Özel Arama

29 Mart 2010 Pazartesi



Üzüntünüzde sevincinizde sizinleyiz... Hedefe 7... İNADINA BE ASLANLAR!!

Galatasaray 0

Garibim Dos Santos duymuş ya dünya derbisi olduğunu,canını dişine takıp oynuyor,koşuyor yırtınıyor.. Ama sağına bakıyor kimse yok,soluna bakıyor kimse yok.. Top istiyor veren yok,pas veriyor koşan yok..

Garibim Neill; duymuş ya dünya derbisi olduğunu;dikkat kesilmiş Alex'i Guiza'yı kovalıyor,sonra bakıyor onların gelmeye niyeti yok alıyor topu M.Topal'ın,M.Sarp'ın,Elano'nun yapması gereken işleri de yapmaya çalışıyor.. Verkaça giriyor,dikine oynamayı akıl ediyor ama ona eşlik edecek,canı FUTBOL oynamak isteyen adam yok..

Garibim Sabri; o biliyor maçın önemini...Sadece Fenerbahçe maçı olduğundan da değil,ucunda şampiyonlar ligi bileti olduğundan.. Kaptan çıkmış sahaya; heyecanlı kıpır kıpır,ama ondaki heyecanın 10'da 1'i yok ki yanındakilerde..

Bu kez sakiniz dedik,11'i bile merak etmiyorduk.. Rahattık,baskı da yoktu üzerimizde.. Ama herşeyi açıklayamıyoruz işte.. Trabzon'da Jo ile Dos Santos atsa bunları konuşmuyor olacaktık dedik;dün yine aynı terane.. Ceza sahasına rakibi sokmadan maç verdik..Kötü oynadığımız bir tane Allah'ın maçını kazanamama serimiz de devam ediyor..

İki Resim Arasında ki Fark?



Biri 35 metreden 51km hızla çekilen şutu içeri alır



Diğeri 15 metreden 107km hızla çekilen şutu dışarı çeler


Dipnot: Geçen hafta umutsuzdum şampiyonluk yarışında. Bugün ki maçtan sonra iyice umutsuz olmam gerekirken içimden bir ses 7 de 7 yapacağız diyor. Hatta yazıyorum buraya; iki gündür Feneri yenemeyiz ve Selçuk gol atar diyen ben, bugün de bunu diyorum...
Derbiyi kazanamadık diye şampiyonluk gitti zannetme, Üstünüzdeki Forma Güç Verir Size, Hakkını Verin Sadece...

27 Mart 2010 Cumartesi

Adnan Polat & Öztürk


Oylama bitti sonuçlar inşallah kırmızıyı gösterecek. Zaten Adnan Öztürk'ün Haim Fresco hamlesi seçimi ne kadar kazanmak istediğini gösteriyor...

Sükunet



Galatasaray cephesini hiçbir Fenerbahçe maçı öncesinde bu kadar sakin görmemiştik.. Arka arkaya gelen kötü sonuçların yarattığı boşvermişlik havası mıdır,Özhan Canaydın'ın vefatı mı bilmiyoruz ancak şu anda Arda'nın sakatlığı ve oynamama ihtimali,ya da sahaya çıkacak ilk 11; 2 hafta önceki A.Gücü maçı kadar bile merak edilmiyor herhalde..

Bursaspor'un beklenmeyen(içten içe umut edilen) puan kayıplarıyla derbi sonunda ihtiyacı olan heyecana kavuştu. Fenerbahçeli taraftarlar yenilmeleri halinde bir anda Galatasaray'ın şampiyonluk için en avantajlı takım haline geleceğini gördüklerinden bu mağlubiyete sevinemediler bile..Galatasaray ise 2 sezon önce şampiyonluk yolunda Sivas ve Fenerbahçe'yi yenerek saf dışı bıraktığı gibi bu kez Bursa ve Fenerbahçe'yi geçip kendi işini kendisi görebilir..

Pazar akşamı her iki takımın çılgınlar gibi hücum etmesini beklemiyoruz tabi ki ancak yine de geçen sezon olduğu gibi 0-0'a kilitlenen risksiz futbol görmek kimseyi memnun etmeyecektir.Bol gollü,sadece futbolunun konuşulduğu bir derbi olması dileğiyle...

24 Mart 2010 Çarşamba

Takım Oyunu

Dün gece şuursuz şuursuz kanalları gezerken Oscar vari bir program gördüm Ntv'de. Bu ne diye bir durdum Yeşilçam ödülleriymiş. Bildiğimiz Oscar törenini türkçeleştirmişler sanki. Verdikleri ödül bile Oscar'da verilenin üstüne bir kaç çizik atılmışı, resimde de görüldüğü gibi. Birde ödül alanların yerlerine gitmesine izin verilmeyip kulise aldılar hep. Aklıma hemen cinlik geldi acaba ödülü içerde alıp alıp bir sonraki kazanana mı veriyorlar diye. Koca töreni tek bir ödül ile bitirdiler benden söylemesi:)Bu tezimide ödül resimleri ararken sadece en iyi film ödülünün resmini bulmama dayandırdım. Zira en son en iyi film ödülü verildi resim çekme fırsatını da orda bulmuşlardır. Diğer ödüllerin herhangi bir resmi yok ortalıkta niyeyse!



Neyse gelelim bana göre işin ilginç yanına. En iyi film ödülünü "Nefes: Vatan Sağolsun" aldı. Bana göre de hakediyordu ödülü. Gerçi aday olan filmlerin çoğunu izlememişizdir orası ayrı. Hatta en iyi yönetmen ödülünü alan Reha Erdem "Bu ödülü 2500 juri üyesinin oylamasıyla almaktan memnun kaldım zira filmin gişe sayısına yaklaşık" demesi de her şeyi gösteriyor. Ödülleri sinema sektöründe çalışanlar oylarak vermişler Bundesliga ödülleri gibi. Lakin kafama takılan bişey var aşağıda gördüğünüz gibi Nefes filmi tek bir ödül almış o da en iyi film ödülü. En iyi film nasıl başka bir ödül alamaz anlayamadığım şey bu. Bireysel ödüllerde diğer filmler ödül alırken toplu değerlendirme de Nefes filmi ödüle layık görüldü. Heralde takım oyunu bu olsa gerek. Futbolda olduğu gibi bireysel oynayan değil takım halin de iyi işler yapan aldı ödülü. Süper ligte de durum aynı değil mi? En iyi ofans bizde en iyi defans Beşiktaş'da ama lider kim?

Birde izlediyseniz Atilla Özdemiroğlu'nun aldığı ödülden sonra ki açıklamaları Fair-Play ruhuna hiç uygun değildi. Burdanda Fair-Play diyince akla gelen, bugünde toprağa verilen Sayın Özhan Canaydın'a Allah'tan rahmet diliyorum yazımı noktalarken.

