
8 Ocak 2010'da Skibbe E.Frankfurt ile Antalya'da kamp yaparken Türk futbolcuları,hep yakındığımız sistemi,kısacası ülkemizi anlattığı enfes bir röportaj yapılmış..(kaynak:http://www.footballvsfashion.com)
Ülkemizde yankı bulmamış olması da enteresan.. Sadece Galatasaray dergisinde otelde takımımızla karşılaşan Skibbe'nin eski öğrencileri ve yöneticileriyle yaptığı samimi sohbetin bir kaç karesini görebilmiştik..
Amacımız vay be ne iyi adamdı da yolladı demek değil elbette. Teknik direktörünüz Rijikaard'ken bunu yaparsanız Allah taş yapabilir.. Ancak bizden olmayan birinin 1 sene bile aramızda kalmadan yaptığı tespitler inanılmaz ve şu anda yaşadıklarımızın da kopyası aslında.. Hocanın taktiğini,antrenman programını,maç dizilişini tahtada görüp de atıp tutan oyuncularımız varken daha biz ne verebiliriz ki onlara...
Umarım bu röportajın benzerini yakın zamanda Rijikaard'dan da dinlemek zorunda kalmayız..
Geçen sezon bu zamanlarda yine Antalya’da, üzerinde sarı-kırmızı forma varken peşindeki kalabalık basın grubu sayesinde aldığı nefesi takip ediyorduk. Bu sene o yine Antalya’da. Ama sessiz-sedasız. Tek farkı formasında sarının yerine siyah var. Peşinde de Türk basını yerine 13 kişilik bir Alman gazeteci ekibi. Michael Skibbe’yle eski ve yeni işini konuştuk.
Galatasaray’dan ayrılışın sancılı oldu. Geriye baktığında pişman olduğun bir konu var mı?
Galatasaray’ın teklifi kabul ederken Galatasaray’ın aslında yüzde 60’ı yabancı yüzde 40’ı Türk olan bir teknik direktör aradığını anlayamadım. Sanırım beklentilerin çakışmamasında en önemli nokta bu oldu. Pişmanlık değil ama bunu daha önce fark etmiş olmayı isterdim.
Bu tabii çok anlaşılmayacak...
Şunu demek istiyorum: Galatasaray yönetimi uluslararası isimlerle çalışırak, iyi isimler transfer ederek ‘Uluslarası’ olmaya çalışıyor. Ama bu formülün tutmasına olanak yok. Aslında eksik olan eğitim. Futbolcular iyi yetişmiş. Ama uluslarası olmak için eğitilmemiş. Gelen yabancılarla arada fark doğuyor. Birey olarak hareket etmiyorlar. Herşeyden önce yabancı dil bilmiyorlar. Almanya’da yetişmiş bir Türk oyuncudan bile mantalite ve bakış açısı olarak eksik olduklarını görüyorlar. Çünkü onlar Almanca ve İngilizce konuşarak geliyor. Bu eksikliği bilmek, fark etmek onları üzüyor.
Ben futbolcuların büyük takıma, işte mesela Galatasaray’a gelince hayalleri bittiği için ilerlemediklerini düşünüyordum
Tam olarak değil. Kendilerini Avrupa’da eğitim almış veya yabancı futbolcularla kıyasladıkları zaman geriden geldiklerini görüyorlar. Bunu bilmek onları üzüyor. Aslında çok çabalıyorlar. Yetenekliler. Ama dediğim gibi ‘uluslarası olmak’ eğitim gerektirir. Lafta kalmamalı. Mesela Meira kendi kalitesini gösteremedi. Çünkü burada mutlu olamadı. Onunla konuştuğum zaman Portekizce, Almanca, İngilizce, İtalyanca konuşabildiğini Türkçe için de çok zor olmasına rağmen çabaladığını söylüyordu. Ama Galatasaray defansında kimse bu dillere hakim olmadığı için, solunda Servet, sağında Sabri, önünde Topal, defansı toplaması mümkün olmadı hiçbir zaman... Bu konuda yönetim onları önemsemiyor. Futbolcularına bu manada sahip çıkmıyor.
Peki Lincoln? Sonuçta o da ‘uluslarası’ bir futbolcu ama uyum sağlamayadı... Tabii seninle çalışırken en iyi performansını almayı başardın, bu nasıl oldu?
Lincoln özel bir futbolcu. Bir kere ona yapıştırılan etiketiler doğru değil. Hiç gece hayatı yok mesela. Ağzına içki sürmez ayrıca. Ama çok yetenekli bir futbolcu ve bu yeteneğine övgü bekliyor. Onu bu konuda serbest bıraktığınızda, yeteneğini takdir ettiğinizi belirtip bunun ona sorumluluk yüklediğini anlattığınızda o da size tam karşılığını vermeye çalışıyor. Bazı maçlarda bunu yapamadı. Ama en azından elinden geleni yaptı. Ben onu Eintracht Frankfurt için de bu yüzden istedim. Ama tabii kötü ünü kulübün soğuk bakmasına yol açıyor. O da zaten futbola küsmüş durumda. 2-3 gün önce konuştum. Keyif almadığını, futbol oynamak istemediğini söylüyor. Birkaç gün içinde baba olacak... Belki onun için yeni bir dönem başlar...
