonunda YARDIMCI sıfatıyla 2 metre ileride duran hakemin göremeyebileceğini,masum olabileceğini söylemek şerefsizlik olur,eve gelip pozisyonu gördüğümde gözlerime inanamadım. Stadda bulunduğumuz konum itibariyle zaten görme imkanımız yoktu,ancak bazı pozisyonlar vardır,oyuncunun hakeme gidişinden,çaresizliğinden birşeyler olduğunu anlarsınız.Aynen öyle bir andı bizim için,filmin koptuğu andı da denebilir.Herşeyin o pozisyonla başladığını,takımın 2 dakikada dağıldığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Rakibinizin ayağından söküp aldığınız faul bile olmayan pozisyonlarda birer birer kart görüyorsanız,takım kaptanınınız hakemle konuştuğu anda kart görüyorsa ve bu esnada rakibe tam tersi bir serbestlik tanınıyorsa(hakemler için sarı kart vermesi en açık durum olan arkadan çekme dahil) dünyanın en profosyonel cool futbolcusu bile olsanız sinirleriniz yıpranır.Bütün bunlar Caner'in yaptığı en hafif tabiriyle sorumsuzluğun sebebi değil elbette..
Öyle ya da böyle bir kez daha ellerimizin arasından uçtu gitti tur..An itibariyle de Sporting Everton'u madara etmiş durumda.Kewell'ın ve Baros'un sağlıklı olduğu ileri ki turlarda neler yapabilirdik,bunları düşünmek acı veriyor insana..Bu saatten sonra elde kalmış tek şey lig ise bu taraftarı şampiyonluktan başka şey de kesmez..

Taraftarıysa daha önce hiç bu kadar akıllı,oyunu yaşarken görmemiştim.Maç bittiğinde biz de birer maç yapmış kadar yorgunduk,ancak desibel manyaklığından değildi bu yorgunluk..Onlarla birlikte savunma yapmanın,onlarla birlikte hücuma çıkmanın yorgunluğuydu...Yapılan koreografi çalışması ve pankartlarsa bir tebessüm oluşturan hatıralar olarak kalacak bu geceden bize...
Maçın teknik analizini dediğim gibi şu anda pek sağlıklı düşünemediğimden yapmam mümkün değil,ancak aklıma takılan tek bir şey var.Devre arası Barış maça girecek gibi ısınırken eşofmanlarını bile çıkarmışken,Emre Çolak ve Dos Santos'la (öylesine)ısınan Ayhan oyuna neden girdi...Tek mantıklı sebep Barış'ın son anda bir sakatlık yaşamış olabileceği,aklıma başka bir şey gelmiyor.Mustafa Sarp'da bu kadar etkisizken 0-0 giden bir maçta Barış daha mantıklı bir tercih olabilirdi sanki...
Tüm Galatasaraylılara geçmiş olsun...
Etiketler:
A.Madrid,
EURO Cup,
Galatasaray
25 Şubat 2010 Perşembe
Round of 16

Şampiyonlar Ligi'nde oynanan ilk maçlar sonucunda turu geçmeye çok yakın gözüken tek takımın Bordeaux olması ne kadar zevkli rövanşların bizleri beklediğinin habercisi. Barcelona'da bu listeye dahil edilebilir belki ancak Stuttgart karşısında özellikle ilk yarıda oynadıkları çok kötü futbol düşündürücü.Stuttgart'ın ilk yarıda verilmeyen 2 penaltı pozisyonunu da hesaba katarsak maçı çok ucuz atlattıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz.Koskoca takım PES'de ezberden oynayan veletler gibi topu Messi'ye verip izler hale gelmiş...
Lyon yine şaşırtmayarak geleneği sürdürdü,turu geçmeleri sürpriz olmaz.İşte o zaman Madrid'de neler olur,düşünmek bile ürkütücü..Arsenal-Porto,Fiorentina-Bayern ve Man.United-Milan maçları herhalde en zevkli rövanş maçları olacak.Gönlüm Bayern ve ManU'nun sağlam birer tokat yemesini istiyor.Hele Manchester'in bu sene şampiyonlar liginde çekirgenin 5-6 kez sıçrayabildiğini ispatlayan balı artık bıkkınlık verdi.Çok zor belki ama şöyle Ronaldinho şovla Milan turu atlasa, Arsenal-Porto maçı da topun bir orda bir burda olduğu deli fişek birşeyler olsa tadından yenmez..
Chelsea-Inter rövanşında da çok çok büyük bir aksilik olmazsa 2-1'in dezavantajına rağmen Chelsea turu geçer,hatta zorlanmadan geçer.Bu sene hele Barcelona'nın istikrarsızlığını da görünce Chelsea şampiyon olacak gibi bir his var içimde...
Buyrun sizlerin tahminlerini de alalım rövanşlarla ilgili...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