Dipnot:11 kategorideki 'En İyiler' şöyle:

EN İYİ FİLM: Nefes: Vatan Sağ Olsun
EN İYİ YÖNETMEN: Reha Erdem-Hayat Var
EN İYİ KADIN OYUNCU: Binnur Kaya-Vavien
EN İYİ ERKEK OYUNCU: Mert Fırat-Başka Dilde Aşk
EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU: Cemal Toktaş-Güneşi Gördüm
EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU: Derya Alabora-Pandora'nın Kutusu
EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: Soykut Turan-Güneşi Gördüm
EN İYİ SENARYO: Engin Günaydın-Vavien
EN İYİ MÜZİK: Atilla Özdemiroğlu-Vavien
EN İYİ GENÇ YETENEK: Elit İşcan- Hayat Var
TURKCELL İLK FİLM ÖDÜLÜ: Nefes: Vatan Sağolsun-Levent Semerci

23 Mart 2010 Salı

Biz Olamazsak Bursa Olsun!?

Son hafta oynanan maçlarla ligte Bursa büyük bir avantaj elde etmiş durumda. Büyük takımların çoğu şampiyonluktan biraz daha uzaklaştıklarını anladı. Zira Bursa'nın hükmen Ankaraspor maçı var kalan 8 haftada ve onu sayarsak 61 puan eder. Dün 90 dakika programında yapılan hesaba göre Bursa kalan 7 maçında 4 galibiyet alsa yani 12 puan yapar 73 puan. Bizim geçmemiz için 8 de 7 yapmamız lazım Fener ve Bjk' ye 8 de 8 yetiyor. Zira ikili avarajda Bursa'dan geri olduklarını düşünürsek.

Böyle bir tabloda artık bende ümidimi yitirdim iyiden iyiye. Ancak tesellim "Biz olamazsak Bursa olsun" olmadı hiç bir zaman. Geçen sene Sivas'ta öyle düşünmüştüm ama böyle diye diye varamadık bir yere. Biz aramızda çekişirken adamlar çıktı geldi arkadan sessiz sakin. Biz olamıyorsak kim olursa olsun umrum değil artık. Trabzon maçından sonra keyfim yok hiç önümüzde ki derbi maçını izleyecek heyecan kalmadı içimde. Daha napmamız lazım şampiyon olmak için kimi almamız lazım anlayamıyorum. Orta saha kötü diyoruz da Bursa'nın ön liberosu herkesin hor gördüğü Hüseyin Cimşir. Takımda ki sorun nedir neyi yanlış yapıyoruz da deplasman maçlarını alamıyoruz artık bunu araştırmamız lazım. Seneye yine aynı hüsrana uğramamak için.

Biz olamıyorsak kimse olmasın hele hele Bursa hiç olmasın. Anadolu'dan Şampiyon çıkmasının seneye lige etkilerini çok açık şekilde görüceğiz. Her takım biz niye olmayalım diyerek her maça önce kaybetmeme duygusuyla çıkacak. 2 senedir ligin durumuda bu değil mi zaten şampiyonluk puanının 75 altına düşmesi herşeyi açıklıyor. Ya müthiş bir takım kurup içerde dışarda eze eze yeneceksin ya da deplasman da bir puana rağzı olacaksın arada da galibiyet çıkardın mı senden iyisi olmaz. Sıkmaya başladı artık beni 70 li puanlarla şampiyonluk. Galatasaray iç saha performansının birazını dış sahaya yansıtabilseydi şu an çok daha farklı şeyleri konuşuyor olurduk. Yazım giden şampiyonluk üstüne değil seneye yapılacak transfer stratejileri ile olurdu.

Bundan bir kaç ay önce şampiyonuz diye bir yazı yazmıştım ama hesabımı yaparken bu dış saha performansını hiç düşünmemiştim. Kimse bana hala şampiyonluk ümidimiz var demesin ne Bursa 7 maçta 4 galibiyetten aşağı kalır nede biz 8 de 7 maç kazanırız. Tükenen umutlarla inşallah şampiyonlar ligide elimizden kayıp gitmez...

20 Mart 2010 Cumartesi

Koskoca bir yalan : Sahaya insan atmak münferit, para atmak suç!


Bu yazıyı yazmamın sebebi sporx.com'da gördüğüm inanılmaz bir haber. Aynen şöyle :
Bu gece dev protesto var! Galatasaray - Ankaragücü maçında tribünden düşen (açık açık yazılmış işte : düşen...) taraftar nedeniyle sarı- kırmızılı ekibe verilen para cezasını Fenerbahçe taraftarları yetersiz buldu. (pardon ama siz kim oluyorsunuzda yetersiz buluyorsunuz?) Derbi nedeniyle Galatasaray'a "seyircisiz oynama" cezasının (işte eziklik burada gizli) verilmediğini düşünen sarı-lacivertliler, buna tepkilerini Gaziantep maçında göstermeye hazırlanıyor. Fenerbahçeli taraftar grupları, hazırladıkları insan maketlerini tribünden aşağı atarak, (Ankaragücü maçında oradaydım ve olay gözlerim önünde oldu, tribündem aşağı adam atma falan yok, yalan hepsi) protesto gösterisi yapacak. Maketlerden bazılarının TFF Başkanı Mahmut Özgener ve Galatasaray Başkanı Adnan Polat'ı (anlamadım ama başkanın ne suçu var) simgelemesi de bekleniyor. Tribünlerde ayrıca, "Sahaya adam atma sezonu açılmıştır", "PFDK, seni münferit seviyoruz", "Pet şişe 2 maç, adam öldürmeye teşebbüs 100 bin TL", "Uçmayı bilmiyorsan tribünde işin ne" şeklinde pankartlar da açılacak.