Futbolcularınız senden kopamıyor galiba...
Bu hep böyle oldu benim için. Çalışırken alışıyorlar. Çünkü hepsinde telefonum vardır. Ve beni istedikleri zaman arayabilirler. Futbolcularla ilişkim hep dostluk üzerine kuruldu. Galatasaray’lı futbolcularımla da kopmadım. Arada telefonlaşıyoruz.
Bu kadar arkadaşça davranmanın otorite boşluğu yarattığını düşünmüyor musun? En azıdan Türk futbolcularla?
Hayır! Ben böyleyim. Sırf ‘otorite prim yapar’ diye kendimi değiştiremem. Değiştirmedim de. Uzun vadede olması gereken bu. Ben kamp yapmıyordum. Kamp son derece sıkıcı bir olay. Bu eleştiriliyordu. Ama bir futbolcu ertesi gün maçı varsa gece çıkmaması, erken yatması gerektiğini kendisi bilmeli. Bunu bir hoca istediği için değil, bilinçli olarak kendisi yapmalı. Eğitim derken kastettiklerimden biri de bu işte...
Galatasaray yönetimiyle ilgili sorunun var mı?
Beklentilerini daha önce anlamış olmayı isterdim. Haldun Üstünel ve Adnan Sezgin’in yetkilerinin hangi konularda olduğunu ancak 2 ay sonra anlayabildim. Bana baştan bilgi verilmedi mesela. Bir de ben bazı şeylerin temelden değişmesi gerektiğini savunuyordum. Ama bana ‘bunlar değişmez’ diyorlardı.
Ne gibi?
Mesela futbolcuların komple bir eğitim alması gibi. İsim vermek istemiyorum ama şu futbolcuyu şöyle yapmalıyız dediğim zaman ‘hayır, o değişmez, o öğrenmez, uğraşma’ diye karşılık alıyordum. Oysa ki emek harcamak, o futbolcuları birer birey yapmak lazım. Ben onlara inanıyordum. Ama tabii böyle bir değişim zaman ister ve yönetim bu zamanı vermek istemiyordu. Biraz da şöyle düşünüyorum. Futbolcuların kendi kararlarını otoritelere bırakmaları, fikirlerini açıkça ifade edememeleri bu sistemin işine yarıyor. O zaman yöneticiler de ön plana çıkıyor önem kazanıyor, gündem onların etrafında oluşuyor. Halbuki normalde Türkiye hariç hiçbir yerde başkanların ismi bilinmez. Bu kamuoyu onların da işine yaradığı için sistemi değiştirmek ve ‘uluslararası’ olmak istemiyorlar.
Galatasaray’a geldiğin için pişman oldun mu?
Hayır. Galatasaray’la aynı zamanda Panathinaikos’tan da teklif almıştım. Onlarla da görüşmüştüm. Galatasaray’lı yöneticilerle Türkiye’de Almanya’da birkaç görüşme yapmıştık. Benimle ilk temasları zaten Galatasaray’la oynadığımız Bayer Leverkusen maçından sonraydı. Son olarak ben Galatasaray’ı reddetmeye karar verdim. Çünkü Leverkusen’de çalıştığım yardımcılarım özel sebeplerden Türkiye’ye gelmek istemediler. Ben Adnan Sezgin’e ‘teklifinizi kabul etmeyeceğim’ dediğimde bana destek olacaklarını, her türlü konuda yardımcı olacaklarını söylediler. Ama takımla ilgili sorunların yanı sıra o dönemde yönetim başka konularla meşguldü ve karşılıklı beklentilerimiz çakışmadı... Ben Galatasaray’ı çok sevdim. Kulübü, taraftarı sevdiğim kadar futbolcularımı ve kulüp binasında bizimle çalışan özveriyle işlerini yapan kadroyu da sevdim. Onlar için başarılı olmak isterdim.
1 yorum:
Severdim seni Skibbe eminim ilerde Löw gibi senide milli takımının başında göreceğiz. Tespitleri gayet yerinde ama bunun çözümü seneler alır. Rijkaard seneye %40 Türk olur heralde. Sabri'ye verdiği eğitim ortada adam bir senede devrim yaşadı ama diğer Türklerin hali içler acısı halde. Yetenek eksikliğinden kaynaklanıyor sanırsam. Nolursa olsun Rijkaard la yola devam edeceğimiz kesin. İnşallah bu sene veremediği katkıyı seneye verecek.
Yorum Gönder