Bir takım taraftarı bu kadar ezik olamaz, şampiyonluk gidiyor diye yapmadıkları takla kalmadı. Ankaragücü maçında geçen olayı canlı canlı yaşadım, gözlerimin önünde cereyan etti ya. Burada ekşi sözlükte bir arkadaşın anlattığı şekliyle olayı şöyle açıklayabiliriz:

Sonuçta ne olmuş? Tribünden aşağı düşen biri var. o zaman galatasaray tribünlerinden aşağı adam atılıyor bas seyircisiz oynamayı.
Biraz mantıklı yaklaşılsa olaya, şu gerçeklerle karşılaşılabilir.
1- aşağı düşen şahıs Beşiktaşlıdır.
2-Bu şahıs tribünde küfürleşme sonucunda en büyük beşiktaş diye bağırmıştır.
3-Olayın videosuna bakarsak:http://www.youtube.com/watch?v=hx81wihce4g sözde aşağı atılan Beşiktaşlı taraftar videoda görüldüğü üzere kendi isteğiyle geçilmesi yasak olan balkon kısmındadır.
4- Oraya bir Galatasaraylı taraftar geliyor kavga başlıyor. Burada linç durumu yok bu yüzden olay münferittir.
5-Videoda 8. ve 13. saniyeler arasında ki sürece bakarsak beşiktaşlı taraftarın aşağı atlama isteğini açıkça görebiliriz. Kavga tribünlerde olur gayet normaldir ama beşiktaşlı taraftar kaçmak için aşağı atlama gibi bir yolu seçtiğinden olaylar çıkmıştır. Görüldüğü üzere Galatasaraylı taraftar sol eliyle omuzundan sağ eliylede kolundan asılırken Beşiktaşlı taraftar kendini kurtarmaya çalışmış ardından balkonun kenarına doğru kayarak aşağı atlamıştır bilinçli bir şekilde.
6-Bilinç konusuna değinecek olursak iki tarafta adli tıp tespitine göre alkollü çıkmıştır olayın ardından. Dolayısıyla olay tamamen münferittir...

Yukarıdaki yazının noktasına virgülüne kadar katılıyorum ve altına imzamı atıyorum. Gözlerimin önünde cereyan eden bu olayı başka türlü izah etmem mümkün değildi arkadaş sağolsun tane tane anlatmış.

18 Mart 2010 Perşembe

Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı!

17.03.2010 17:45 tarihli Galatasaray.org resmi açıklaması :

Zorunlu Açıklama: Abdel Kader Keita

Bugün futbolcumuz Abdel Kader Keita hakkında, Fotospor gazetesinde, ilk sayfada ve son derece yakışıksız bir sürmanşetle desteklenen, asılsız bir haber yayınlanmıştır.
Bu haber üzerine görüşüne başvurulan Abdel Kader Keita haberde sözü edilen olayların hiçbirinin doğru olmadığını yönetimimize belirtmiştir.Hayal ürünü detaylarla oluşturularak oyuncumuzun kişilik haklarına açıkça saldıran ve sansasyon yaratma maksatlı olduğu bariz, bu gerçekdışı habere itibar edilmemesini rica ederiz.

Galatasaray Futbol A.Ş.

17 Mart 2010 Çarşamba

Kimin Medyası

Zaten bu başlıkta bir yazı yazmayı düşünüyordum, ama bugünkü -17.03.2010- Fotospor adlı sözde spor gazetesinin (zaten gözümde hiçbir değeri olmayan, saçma sapan haber uzmanı bir gazete müsvettesi olsada) ilk sayfası sağolsun bu yazıyı yazmamı sonuna kadar gerekli kıldı.


Yapmalarına çok aşina olduğumuz şeyler olsada, sürmanşette verdikleri haberde, son haftalarda Galatasarayımızın en formda ismi olan Keita'ya attıkları iftira sınırları zorlayan cinstendi. Haber aynen şöyle : "Sahadaki başarılı ancak agresif futboluyla tanınan Abdülkader Keita’nın özel yaşamına ilişkin değişik iddialar ortaya atılıyor. Bunlardan en önemlisi, Yeşilyurt’ta oturduğu apartmandaki komşularından geldi. Üsküplü Sokak’ta Işık Apartmanı’nın en üst katında oturan Keita’nın sık sık eşiyle kavga ettiği ve bir keresinde de ambulansla hastaneye kaldırılacak kadar şiddetli dövdüğü iddia edildi. G.Saraylı futbolcuyu sevdikleri için polise şikayetçi olmadıklarını söyleyen komşuları, apartmandaki huzursuzluğun dayanılmaz boyutlara varıp gizlenemez hale geldiğini belirttiler. Fildişi Sahilli futbolcunun erkek kardeşinin ülkesinden gelmesiyle kavgaların bittiğini belirten Işık Apartmanı sakinleri, onun gitmesinden sonra olayların yeniden yaşanmasından endişe ettiklerini dile getirdiler." Oha artık... Koskoca Keita apartman dairesinde oturuyor öyle mi? Tamam çamur atacaksınız anladıkta bari biraz destekli atın kardeşim. Ayrıca siz böyle senaryo yazıyorsanız, bende şu senaryoyu yazarım : Galatasaray.org'da yayınlanan 15.03.2010 tarihli idman raporuna göre Keita'nın sağlık sorununu göz önüne alırsak, komşuların duydukları sesler bence pek kavga kaynaklı değil:) Kardeşi gelince sesler kesildiğine göre benim senaryomda gayet başarılı değil mi! Habercilik daha doğrusu güvenilir habercilik, bu kendilerini gazete zanneden müsveddelerin düşündüğü kadar kolay olmamalı.

Gelelim muhteşem spor medyamızın, bu nadide(!) spor gazetesinin manşetten verdiği habere... Kestanenin 3 sene üstüste şampiyonluğu elden gidiyor diye, gündem değiştirmek için yapılan haber aynen şöyle: "Aziz Yıldırım, ‘Peş peşe 3 şampiyonluk’ sözünün suya düşmesi halinde, bunu unutturacak müthiş bir plan yaptı: Henry, Quaresma, Dentinho, Tuncay, Sercan, Hamit, F.Bahçeli olacak, gündem değişecek." Vay be, gündem değişecekmiş. Ben mi yanlış hatırlıyorum, biz şampiyon olsakta olmasakta son 4 sezonda yaptığımız transferler şöyle değilmiydi: Lincoln, Nonda, Linderoth, Meira, Baros, Kewell, Leo Franco, Neill, Jo, Dos Santos... bunlar ne bana söylermisiniz... Biz bu transferlerle (birkaç tanesi haricinde) Avrupa gündemini değiştirmemişmiydik. Sen hala peş peşe 3 şampiyonluk sözünün suya düşmesi halinde, bunu unutturacak müthiş bir plan yaptık diyorsun. Ben senin yaptığın bu habere gülmem bile. O kadar aciz görünüyorsunuz ki gülmek bile senin için hafif kalır...

Bir de küçük bir ayrıntı: Transferde başarı öyle 55 milyon dolar harcamakla olmaz. Az para verip aldığın oyuncudan maksimum verim almakla olur... Örneğinin kimde olduğunu herkes gayet iyi biliyor;)

16 Mart 2010 Salı

Tribün Terörü?

Az önce Star ana haber bültenine bakıyordum. A.Gücü maçında aşağı düşen vatandaşı gösteriyorlardı. Neymiş tek suçu Şampiyon Beşiktaş diye bağırmakmış ve bu yüzden aşağı atılmış. Bir orası Samiyen'in kalbi iki aşağı atılan biri yok kendi ne halt ettiğini anlayıp aşağı atlamıştır.




İnanılmaz doluyum fener maçından önce bunların olması bana gayet manidar gelmekte. Gerçekten pislik bir lig olduk. Bir yandan Diyarbakır'ı ligten düşürüp kaybettikleri puanları Ankaraspor'u emsal gösterip geri almak, bir yandan 3 puan için her türlü pisliğe başvurmak amaçları. Gerçekten içim almıyor artık gerçekten. Ha bir de A.gücü maçında sahaya atılan bir sürü yabancı madde var diyen Sayın lig tv spikerine de saygılarımı iletiyorum...

Yazık oldu : Linderoth'tan futbola veda



Yaşadığı sakatlıklar, bunlara bağlı olarak geçirdiği operasyonlar nedeniyle Galatasaray'daki kariyerinin neredeyse tamamını 2.5 sezon boyunca Florya’daki sağlık merkezinde geçiren Linderoth ne yazıktır ki ülkesinde de bir türlü geri dönüş yapamayınca futbolu bıraktığını duyurdu. Öyle futbolcular vardır ki takıma çok şey katar, futbolu bıraktığında takıma herşeyini vermişti dersiniz, bu yüzden içiniz rahattır... Ama bazı futbolcular vardır 'sen daha çok şey verecektin bu takıma' dersiniz arkasından. İşte öyleydi Linderoth... Şansızdı hem de hiç haketmediği kadar...

15 Mart 2010 Pazartesi

Tatil?



Hakemin bir maçı tatil etmesinin anlamı nedir? Diyarbakır-Bursa maçının tatil edilmesiyle bütün kamuoyu ağız birliği etmişcesine Bursaspor'un lehine maçı 3-0 ilan ediverdi...Peki bir maç tatil edildiğinde illa bir taraf adına skor belirlenmesi mi gerekir?

Günlerdir bu sorunun cevabını merak ederken ve sorgularken hafta sonu yaşanan olaylar bizi yine aynı noktaya getirdi.. Şu anda Diyarbakırspor iki hükmen mağlubiyet alarak küme düşürülebilir. İyi de neden? Bursaspor ile Diyarbakır neden tarafsız bir sahada seyircisiz olarak maça kaldığı dakikadan devam edemiyorlar? Neden İ.B.B ile Diyarbakır'ın maçı kalan süre kadar daha sonra oynanamıyor. Bu uygulamalar gerçekleştirilemiyorsa bunun adı maçın tatil edilmesi midir, maçın iptal edilmesi mi?

Daha önce görmedik mi maçların kalan dakikalardan başlayıp tekrar oynandığını? Yıllar mı bizden çok şeyler götürdü, yoksa siyaset mi futbola fazla bulaştı...

İnsanlaştıramadıklarımız



Bir engel daha aşıldı...Fuarda görevli olmam nedeniyle maçı izleyemedim o yüzden maçla ilgili bir şey söylemem doğru olmaz. Benim kafama takılan yukarıdaki fotoğraf.. 1 A.Gücü otobüsünden çıkan emanetler..

Bu adamların ne kadar çirkef,kaypak lafta delikanlı olduklarını zaten biliyoruz,kızlara bile saldıracak kadar gözü dönebilen insanlar.. Geçen sene sabahın 10'unda Beşiktaş'a gelip Kazan'ı taşlayan ve bunu maç günü adamların mekanını bastık diyerek böbürlenerek anlatacak kadar düşebilen insanlar...

Bu insanların neler yapabilecekleri bilinirken deplasmana Ali Sami Yen Sokak'dan getirmek de neyin nesi oluyor? Bugün 2-3 kişinin ölümünü tartışıyor olabilirdik... Üstüne üstlük olayın basına yansımasına bakın. HaberTürk gazetesi suçluyu bulmuş bile.. Sizin evinize yatak odanıza bir yabancı elini kolunu sallayarak,hareket çekerek,küfürler savurarak gelse buyur abi gel bir şeyler içelim mi dersiniz yoksa tepki mi gösterirsiniz?



Bu sezon sokakta yaşanan 2.hadise bu.. Daha önce de Eskişehirspor'un büyük taraftarı büyüklüğünü ispatlamak için aynı yola başvurmuştu...Benim anlamadığım Eskişehir'e giderken Bozüyük'de, Bursa'ya giderken İnegöl'de durdurulup didik didik aranan 3 büyük takımın taraftarlarına gösterilen özen bu adamlara neden gösterilmez...Herşeyin önlemini birileri öldüğünde mi almak zorundayız?

12 Mart 2010 Cuma

Nereden Nereye...


3 sene önce İstanbul'a gittiğimde Milan'ın şampiyonlar ligi formasını almıştım.Türkiye'ye Fransa milli takımından sonra gelen 2. uzun kollu formaydı.Şampiyonlar ligi forması olduğu için sağ kolunda 6 yıldızlı (o zaman 6 tane şampiyonluğu vardı.) şampiyonlar ligi sembolu vardı.Milan her yıldız oyuncusunu sattığında o koldaki yıldızlarda birer birer döküldü onlarla beraber.Şimdi ise sadece yeniden parlamaya çalışan-ki bunu zaman zaman başardığını inkar etmek yanlış olur- Ronaldinho var.Daha genç olduğu ve aynı performansı 2 3 maç üstüste gösteremediği için Pato'yu saymıyorum.

Nasıl bu hale geldi koskoca Milan?Bir zamanların G4 ünün içinde olan Milan?
Berlusconi cevabı akıllara ilk gelen şey sanırım.Aslında Berlusconi'ye de o kadar yüklenmek istemiyorum çünkü tam Milan bitti denilmişken Rijkaard,Van Basten ve Gullit'i büyük riskleri göze alarak transfer etmiş,Milan'ı güzel günlere taşımış biri kendisi.Fenerbahçe için Aziz Yıldırım ne ise Milan için de Berlusconi o şu an.Artık kimse ondan hayırlı birşey beklemiyor.Umarım Milan eski günlerine döner de bizde desteklemeye devam ederiz =)

Yukarıdaki resmi eski günleri anmak için koydum.Bütün Milan taraftarlarının özlediği günleri...

11 Mart 2010 Perşembe

Rüzgar Gibi Geçti




Ronaldo sözleşmesini 2011 yılı sonuna kadar uzattığını ve bu tarihten sonra futbolu bırakacağını açıklamış.

Psv,Barcelona,Inter,Real Madrid ve Milan.Sanırım daha fazla söze gerek yok gibi.Bunların yanında 4 dünya kupasında atılan 15 gol.

Bizim yaş grubunun (85-90 yılları arası doğanların) çıplak gözle izlediği en iyi oyuncu tabiri fazla gelmez onun için.Sürati,tekniği,gücü,şutları,adam eksiltme yeteneği onun ne kadar ideal bir forvet olduğunu gösteriyor.Psv'de iken izleme fırsatı bulamadım ama Barcelona'da oynarken aldığım zevki başka hiçbirşeyden aldığımı hatırlamıyorum.Keşke sakatlanmasaydı da O'nu cok daha uzun süre izleme fırsatından bizleri mahrum bırakmasaydı.Inter'de oynarken dizinden geçirdiği sakatlık daha önce kimsede görülmemiş.Buna rağmen bu başarılara imza atması gerçekten hayret verici.

http://www.youtube.com/watch?v=Qdob9fd5iIo linkinden onun hakkında yapılmış ve izleyince insanın gözlerini dolduran videoyu izleyebilirsiniz.Eminim futbolseverler seni unutmayacak...

İlk Hedefimiz 1 Puan, Geri!!!!!


Bu hafta erteleme maçları dahil 5 günde 5.5 maç izleme fırsatı bulduk. Keşke bulmaz olaydık bu 5 maçı da izledim hadi bir şeyler olacak diye hadi olmadı güzel mücadele olsun diye o da olmadı. Geçen hafta iki tane oynamak isteyen takım bir araya geldi ve futbol şöleni vardı. Bu hafta Bjk-İbb maçından biraz ümitliydim Bjk bulmuş fırsatı kendi evinde hapis eder dedim ama nerdeeee. Oyuna başlangıç dizilişi 5-2-2-1 di kimse bana bunun aksini kabul ettiremez. Neymiş Toraman emniyet sibobuymuş karşında da Barca var heralde de biz bilmiyoruz. Bu sene Bjk şampiyon olursa inanın çok üzülürüm resmen anadolu klubü gibi ben gol yemeyeyim de 1 tane atarsam maçı koparırım diye bakıyor. Benim gözümde bu sene Bjk şampiyon olursa Euro 2004'deki Yunanistan şampiyonluğundan fakı olmaz. İbb karşısına bile sen 3 hücümcu 7 defansla çıkıyorsan büyük klüp deme hakkını kendinde göremezsin malasef ki takımın yarısı eksik İbb'ye karşı.

Gelelim Kasımpaşa-Bursa maçına. Bu maçtan daha da ümitliydim. Kasımpaşa zaten açık oynar Bursa'da kazanmak için saldırır demiştim ama buldukları goller bireysel defans hataları sonucu. Bursa bana göre Kayseri'den daha kötü top oynuyor ama futbol şansları yanında bu sene. Şampiyonuluğu hakeden takımlardan ama iyi oynadıkları için değil o kadroyla buralara geldikleri için.

Gelelim çuvaldızı birazda kendimize batırmaya. Ben bu sene bir kaç maç hariç takımdan memnunum. Ama gerçekten futbol şansı bu sene bizden yana değil. Ne bir bala gol atmışlığımız ne de haketmeden kazandığımız maçlar var. Üstüne haketmeden kaybettiğimiz maçlar var son dakika golleriyle. Bu performansla şampiyonluğu haketti diyemem ama Bursa'yla birlikte en çok hakeden ekiplerden biriyiz bana göre. Çünkü 1 aya yakın forvetsiz oynadık, takımın yıldızları Baros ve Kewell'dan bu sene nerdeyse hiç yararlanamadık. Devre arası yıldızlar katıldı ama cuk diye oturması beklenmeyen zamanda iyi puanlar çıkardık. Haketmediğimiz bir yenilgiyle A.Madrid'e elendik. Baros veya Jo'dan biri olsaydı turu rahat geçeceğimizden adım gibi de eminim hala. Evimizde kazanacağımız 5 maç ve deplasmandan çıkarılan 10 puan bize şampiyonluk için yetecektir görüşündeyim.

Bir de Fener gerçeği var ligimizde. Nolursa olsun son haftalara kadar yarışı bırakmayacak bir takım görünümü veriyorlar. Ancak onlardan fazla bir beklentim yok. Takım kadrosu kısıtlı, rotasyonla oynatılmayan oyuncular zoraki 11 oynatılıyor. Daum'la bu sene sonu yine yollar ayrılacaktır. Zaten dönüp dolaşıp Daum'a gitmeleri işin kolayına kaçmaktır. Göremediğimiz ne var da bu Daum'a Türkiye'nin vazgeçilmez hocaları arasında anlamak güç gerçekten. Fener kısıtlı kadrosuyla ve vurdumduymaz Brezilyalırla saydığım takımlar arasında bence şansı en az olan takım. Bunlara Guiza ve Semih'in formsuzluğu eklenice işleri mucizelere kalıyor bana göre. Böyle düşünmemin en büyük sebebi Fikstür avantajı var denilen bu haftaları inanılmaz puan kayıplarıyla geçirmeleridir.

Kısaca amaç kaybetmemek olmuş ligimizde atılacak karambole bir golle herkes maçı koparma peşinde. Son haftalara girilmesiyle hat safhaya geldi takımlarımızın bu oyun sistemi hakemlerin çanak tutmasıyla. Lig sonuna geldikçe heyecan artıyor da bunun olması için çırpınan yetkililer oynanan futbolun farkında değiller sanırsam. Sadece puanla çekişmeli lig olsa ne olmasa ne izlemek zevk vermedikten sonra...

9 Mart 2010 Salı

Hıncal Uluç ve Galatasaray'a hizmet



Antalyaspor maçının ardından hakemleri eleştiren Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, dün de Hürriyet Gazetesi’ne özel açıklamalar yaptı. Kamuoyunun bilinçli bir şekilde yanlış yönlendirildiğini söyleyen Mosturoğlu, “Fenerbahçe camiasının bir Hıncal Uluç’unun olmamasından” yakındı.

Hıncal Uluç’un her yaptığıyla Galatasaray’a faydalı olmak ve avantaj sağlamak için çalıştığını söyleyen Mosturoğlu, “Bize karşı yapılan çifte standartlarda ise medyadan yeterli derecede ses çıkmıyor. Yanlışlar, yapanın yanına kar kalıyor. Bizim bir Hıncal Uluç’umuz yok” dedi.

Hıncal Uluç hangi yaptığıyla Galatasarayımıza hizmet ediyormuş çok merak ettim doğrusu,keşke onu da açıklama zahmetine girseymiş..Bu röportajların açıklamaların Hürriyet gazetesine yapılıyor olması manidar. Eğer Hıncal Uluç'dan Galatasaray'a bir hizmet ve yardım gelecekse istemeyiz,zararı neyse razıyız biz. Yeter ki o adamın herhangi bir şey yorumlamasına izin verilmesin...

Futbol?

Galatasaray Futbol Klubü 1- Eskişehir Hentbol Takımı 2. Maçın kısaca özeti budur arkadaş. Anti-futbol iğrenç bir maç izledik. Gol atmak istemeyen bir takıma zorla gol attırdık-attırdılar. Neyse böyle takımlar hattini bilerek oynasada, ellerinden bu da gelse ligte görmek istemiyorum. Verelim bunlara iki maçta da 3 puan oynamayalım artık izlemek eziyet. Birde 3-4 tane ileri oyuncun formdaysa maçı alıyor Galatasaray değilse kaybediyor geyiğinden bıktım. Napalım Leo form da olup o mu gol atsın bir adamın formuna bağlı kalmak daha iyi heralde de biz bilmiyoruz. Neyse yine de ŞAMPİYONUZ kafam rahat çok şükür... He bir de Engin'den gelecek zaten her maçı alıyoruz lafına karşılık 2 senedir ligtesiniz iyi ki yoksa tek övüncünüz de ortada olmayacaktı demek istiyorum o birşey demeden(Tabi geçmiş zamanlar istatistiklerini dökmek istemiyorum). Sende üstüne alınma Engin dalgasına desen de Es-Es lilerin düşüncesi bu yönde olduğu için söyledim.

8 Mart 2010 Pazartesi

Söyle seçime girsinler!

Galatasaray camiası, üç gündür kulübün borcunun 800 milyon TL olduğu iddiasını konuşuyor.
Bu iddiayı ortaya atan kulübün eski İkinci Başkanı Fatih Altaylı. Cuma günü aralarında eski başkan Faruk Süren, eski 2. başkanlar Ergun Gürsoy ve Ali Dürüst'ün bulunduğu grubun Mabeyn Restoran'da yediği yemekte Faruk Süren'in kendisine kulübün borcunun 800 milyon TL olduğunu söylediğini Fatih Altaylı, Cumartesi günü köşesinde yazdı. Altaylı'nın bu yazısını okudum. Ardından dün Altaylı bu iddialar için cevap hakkını kullanan Yiğit Şardan'ın kendisine bir mesaj geçtiğini köşesinde duyurdu.
Altaylı, Şardan'ın mesajını şöyle aktardı: "Bugün Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu olduğunu yazmışsın. Birleşme sonrası, yani birleşme için kullanılacak 70 milyon Dolar hariç Galatasaray'ın borcu 200 milyon Dolar'dır."
Galatasaray'ın Sportif AŞ ve Futbol AŞ'yi birleştirmek için aldığı kredinin imza gününde kulübün telafuz edilen borcu ile Şardan'ın Altaylı'ya yolladığı mesajdaki rakam arasında fark vardı. Galatasaray'ın denetlenen bütçesinden çıkan borç rakamı 130 milyon Dolar'dı ve Şardan'ın mesajındaki 200 milyon rakamına ulaşabilmek için "70 milyon Dolar kredi hariç değil; 'dahil' olarak yer almalıydı. Bunun üzerine Yiğit Şardan'ı aradım ve söz konusu mesajın varlığını ve rakamları kendisine de sordum.

BORÇ 800 MİLYON TL Mİ?
Kendisi bana "Fatih Altaylı; 70 milyon dahil dediğim rakamı, hariç yazdı" dedi.
Bunun üzerine mesajın orijinalini kendisinden talep ettim. Şardan da cep telefonuma mesajın orijinalini attı. İşte Yiğit Şardan'ın Fatih Altaylı'nın "Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu var" açıklaması sonrasında attığı SMS:
Fatih kardeşim sana yurt dışından yetişiyorum.
Bugün Galatasaray'ın 800 milyon TL borcu olduğunu yazmışsın. Beraber yemek yediğin ve belki yönetimde görmek istediğin Süren (Faruk Süren), Dürüst (Ali Dürüst), Hattat (Osman Hattat), Gürsoy (Ergun Gürsoy) acar grubuna destek olsun diye mi bu rakamı yazıyorsun? Bil ki çok sevdiğin Galatasaray'a kötülük yapıyorsun. Ben sana birinci ağızdan söyleyeyim. Galatasaray'ın (birleşme için kullanılacak 70 milyon dolar dahil) borcu 200 milyon dolar. Yıllık geliri 150-180 milyon dolara gelmiş. Bu rakam kulüp için hiç de çevrilmesi ve geri ödenmesi zor bir tutar değil. Söyle o yakın dostlarına, işler düzeldi. Gönül rahatlığı ile seçime girebilirler. Selamlar. Sevgiler...
(Levent Tüzemen)

6 Mart 2010 Cumartesi

Neyin peşindesiniz siz?



pankartfanzine'den alıntıdır...

Eski başkanlar ve yöneticiler bir yandan, tirajı yüksek gazeteler ve ratingi yüksek televizyon kanalları bir yandan, liseliler ve liseciler bir yandan Galatasaray'ın şampiyonluğa emin adımlarla yürümekte olduğu bu günlerde ve geçmişten günümüze devam etmekteki projelerin sonuna yaklaşmışken, yeni projeler hayata geçirilmekteyken malesef ki kulübü olmadık çıkmazlara sürüklüyorlar..

Galatasaray camiasında önemli hizmetleri olmuş insanların, eski başkan ve yöneticilerin neyin peşinde olduğunu anlamak mümkün değil! Neden mart ayında çıkıyorsunuz ortaya? Neden Galatasaray için bir şeyler yapmayı konuşmak için martı tercih ediyorsunuz? Neden eylülde çıkıp Galatasaray için neler yapılabileceğini konuşup mevcut yönetimle birlikte ya da bağımsız bir şekilde harekete geçmiyosunuz? Neden hizmet anlayışınızı yeni yönetim oluşturmak gibi bir amaçla sınırlıyorsunuz? Ve neden Galatasaray Spor Kulübü çok daha zor günler geçirirken, Özhan Canaydın'ın başkanlığı süresince ortaya çıkmadınız hiç? Kulüp futbolcu maaşlarını, personel maaşlarını ödeyemeyecek hallere düşürüldüğünde neden köşenize çekildiniz? Neden Sahip Som kulübü dolandırırken ses etmediniz? Neden her sene yeni bir maketle bu kulübün oyalanmasına müsade ettiniz? Neden kulübe destek adı altında sms ile para toplanırken uzaktan seyir eylediniz? Neden ortaya çıkmak için kulübün istikrara belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemi tercih ettiniz? Neden her şey yolunda giderken yaptınız bunu?


Bir süredir takip ediyoruz basının yüksek tirajlı gazetelerini. Zaman kolladıklarını zaten biliyoruz ve hiç bir gazetenin iyi niyetli olduğuna inanmıyoruz. Yalnızca bir gazete üzerinden alma aldırma kampanyalarında değil esas olay. Elbette tepki göstermek en doğal hakkımız. Galatasaray'ın hakkını yedirtmemek en esas görevlerimizden birisi. Fakat biri değil ki hepsi aynı amaç üzerinden ilerlemekte. Aynı amaca hizmet etmekte. Bu kritik dönemde de farklı bir şey beklemiyorduk zaten. Neyin peşinde oldukları gayet açık ve net. Mart'ın azgın kedileri bunları yapanlar. Hepsi mevcut yönetime karşı kim varsa ne varsa onu pohpohlayarak yüceltmek peşinde. Bu vesile ile hem kendilerinin Ali Cengiz oyunlarına göz yummayan yönetimden öc alma hem de Galatasaray Spor Kulübünü içten içe yıpratmanın peşindeler. Bir kere herkes kendi kendine şu soruyu sormalı; Bu gazeteler Galatasaray'ın iyiliğini isterler mi? Buna evet cevabını verecek hiç kimse yoktur. Dolayısıyla bunların hangi tarafı desteklediğini görüp bunun tam karşısındakinin Galatasaray'a daha faydalı olabileceğini çıkartmak pek güç değil. Sırf bu mantıkla bile neyin ne olduğunu kavramak gayet basit. Şimdiye dek "eski başkanlardan" diye anılan Faruk Süren'i bugünlerde "efsane başkan" diye lanse etmeleri de zaten bu oyunlarının bir parçası değil mi?

Hadi bunlar camianın dışından, yıllardır Galatasaray düşmanlığını ilke edinmiş kurumlar diyip geçeriz. Umurumuzda da çok olmaz açıkçası ne yaptıkları ne ettikleri, en fazla olacağı kendi salyalarında boğulurlar. Fakat ya peki kendi camiamızın içindekiler? Bizden olanlar, Galatasaraylı olanlar? Her mart liseli-alaylı tartışmalarını gündeme taşıyarak içimize nifak sokmaya çalışanlar? Sırf liseli olduğu için birilerini destekleyenler, sırf liseli olmadığı için birilerini köstekleyenler? Liseli değil liseci zihniyetle hareket edenler, onlar neyin peşindeler? Artık kimse sıkılmadı mı bu muhabbetten? Bunun Galatasaray'a zarar veridiğini görmüyor mu hiç kimse? Bu kulübün kendilerine ait olduğunu düşünen "ölümsüzler" neden kulübe sırf liseli olduğu için üye olan Fenerbahçelilerden Beşiktaşlılardan rahatsız olmuyorda Galatasatasaray taraftarlarından böylesine rahatsız oluyorlar? Kulübün gerçek sahibinin onlar olduğunu göstermek için mi tüm bunlar? Gerçekten öyle olduklarını düşünüyorlarsa eğer neden kulübü böylesine önemli bir dönemde kaos ortamına sürüklenmesine izin veriyorlar? Kendi istediklerinin olması Galatasaray'ın menfaatlerinden daha mı önemli yoksa? Galatasaray Spor Kulübünün bekası mı yoksa Liselileri'in bekası mı daha öncelikli?

Bizler için her şey Galatasaray'dan sonra gelir. Galatasaray'ın yoluna hayatlarımızı adamışız ve yalnızca Galatasaray adına, bayrağına ve armasına bağımlıyız. Bugünde olduğu gibi, bundan önce de hiç bir yönetimin destekçisi olmadık. Kim ne yanlış yaptıysa karşısında kim ne fayda sağladıysa arkasında olduk. Bizler hep tribünde olduk, karşı tribündekiler ise sürekli değişti. Bir yönetim geldi bir yönetim gitti. Biz hep görevimiz başında kaldık. Biz de seçim, oylama, ve emekli olma yok. Her daim Galatasaray ve Galatasaray Tribünleri için hizmet ederiz. Her zaman Galatasaray'ın çıkarlarını gözeterek hareket ederiz. Bütün Galatasaray camiasından da bu kritik dönemde böyle hareket etmesini bekliyoruz.

Başka Galatasaray yok!

5 Mart 2010 Cuma

Kulağına küpe olsun



"Goller ketçap gibidir,bazen ne kadar denersen dene gelmez,sonra hepsi bir anda geliverir."

Ünlü filozof Ruud Van Nistelrooy'dan Higuain'e...

Ricky Davis Türk Telekom'da



NBA'de 13 senede 6 farklı takımla boy gösterdikten sonra yolu Türk Telekom ile Türkiye'ye düştü Ricky Davis'in..İnsan ilk duyduğunda "oooo,vay be" diye tepki veriyor ama son yılların modası artık alışıyoruz oralarda tutunamayanların kıtalar aşıp Avrupa'ya Asya'ya gelmesine..

Ricky Davis oraların Sergen Yalçın'ı sanki..Yetenek,atletiklik ve patlayıcı skorerlik özelliklerini defalarca ispatlasa da bir günü diğer gününü tutmadı hiçbir zaman.Bu yüzden hiçbir takımında parçası olamadı.Üstüne bir de sinirbozucu derece de "cool" tavırları,disiplinsizliği eklenince NBA'de ki en itici oyuncular listesinde her zaman ilk sıralarda yer aldı.

Onu anlatacak pek çok hikaye var aslında ama en ilginci ve onu en iyi yansıtanıysa Cleveland formasıyla Utah'a karşı gerçekleştirdiği efsane triple double'ı.. Sürenin bitimine çok az kala triple double yapmasına 1 ribaund kaldığını farkeden mütevazi skorer topu kendi potasına yollayıp ribaundunu alarak bu emeline ulaşıyor ve akabinde ilk tebriği de Deshawn Stevenson'dan sert bir faulle alıyor. Olay esnasında Jerry Sloan'ın yüzünün aldığı şekil de aslında tüm yaşananların özeti... Bu efsane videoya da buradan ulaşabilirsiniz..



Yazıya görsel ararken şans eseri rastladığım bu inanılmaz grafik de neden hiçbir yerde kabul görmediğinin ispatı olsa gerek. Çünkü onun yaptıklarının takıma katkı vermekle ya da başarıya götürmekle bir ilgisi olmuyor.Kendi dalgasına bakıyor derler ya tam da öyle birşey...

Türk Telekom'un da bu saatten sonra yapabileceği tek şey topu Davis'e verip izlemek olacaktır. Canı isterse ne ala ama hiç sanmıyorum....

3 Mart 2010 Çarşamba

Sitem



3 tarafı denizlerle çevrili ülkeden hiç mi yüzücü çıkmaz klişesi dillendirilir yıllardır.Koskoca kış oyunları(olimpiyatları)geride kalınca bu tekrarlanmaz mı hiç...Her tarafı dağla,karla kaplı ülkemizi orada 5 kişi mi temsil eder.Bazı sporlar ülkelerin genetiğinde yoktur bunu anlar kabul ederiz ancak 70 milyonda 5 kişi nedir?

Evet ülkemizde zengin eğlencesidir kaymak,spor olarak görülmez.Hatta bebeklikten başlar kimisinin karla macerası,sonrada dönem ortası tatillerinde karne hediyesi olarak sürüp gider.. İşte bu yüzden ısınamaz milletimiz bu spora,zengin işidir çünkü sadece arkadaşlara hava atma vesilesidir..Aynen Formula 1 gibi.. Hayatında bir yarışın tamamını bırakın 1 dk'sını izlemeyen,herhangi bir pilotu bırakın şampiyonları,efsaneleri tanımayan insanlar padokta kameralara poz vermekle meşguldür...

Normal vatandaşı geçtim de,senelerdir albümlerine,profillerine oraya buraya fotoğraflarını koyan,"Tatilde de kaymaya gittim çok keyifliydi" diye ortalarda dolanan insanlardan da mı çıkmaz 15-20 kişi? Bu kadar mı uzağız bu sporlara?

1 Mart 2010 Pazartesi

Dejavu



Arsenal aynı acıyı tam 2 sene sonra yeniden yaşıyor..Diğer futbolcuların şampiyonluğu kovalamaları bir yana mental olarak sağlıklı şekilde oynayabilmeleri bile büyük başarı bu saatten sonra...Olay esnasında Fabregas'ın yüzü çok şey anlatıyor..

Eduardo'dan sonra bu kez de Ramsey'in ayağı bu hafta sonu Stoke City maçında kırıldı..Çok genç olması ise tesellimiz.Ayrıca Eduardo bile o sakatlıktan sonra sahalara dönebildiyse Ramsey'in dönüşü de umuyoruz ki çok uzun sürmeyecektir..

Üzüntünde sevincinde seninle birlikte...



Enerjimizin büyük kısmını Madrid maçında harcadığımızdan kenardan seyredip analiz yapalım istedik bu kez… Kasımpaşa’ya ayar vermek adına Eski açığın fiyatlarının 75 TL’ye çekilmesi yeni açığın altlı üstlü tamamen dolmasına vesile olmuş,çok da güzel olmuş…2-3 senedir sürekli dillendirdiğimiz gibi eski açıkla yeni açık arasında 5-10 TL’de olsa bir fiyat farkı olsa ve insanlar o tribüne de teşvik edilse herhalde boş tribünlere oynamazdık yıllardır…

Sabri’yi özlemişiz,maçtan önce tribünlerle bol bol hasret giderdi,Uğur’un da sakatlanmasıyla formasına sonunda kavuştu. Geçen sene başlarında bu cümleleri kuracağımızı düşünsek kendimize gülerdik herhalde ancak gelişimine bakınca tüm söylenenleri de sonuna kadar hakediyor..

Hakan Balta ve Elano’nun yokluğunda 11’e girenler Dos Santos ve Ayhan oldu. Öyle bir kadro var ki Rijikaard’ın elinde Servet ve Leo Franco’nun dışında sadece tek bir pozisyon oynayabilen oyuncu sayamıyoruz. Son haftalarda Mustafa Sarp’ın düşüşünü de hesaba katarsak,Elano’nun da yokluğunda Ayhan’ın çok daha verimli oynadığını söyleyebiliriz. (Lütfen referansı son haftalardaki Mustafa Sarp olarak alınız.)Önemli olan bunları 4-1’lik skordan sonra değil de maç içinde ya da maçtan önce söyleyebilmektir tabi ki ancak insan Ayhan faydalı oynadı falan diyince skordan dolayı demiyorum bunları diye de ekleme ihtiyacı hissediyor kendisinde. .

İlk yarıda maçı çok rahat koparabilirdik, olmadı…Arda,Dos Santos,Keita,Jo dörtlüsünün hiçbirini tanımayan ve daha önce hiç Galatasaray maçı izlememiş birisine bu maçın ilk yarısını izletseniz, eminim hangi futbolcunun hangi mevkide oynadığını kestiremezdi.O kadar çok değişerek oynadılar ki Kasımpaşa savunmacılarına acıdım. 2.yarı başıysa (Beşiktaş maçı hariç) son zamanlarda alıştığımız gibiydi.Rakip orta sahaya teslim olduk ve pozisyon üstüne pozisyon yedik.Nitekim gol de bağıra çağıra geldi..Neyse ki bu kez golü erken yedik de toparlanma fırsatımız oldu…

Sabri gelince zaten formda olan Keita çıldırdı..İkisini bir arada izlemek inanılmaz keyifli… Giovanni’de bugün üzerindeki ölü toprağını atacağını daha ilk dakikadan belli etmişti, nitekim fizik olarak güçlendikçe gösterebileceği performansında sinyallerini veriyor. Aslında bugün tüm takım ona biraz ayak uydursa ve dikine oynamayı akıl edebilse sonuca daha hızlı ulaşabilirdik. Arda’nın daha önce de bu satırlarda şikayet ettiğimiz gibi ayağında gereğinden fazla topu tutması çoğu olası atağında başlamadan bitmesine neden oluyor,yine de ekstra savunma gücü de takım için önemli bir artı..

Jo hakkındaki düşüncelerimde ise bir değişiklik yok…Bu adam Türkiye’de çok iş yapar ve kesinlikle bonservisi kaç liraysa verilip alınması gerekir. Baros’da geldiğinde artık sadece oyuncuların pozisyonlarıyla oynamak zorunda kalmayacağız,maç içinde gerektiğinde çift forvetli varyasyonlar da deneyebileceğiz. .

Son olarak bugün gözden kaçan performans olarak Servet’e de mutlaka değinmek gerekir.Öyle kritik anlarda öyle müdahaleler yapıyor ki pozisyonları büyümeden engellediği için farkedilmeyebiliyor. Bu adamın milli takıma alınmasını eleştiren insanlarla aynı havayı soluyoruz şu anda…

Sonuçta rahat ve güzel bir galibiyet aldık,ancak kesinlikle defansif orta saha oyuncularımızın birer vites yukarı taşımaları gerekiyor oyunlarını.. Sami Yen’de Kasımpaşa önünde teslim oynamak 15-20 dakikalığına da olsa kabul edilemez…